GÖÇİZDER bünyesinde çalışma yürüten avukat Ahmet Baran Çelik, Ege’de 18 göçmenin ölümünü ‘kaza’ değil, insan kaçakçılarının açgözlülüğü ve devletlerin ihmaliyle örülü bir ‘cinayet’ olarak niteledi
Bodrum açıklarında 18 göçmenin yaşamını yitirdiği son facia, düzensiz göçün ölümcül yüzünü ve göçmenlerin maruz kaldığı güvenlik zafiyetini bir kez daha gündeme getirdi.
Göç İzleme Derneği (GÖÇİZDER) bünyesinde çalışma yürüten avukat Ahmet Baran Çelik, bölgedeki ölümlerin “kaza” değil, insan kaçakçılarının açgözlülüğü ve devletlerin ihmaliyle örülü bir “cinayet” olduğunu vurguladı. Çelik, Ortadoğu’daki bitmek bilmeyen savaşların ve İran ekseninde tırmanan gerilimin yeni ve daha büyük göç dalgalarını tetikleyebileceği uyarısında bulunarak kalıcı barış için demokratik ortak yaşam modelinin tek gerçekçi çözüm olduğunu vurguladı.

‘Bu, açıkça bir cinayettir’
Bodrum açıklarında 18 göçmenin yaşamını yitirdiği facianın açık bir cinayet olduğunu vurgulayan Ahmet Baran Çelik şunları ifade etti:
“Maalesef yine ölümlerle sonuçlanan bir olay meydana geldi. Buna kaza demek doğru olmaz; çünkü bu açıkça bir cinayettir. Bu bölgelerde insanları botlarla ve teknelerle karşı tarafa geçirmeye çalışan kaçakçılar, bu cinayetin birinci ve somut sorumlularıdır. Genelde kapasitesinin çok üzerinde insanla karşıya geçmeye çalışıyorlar. Mevcut botların bu kadar çok sayıda insanı taşıması mümkün değildir.
Bu son olayda botta tam olarak kaç kişi olduğunu henüz bilemiyoruz; ancak genel olarak bu sebeple teknelerin batması sonucu büyük can kayıpları yaşanıyor. Ayrıca tek seferde daha çok kişiyi karşıya geçirerek daha fazla kazanç elde etmek amacıyla çok hızlı hareket ediyorlar. Bu açgözlülük ve insan hayatını hiçe sayan yaklaşım maalesef ölümleri beraberinde getiriyor.”
‘Ortadoğu’daki savaşlar beraberinde ölüm ve yoksulluk getiriyor’
Cinayetin diğer sorumlularının insanları ülkelerinden çıkmaya zorlayan devletler ve örgütler olduğuna işaret eden Çelik, göç yollarındaki güvenlik zafiyetine şöyle dikkat çekti:
“Ortadoğu’da bitmek bilmeyen savaşlar beraberinde ölümü, yıkımı ve yoksulluğu getiriyor. Bu koşullardan kaçıp insanca bir hayat yaşama umuduyla başka ülkelere sığınmaya çalışan insanlar, göç yollarında mayınların, saldırıların, açlığın ve kaçakçıların kurbanı oluyor. Bir diğer sorumluluk ise göç yollarında gerekli tedbirleri ve güvenliği sağlamayan ülkelerindir.
Özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde, elverişsiz botlarla karşıya geçirilmeye çalışılan göçmenler için yeterli güvenlik önlemi alınmadığını, olası kazalara karşı hızlı ve yeterli ilk yardımın yapılmadığını söyleyebiliriz. Bu ihmal, bu denizlere kıyısı olan tüm ülkeler için geçerlidir. Burada Avrupa ülkelerinin sorumluluğuna ayrı bir parantez açmak gerekir. Özellikle Yunanistan ve İtalya gibi ülkeler, bazen ihmali de aşan bir tutumla insanların ölümlerine sebep oluyorlar. Bu ülkelerin güvenlik güçlerinin, fark ettikleri göçmen teknelerini bizzat batırarak can kayıplarına yol açtıkları görülmektedir.”
‘Şehirleri yıkan ve göçe zorlayan durum şehir savaşlarıdır’
İran ekseninde tırmanan gerilimin yeni göç dalgalarını tetikleme potansiyeli taşıdığını söyleyen Çelik şunlara işaret etti:
“İran’da başlayan saldırılar ve bölgedeki diğer gelişmeler elbette yeni bir göç dalgasına sebep olabilecek niteliktedir. Henüz çok yoğun bir göçten bahsetmek için erken olsa da şu anki hava saldırıları nedeniyle insanlar ülke içinde yer değiştirmeye çalışıyor. Ancak bu saldırıların artması, başka ülkelere yönelimi de artıracaktır.
Olası bir kara operasyonu veya savaşı ise bu göçü toplu hale getirecektir; zira şehirleri yıkan ve insanları asıl göçe zorlayan durum, şehir savaşlarıdır. ABD ve İsrail’in bir kara savaşına girişmesi ya da İran içerisindeki farklı grupların rejime karşı silahlı mücadeleye başlaması, büyük bir göç dalgasını tetikleyecektir. Burada sürecin nasıl devam edeceği belirleyici olacaktır. Bir yanda rejimin değişmesini isteyen ABD-İsrail bloku, diğer yanda mevcut yapının sürmesini isteyen farklı bir odak bulunmaktadır. Her iki tarafın da bölge halklarına kısa veya uzun vadede gerçek bir barış vadettiği söylenemez.”
‘Demokrasi ve ortak yaşam çizgisi tek gerçekçi çözümdür’
İran’daki çok kültürlü yapının ancak demokratik bir anlayışla korunabileceğini savunan Ahmet Baran Çelik, çözüm önerisini şöyle dile getirdi:
“Hangi taraf galip gelirse gelsin, İran bir savaş ve göç dalgasına maruz kalacaktır. Bu noktada ‘üçüncü yol’ olarak tanımlanan öneriye şans vermek gerekir. Demokrasi ve ortak yaşam çizgisi dediğimiz bu yaklaşım, kısa ve uzun vadede tek gerçekçi çözüm olarak önümüzde durmaktadır. İran gibi farklı halkların ve inançların bir arada olduğu bir ülke, ancak demokratik ve barışçıl bir anlayışla bütünlüğünü koruyabilir.
Bu durum sadece İran için değil, Suriye, Irak ve Türkiye için de geçerlidir. Sayın Öcalan’ın bu konuda yapmış olduğu önerinin, bu ülkeler ve buralarda yaşayan halklar tarafından dikkate alınmasını umuyorum.”
Kaynak: ANF









