- Suriye’de yeni bir anayasanın hazırlanmasıyla birlikte, ülkede yaşayan tüm halkların, inançların, kültürlerin, dillerin ve farklılıkların kendi hak ve hukuklarıyla yer alması hedefleniyor. Her bölgenin yönetimi, o bölgedeki halkın öz iradesine dayalı olarak şekillenmeli
- Ağustos ayından bu yana mahalleye girişine izin verilmeyen mazot tükenmek üzere. Okullar bir açılıp bir kapanmak zorunda kalıyor. Mahallede bulunan altı hastane, ilaç, yakıt ve elektrik yetersizliği nedeniyle kapanma noktasına geldi. İlaç stokları tamamen tükendi
Doğan Cihan
Herkesçe bilinen bir gerçek olarak, ABD ve İngiltere’nin desteği ve İsrail’in onayıyla bugün Şam’daki sarayda tutunabilen Colani rejimi, iktidara gelişinin üzerinden geçen bir yılın sonunda Suriye’ye Esad rejiminin getirdiği kötülükleri tekrarlamaktan öteye gidemedi. Suriye’ye olumlu ve iyi anlamda bir şey veremeyeceği ve yapamayacağı da açıkça ortada duruyor. Buna rağmen ABD ve İngiltere, özel bir destek vererek Colani rejimini ayakta tutmaya gayret ediyor.
Suriye’de sahil bölgesinde (Lazkiye ve Tartus kentleri) Colani rejimine bağlı silahlı gruplar, Alevilere yönelik katliam gerçekleştirmiş ve bölgede saldırılar sürerken, ABD’nin baskısıyla Colani, 10 Mart’ta Demokratik Suriye Güçleri Genel Komutanı Mazlum Abdi ile 8 maddelik bir mutabakat imzaladı. Bu kapsamda ABD’nin arabuluculuğunda DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve beraberindeki Özerk Yönetim ve DSG heyetiyle Şam’a gitti. Bu görüşme o kadar olumsuz geçti ki ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack toplantıyı terk etmişti. Özerk Yönetim ile DSG heyeti ise usullere göre ağırlanmamıştı. Görüşmenin hemen ardından Colani rejimine bağlı gruplar Süveyda’ya, Dürzi topluluğuna saldırdı. Colani rejiminin hanesine bir sıfır daha eklendi. ABD Süveyda’da Dürzi topluluğu katledilirken, DSG Genel Komutanı Abdi’den apar topar görüşme istedi. Ürdün’ün başkenti Amman’da Abdi ile Barrack arasında bir görüşme oldu. Abdi bu görüşmede de daha önceki görüşmelerde de bölgenin hassasiyetlerini gözeterek, mevcut rejimin uygulamalarının kabul görülmediğini ve kendilerinin yaklaşımını ortaya koymuştu.
10 Mart Mutabakatı
Resmi olarak, DSG Genel Komutanı Abdi, Mart ayında mutabakatı imzaladığı gün ve sonrasında da Şam’da 3 kez olmak üzere beraberindeki heyetlerle Şam yönetimiyle 10 Mart mutabakatı çerçevesinde görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmelere ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve Fransa’nın temsilcisi resmi olarak bulunurken, görüşmeleri İngiltere, Almanya ve Körfez ülkeleri dolaylı takip etti. Ve tabii Türkiye’nin de Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani üzerinden toplantıyı takip ettiğini belirtmek gerek. Her toplantının ertesi günü Şeybani direkt olarak Ankara’ya seyahat ederek, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüşmüştü. Bu görüşmeler açık kaynaklarda da bulunuyor. 10 Mart Mutabakatı söylentiler dışında sahada, pratikte aktarılacak hiçbir gelişme yaşanmadı.
DSG için 10 Mart nedir?
Suriye’de yeni bir anayasanın hazırlanmasıyla birlikte, ülkede yaşayan tüm halkların, inançların, kültürlerin, dillerin ve farklılıkların kendi hak ve hukuklarıyla yer alması hedefleniyor. Her bölgenin yönetimi, o bölgedeki halkın öz iradesine dayalı olarak şekillenmeli. Halk, kendi kaderini; sokağını, mahallesini, köyünü ve kentini özgürce, kendi özgün farklılıkları ve haklarıyla yönetebilmelidir. Savunma ise yine halkın kendi iradesiyle sağlanmalıdır.
10 Martta gelinen son nokta!
Şam yönetimi, Türkiye’nin baskısı, telkini ya da zorlamasıyla, DSG’nin Suriye Savunma Bakanlığına entegre olmasını engelliyor. Bu durum, diplomatik ziyaretler aracılığıyla yürütülen baskılar ve sahadaki askeri temaslarla pekiştiriliyor. Özellikle SMO adı altında Suriye Ordusu’na entegre edilen Sultan Süleyman Şah Tugayı (Ebu Amşat, 62. Tümen-Hama), Hamzat Tümeni (76. Tümen-Halep), Ahrar el Şarkiye (86. Tümen-Deyrizor, Rakka ve Hesekê) ve Sultan Murad Tugayı (72. Tümen-Halep – Savunma Bakanlığı Yardımcısı ve Kuzey Bölge Komutanı Fehim İsa) gibi gruplar, Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri, Rakka, Deyrizor, Der Hafir ve Tişrin Barajı’na yönelik saldırılar düzenleyerek süreci provoke edip sabote ediyor.
DSG ise tüm bu saldırılara meşru savunma kapsamında karşılık verirken, çatışmaların tırmanmaması için şeffaflık içerisinde tüm taraflara çağrılarda bulunuyor.
DSG ile Şam arasında yapılan son görüşmeye dair
Görüşme, iki Suriyeli taraf arasında ABD arabuluculuğunda gerçekleşti. Taraflar, karşılıklı taleplerini yazılı olarak birbirlerine sunduktan sonra müzakerelere başladı. Toplantıda somut bir ilerleme sağlanmasa da, önceki görüşmelerin aksine olumlu bir atmosfer hâkimdi. Taraflar, ilk kez ortak bir noktada buluşarak görüşmelerin sürdürülmesi konusunda mutabakata vardılar.
Türkiye’nin baskısıyla DSG’nin kendini feshederek bireysel olarak Suriye ordusuna katılması, Kuzey ve Doğu Suriye’deki Deyrizor, Rakka ve Tabqa kentlerinin koşulsuz teslim edilmesi, ayrıca savaşla Rojava’ya giremeyen HTŞ-SMO gruplarının Özerk Yönetim bölgesine alınması talep ediliyor. Özetle, 14 yıldır direnen, binlerce şehit, yaralı ve gazi veren bir topluma siyasi ve askeri iradesini feshedip teslim olması dayatılıyor. Bu ise gerçekçi olmaktan ziyade bir hayal olarak değerlendiriliyor.
DSG ise, Savunma Bakanlığına blok halinde katılmayı, Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığında kurulacak tümen, tugay ve taburların komuta ve yönetim kademelerine DSG’den atamalar yapılmasını, Savunma Bakanlığına bağlı hiçbir gücün bölgeye girmemesini ve entegrasyonun anayasal temelde hakların güvence altına alınmasını talep ediyor.
Halep
Türkiye, Suriye özelinde Halep üzerinde siyasi, askeri, ekonomik ve toplumsal bir hâkimiyet kurmaya çalışıyor. SMO gruplarını Savunma Bakanlığına entegre ederek, bu grupları Halep ve çevresinde tümenler halinde yerleştirdi ve böylece bölgede askeri kontrol sağladı. Türkiye’den gelen çeşitli heyetler günübirlik ziyaretlerle Halep’te ekonomik anlaşmalar yaparak, Türkiye ekonomisinin etkisini artırıyor ve kenti Türk pazarına entegre etme çabası yürütüyor. Bu girişimler belirli ölçüde başarıya ulaşmış durumda. Halep, siyasi anlamda da Türkiye’nin etkisi altında bulunuyor.
Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri
Efrîn, Şehba ve Til Rifat saldırılarının ardından yaşanan göç nedeniyle mahallenin nüfusunun 300 bine yaklaştığı bildiriliyor. Mahalle, Ağustos ayından itibaren kuşatma altına alınarak planlı ve sistemli bir ambargoya maruz bırakıldı. Bu durum, özellikle DSG’nin Şam ile yürüttüğü görüşmelerin içeriğine bağlı olarak daha da belirgin hale geldi. Türkiye, kontrol ettiği gruplar aracılığıyla bu iki mahalleyi kuşatarak önce ambargo uyguladı, ardından katliam gerçekleştirmek amacıyla iki kez kapsamlı saldırı düzenledi. Ancak her iki saldırı da direnişle karşılaştı.
Savaş sürerken Halep Valisi ateşkes talebinde bulundu. Buna rağmen Türkiye, süreci SMO grupları üzerinden sabote ederek kuşatmayı daha da yoğunlaştırdı ve mutlak bir ambargo uygulamaya başladı.
Mahallede son durum oldukça kritik
Ağustos ayından bu yana mahalleye girişine izin verilmeyen mazot tükenmek üzere. Okullar bir açılıp bir kapanmak zorunda kalıyor. Mahallede bulunan altı hastane, ilaç, yakıt ve elektrik yetersizliği nedeniyle kapanma noktasına geldi. İlaç stokları tamamen tükendi. Yaklaşık 300 bin insanın yakıt, ilaç, gıda ve diğer temel insani ihtiyaçlara erişimi engelleniyor. Halep, yakın bir süreçte ciddi bir insani felaketle karşı karşıya kalma riski taşıyor.









