Basın toplantısının yapıldığı salonda ekranlardan bir fotoğraf karesi belirmişti. Kürtler ve tüm dünya uzun yıllar sonra ilk kez Abdullah Öcalan’ı görüyordu. Adaya giden heyet ve adadaki diğer tutuklular Öcalan ile birlikteydi. Fotoğrafta, Abdullah Öcalan’ın çağrı metnini bizzat okuduğu görülüyordu
Serdar Altan
O gün sıra dışı bir gündü. Ülkedeki ve dünyadaki herkes nefesini tutmuş yapılacak açıklamayı bekliyordu. Bu açıklama, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısıydı. Bir yıl içinde birçok önemli gelişme yaşandı. Öcalan’ın çağrısı sonrası PKK kendini feshetti, silahlarını yaktı ve Kuzey Kürdistan sınırlarından çekildi. Devlet somut bir adım atmamış olsa da Öcalan süreci ilerletmek için büyük çaba sarf etti. İmralı heyetiyle yaptığı görüşmelerde ve devletle yaptığı müzakerelerde çözüm için çok çaba gösterdi. 27 Şubat’ın yıldönümünde Öcalan’ın başlattığı süreçte neler yaşandı, yakından bakacağız.
Başlarken…
Bundan bir yıl önce, 27 Şubat 2025’te, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı adı altında tarihi bir çağrı yaptı. Bu aynı zamanda bir sürecin başlangıcı anlamına geliyordu. Bu süreç, her şeyin artık eskisi gibi olmayacağı bir süreç olacaktı. Öcalan bu açıklamasıyla bir mesaj veriyordu. Sadece örgütü ve Kürt halkı değil, dünyanın dört bir yanındaki tüm yapılar bu açıklamayı ilgiyle takip etti. Öcalan bu açıklamasıyla örgütü PKK’ye kendini feshetme ve silahlarını bırakma çağrısı yapıyordu. Bu tarihi çağrının üzerinden bir yıl geçti. Bu bir yılda tarihe geçecek ve uzun süre konuşulacak önemli gelişmeler yaşandı.
Bu seride, öncelikle 27 Şubat’tan bugüne kadar meydana gelen gelişmeleri kronolojik olarak aktarmaya çalışacağız. Devamında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum süreci, PKK’nin feshedilmesi ve silah bırakma, demokratik entegrasyon ve özgürlük yasaları hakkındaki sözleri, Kürt-Türk ilişkileri, Kürt ulusal birliği, sosyalizm ve enternasyonalizm değerlendirmeleri, kadın mücadelesi, uluslararası ilişkiler, Ortadoğu’ya dair tespitler ve bölge devletleri ile olan ilişkiler, Rojava ve Suriye hakkındaki değerlendirmelerini bölüm bölüm sizlerle paylaşmaya ve etraflıca değerlendirmeye çalışacağız.
Belirtmekte yarar var; Abdullah Öcalan’ın görüşleri, yaklaşımları ve değerlendirmeleri bugüne kadar çeşitli vesilelerle kamuoyuna açıklandı. Ancak bu seride, Öcalan’ın ilk kez duyacağınız birçok bilgi ve değerlendirmesini bulacaksınız. Süreçte doğrudan yer alan değişik kaynaklardan edinilen bilgilerin derlenmiş hali, direk Öcalan’ın ağzından önemli tespit ve belirlemeler, bazı görüşmeler, karar süreçlerinin perde arkasını sizlere aktarmaya çalışacağız. Bu hususları gazeteciliğin bir gereği olarak görüyor ve bu şekilde toplumu yaşanan gelişmeler hakkında bilgilendirmeyi amaçlıyoruz.
Yazı dizimizin ilk bölümünde, Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı ve Barış ve Demokratik Toplum süreciyle ilgili bir yıl içinde yaşanan gelişmeleri ele alacağız.
1 Ekim’le başlayan süreç
Tarih 1 Ekim 2024’tü. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis kürsüsüne çıktı, konuşmasını yaptı, yavaşça indi, DEM Parti grubunun oturduğu bölüme yöneldi ve DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve arkadaşlarına elini uzattı. Tüm Türkiye bu sahneyi şaşkınlıkla yakından takip etti. Bahçeli ne yapmak istiyordu, çok merak edildi. Devamı, 22 Ekim’de yine Meclis çatısı altında gerçekleşti. Bahçeli, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı “Meclis çatısı altında konuşmaya” çağırdı. Ayrıca ilk kez “umut hakkından” bahsetti.
Uzun yıllar sonra Öcalan ile ilk buluşma
23 Ekim’de Abdullah Öcalan’ın yeğeni, DEM Parti milletvekili Ömer Öcalan, İmralı’ya giderek Öcalan ile görüştü ve selamlarını tüm halka iletti. Bu önemli bir gelişmeydi. Akabinde 30 Ekim’de Erdoğan sessizliğini bozarak Bahçeli’ye desteğini açıkladı; “Sayın Bahçeli, sadece elini değil, tüm bedenini taşın altına koyduğunu göstermiştir. Bu önemli bir fırsattır” diyerek Kürtleri barış elini tutmaya çağırdı. Pratikte ise işler tam tersi yönde ilerliyordu. 30 Ekim’de kent uzlaşısı sonucu seçilen Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer tutuklandı ve ertesi gün belediyeye kayyum atandı. 4 Kasım’da Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine de kayyum atandı. Bu kayyum politikası sonraki günlerde de devam etti.
Suriye’de önemli gelişmeler
8 Aralık’ta Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) örgütü, uluslararası güçlerin desteğiyle Beşar Esad rejimine yönelik saldırıya geçti. HTŞ, kısa sürede Şam’da kontrolü ele geçirdi ve Esad rejimi yıkıldı. Bunlar önemli gelişmelerdi ve Ortadoğu’daki Kürt sorununu bir kez daha gündeme getirdi. Bu arada, Türkiye’nin hem Rojava hem de Güney Kürdistan topraklarındaki saldırıları devam ediyordu. Sürecin başlamasından sonra bu saldırılarda, 41 kişi katledildi, 245 kişi ise yaralandı.
DEM Parti heyeti İmralı’ya gidiyor
2024 yılının sonlarına doğru önemli bir gelişme yaşandı. Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder, 28 Aralık’ta İmralı adasına gitti. Bir gün sonra Öcalan’ın mesajı geldi: “Bahçeli ve Erdoğan’ın güçlendirdiği yeni paradigmaya olumlu katkıda bulunacak niteliklere ve kararlılığa sahibim.” Bu mesaj, toplumun tamamı ve devlet yetkilileri tarafından olumlu karşılandı. 2025 yılının başlarında İmralı heyeti kapsamlı temaslara başladı. Her iki taraftan da açıklamalar yapıldı ve toplantılar düzenlendi. Bu görüşmeler yeni bir müzakere sürecinin de habercisiydi.
Tarihi 27 Şubat çağrısı
Tarih sayfaları 27 Şubat 2025’i gösterdiğinde, İmralı adasından tarihi bir çağrı geldi. 7 kişilik bir heyet İmralı adasına gitti. Heyet, DEM Parti Eşbaşkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Sırrı Sureyya Önder, Pervin Buldan, Ahmet Türk, Faik Özgür Erol ve Cengiz Çiçek’ten oluşuyordu. Heyet adaya giderek Öcalan ile görüştü, ardından İstanbul’a döndüler ve Kürt Halk Önderi’nin mesajını kapsamlı bir basın toplantısı ile tüm kamuoyuna duyurdular.
Basın toplantısının yapıldığı salonda ekranlardan bir fotoğraf karesi belirmişti. Kürtler ve tüm dünya uzun yıllar sonra ilk kez Abdullah Öcalan’ı görüyordu. Adaya giden heyet ve adadaki diğer tutuklular Öcalan ile birlikteydi. Fotoğrafta, Abdullah Öcalan’ın çağrı metnini bizzat okuduğu görülüyordu. Yüzlerce gazeteci bu tarihi güne tanıklık etmek için basın toplantısında hazır bulunuyordu. Öcalan’ın çağrısı heyet üyeleri tarafından Kürtçe ve Türkçe okundu.
O anlarda, Kürdistan, Türkiye ve tüm dünyadaki Kürt halkı nefesini tutmuş, Öcalan’ın yapacağı çağrıya kilitlenmişti. Diyarbakır ve Van başta olmak üzere birçok kentte, büyük meydanlarda dev ekranlar kurulmuş, yapılan açıklama canlı olarak yayınlanıyordu.
Öcalan’ın çağrısının içeriği elbette önemliydi. Bu, Kürt özgürlük mücadelesinde bir dönemin sonu ve yeni bir sayfanın açılışı anlamına geliyordu. Şöyle diyordu Abdullah Öcalan:
“…Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir. Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirilmek durumundadır.
Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanının ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum.
Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir. Ortak yaşama inanan ve çağrıma kulak veren tüm kesimlere selamlarımı iletirim.”
Bu çağrı tüm dünyada yankı buldu. Tüm dünya medyası ve basını bu çağrıyı manşetlere taşıdı ve son dakika haberi olarak paylaştı. Birleşmiş Milletler ve dünyanın birçok ülkesi destek mesajları yayınladı ve Öcalan’ın çağrısını tarihi bir adım olarak değerlendirdi.
Halk Newroz’da Öcalan’ı selamladı
Bu çağrıyla süreç de yeni bir aşamaya girdi. 1 Mart’ta KCK Yürütme Konseyi, çağrıyı olumlu karşıladıklarını ve bugünden itibaren ateşkes ilan edeceklerini açıkladı. Kürt halkı da Kürdistan, Türkiye ve dünyanın dört bir yanında milyonların katılımıyla Newroz’u kutladı ve Abdullah Öcalan’a desteklerini açıkladı.
10 Nisan’da İmralı heyeti, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilk kez görüştü. Bu görüşmeye Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan katıldı. Görüşmenin ardından Sırrı Süreyya Önder, görüşmenin çok olumlu geçtiğini ve umutlarını artırdığını belirtti. Ne yazık ki, bu görüşmenin ardından Önder 15 Nisan’da kalp krizi geçirdi ve 4 Mayıs’ta hastanede hayatını kaybetti. Abdullah Öcalan, Önder’i barış şehidi olarak nitelendirdi.
26 yıl sonra Öcalan ekranlarda
Bu arada, Abdullah Öcalan ile görüşmeler ve müzakereler devam ediyordu. PKK’nin nasıl feshedileceği ve silahsızlanma sürecinin nasıl yürütüleceği konuları gündemdeydi. Bu görüşmeler sürerken, PKK 5-7 Mayıs tarihlerinde Medya Savunma Alanları’nda 12. Kongresi’ni topladı ve 12 Mayıs’ta partinin feshedildiği açıklandı.
Bu açıklama öncesi 26 yıllık bir özlem de sona eriyordu. 26 yıl sonra halk, Öcalan’ın sesini ve görüntüsünü ekranlarda gördü. Öcalan, İmralı Adası’ndan tarihi bir çağrıda bulunuyordu ve bunu da görüntülü bir şekilde yapıyordu. Video 9 Temmuz’da kamuoyuyla paylaşıldı. Videoda siyasi tutuklular Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar, Veysi Aktaş, Ergin Atabey, Zeki Bayhan ve Mahmut Yamalak da yer alıyordu. Abdullah Öcalan çağrısında, PKK’nin silahlı mücadelesini sona erdirdiğini açıklıyor, Türkiye’nin de buna denk adımlar atarak ‘Demokrasiye Geçiş’ niteliğinde bir sürece girmesi çağrısında bulunuyordu. Öcalan, parlamentoda kurulacak komisyona dikkat çekmiş, herkesi bu sürece öneri ve eleştirileriyle katılmaya çağırmıştı.
Öcalan’ın videosu, başta Kürdistan olmak üzere dünyada büyük ilgiyle karşılandı. Milyonlar, 26 yıl sonra Öcalan’ın sesini duyuyor, görüntüsünü izliyordu. Bu hem sevinç kaynağıydı hem de duygusal anların yaşanmasına neden oldu.
Dünya tarihi bir güne tanıklık etti
Takvim sayfaları bu kez 11 Temmuz 2025’i gösteriyordu. Güney Kürdistan’da, kendilerine “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” adını veren bir grup gerilla, Süleymaniye’deki Casene Mağarası’nda tarihe geçecek bir törenle silahlarını yaktı. Törene 15’i kadın, 15’i erkek olmak üzere 30 savaşçı katıldı. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat da törende hazır bulundu. Kürdistan, Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinden heyetler, ünlü şahsiyetler ve gazeteciler törene katıldı. Besê Hozat ve Behzat Çarçel, Kürtçe ve Türkçe yaptıkları açıklamada, Kürt sorununa çözüm çağrısında bulundu. Törenin görüntüleri tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Tören, Kürdistan’ın ve dünyanın her köşesinde büyük bir coşkuyla izlendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 12 Temmuz’da silahların yakılması törenini önemli bir adım olarak değerlendirdi ve Meclis’te bir komisyon kurulacağını duyurarak, “Şimdi oturup konuşacağız… Silahlarla değil. Yüz yüze, gönül gönüle konuşacağız” dedi.
Bu açıklama önemliydi elbette, ancak yeterli değildi. Pratiğe ihtiyaç vardı, ancak devlet bu konuda somut adımlar atmıyordu.
Gerillalar Kuzey’den çekildi
Ancak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, süreci ilerletme çabalarına devam etti. Bu çabaların önemli adımlarından biri de Özgürlük Hareketi üyelerinin Kuzey’den çekilmesi oldu. Özgürlük Hareketi yönetimi, 26 Ekim’de Kandil’de yaptığı açıklamada, sürecin önünü açmak amacıyla tüm güçlerini Kuzey Kürdistan ve Türkiye’den çektiğini duyurdu. Geri çekilen bir grup da törende yer alıyordu.
Parlamentoda komisyon kuruldu
Aslında Abdullah Öcalan birçok kez çözüme dair çabalar yürüttü. Ancak bunların hiçbiri parlamento çatısı altında tartışılacak düzeye gelmedi. Türkiye tarihinde ilk kez 5 Ağustos 2025 tarihinde “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” adıyla bir komisyon kuruldu. Komisyon, süreç içerisinde birçok kurum, şahsiyet ve sivil toplum kuruluşunu dinledi. Uzun süren tartışmaların ardından komisyon 21 Kasım’da İmralı’ya gitmeye karar verdi. 24 Kasım’da, DEM Parti Grup Başkan Vekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman’dan oluşan bir heyet Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile İmralı’da bir araya geldi. Bu görüşme, birçok açıdan özel bir yere sahipti diyebiliriz. Türkiye tarihinde ilk kez isyan eden bir Kürt liderle bu düzeyde resmi bir görüşme gerçekleştiriliyordu.
Meclis Komisyonu, siyasi partilerin raporlarının ardından raporların ortak metnini hazırlamaya başladı. Komisyon, bu raporu 18 Şubat’taki son toplantısında onaylayarak kamuoyuna duyurdu. Rapor bazı eksiklikleri nedeniyle eleştirilse de yeni bir adım olarak karşılandı. DEM Parti, ‘terör’ kavramı ve Kürtlerin haklarının net tanımlanmaması gibi gerekçelerle rapora şerh koyarken, TİP ve EMEP benzer nedenlerle raporu imzalamadı.
Rojava direnişi ve Öcalan’ın rolü
2026 yılına girerken, barış sürecini temelden baltalayacak çok önemli bir gelişme yaşandı. Ocak ayında Rojava bölgesine yönelik uluslararası güçlerin de desteklediği bir saldırı başlatıldı. Halep ile başlayan ve Abdullah Öcalan’ın “yeni bir uluslararası komplo” olarak nitelediği saldırılar sonrası QSD, bir Kürt-Arap çatışmasına yol açmamak için Rakka ve Deyrazor’dan çekilerek güçlerini Kürt bölgelerine konuşlandırdı. Türkiye ve bağlı çetelerin saldırıları Rojava kentlerinin önlerinde durduruldu. Kürt halkı dünya çapında ulusal birlik ruhuyla ayaklandı. Kürtlerin direnişi ve uluslararası kamuoyunun baskısı sonucu nihayetinde 29 Ocak’ta QSD ve Suriye geçici hükümeti arasında yeni bir anlaşmaya varıldı. Bu anlaşmanın sağlanmasında Kürt Halk Önderi Öcalan’ın büyük rolü olmuştu. Öcalan’ın saldırıları durdurmak ve anlaşmaya varılmasını sağlamak amacıyla çok yönlü bir diplomasi yürüttüğü daha sonra ortaya çıkacaktı.
Geride kalan bir yılın ardından
Sonuç olarak, Öcalan’ın 27 Şubat’ta başlattığı süreç bir yılı geride bırakıyor. Bahçeli’nin 12 Eylül 2025’te söylediği, “Barış tek kanatlı bir kuş değildir. Barışı uçurabilmek için ikinci kanadının da olması gerekiyor. Barışın tek kanadı Öcalan tarafından gerçekleştirilmiştir. Şimdi beraberce yaşayabilmenin şartlarının neler olması gerektiği aşamasına gelinmiştir” sözleri hala havada asılı duruyor.
Evet, Bahçeli önemli bir adım attı, Öcalan tarihi bir çağrıda bulundu, PKK kendini feshederek, silahlarını yaktı ancak atılması gereken adımlar pratikte hayata geçmedi. Bir yılın ardından “Barış ve Demokratik Toplum” süreci halen muhatabını arıyor.
YARIN:
-Öcalan yeni paradigmayla ne yapmak istiyor?
-Kürt halkının köklü mücadelesi sona mı eriyor?
-PKK’yi feshedip silahlı mücadeleyi sonlandırmakla ne amaçlıyor?
-Öcalan kendisiyle görüşen heyete ne söyledi?
-Manifestoda geçen ‘demokratik komünal toplum’ ile hedefledikleri








