27 Mart’ta DEM heyeti ile Abdullah Öcalan arasında çok kapsamlı bir görüşme yapıldı. Yine bu görüşmede devlet heyetinin de yer aldığı duyumları var. Görüşme beş saat kadar sürüyor. Aslında görüşmenin geleceğe yön verebilecek doneleri içinde taşıdığını varsaymak gerçeğe en yakın durum olmaktadır.
Mevcut görüşmenin gerçekleşmesinin zeminine bakmak gerekiyor. Nedir bu zemin? ABD ve İsrail’in saldırıları ile başlayan İran Savaşı bir ayı geride bıraktı. Bu bir kara savaşı değil; 21. yüzyılın en sofistike savaşlarından biridir. Daha çok gökyüzünde devam ettirilen, füzeler ve uçaklarla yapılan savaştır. Savaşı kim kazanacak? ABD-İsrail ekseni mi yoksa İran mı? Bu sorunun cevabı hala belirsizdir.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, savaşın üç temel eğilimden bahsediyor.
Birinci eğilim: ABD/İsrail saldırganlığı
Birinci eğilim, ABD ve İsrail’in başta İran olmak üzere Ortadoğu’ya yeni bir şekil vermeyi hedefliyor. Bu daha çok lümpen sömürücü, derinleştirilmiş bir kapitalizm gerçekleştirme hedefidir. Burada İsrail’in güvenliği öncelikleri esastır. Kuşkusuz ortada süren 3. Dünya Savaşı’nın çok daha genişlemiş, inceltilmiş ve yaygınlaştırılmış bir türü olmaktadır. Bu saldırganlıktan 3. Dünya Savaşı çıkar mı çıkmaz mı tartışmaları yapılıyor; ama yaşanan 3. Dünya Savaşı’nın yeni bir merhalesidir.
İkinci eğilim: Ulus-Devlet statükosunun sürdürülmesi
İkinci eğilim, başını İngiltere’nin çektiği ve Ortadoğu’da bazı ulus-devletlerin değişmemesi ısrarını sürdürmek istemidir. Bu eğilimin içinde Türkiye’nin de olduğunu söylemek gerçekçi olacaktır. Bu eğilimin birinci eğilimin saldırganlığına karşı durması zor mudur? Elbette zordur. Buradan bakarak ulus-devlet statükosunu sürdürmeye çalışan eğilimin yaşam şansı var mıdır veya ne kadar vardır? Çok uzak olmayan bir gelecekte daha net görüleceği gibi yaşam şansı çok zordur.
Üçüncü eğilim: Demokratik entegrasyon ve toplum
Üçüncü eğilim, demokratik entegrasyonu esas alan, başta dört parça Kürdistan olmak üzere bunun etrafında ulus-devletleri demokratik topluma entegre etmeyi sağlayan eğilim olmaktadır. Bunu daha çok Abdullah Öcalan ve Özgürlük Hareketi temsil ediyor. Şunu belirtmek lazım: Birinci eğilimin temsil ettiği ve kendi önceliklerine göre bölgeyi yeniden şekillendirmeye çalışan güçlerle üçüncü eğilim arasında yaşanan mücadele esas olmaktadır. Birinci ve üçüncü eğilimler esas belirleyecek ana eğilimlerdir; ikinci eğilim ise bu iki eğilim arasında sıkışmıştır, ne yapacağını bilmemektedir ve bocalamaktadır. Daha çok savaşı sonlandırma ve statükoyu olduğu gibi devam ettirme adına arabuluculuk yapmaya çalışmaktadır.
Demokratik Cumhuriyet’e doğru adım
Süreç sıkışıyor, zaman daralıyor. 27 Şubat 2025 günü Abdullah Öcalan tarihi bir çağrı yapmıştı. O tarihi çağrı nedir? Barış ve demokratik toplum inşa çağrısıydı. Bu çağrının İran Savaşı ile yerinde bir çağrı olduğu daha da netleşmiştir.
Bu çağrı sonucu Meclis’te bir komisyon kuruldu ve komisyon raporunu tamamladı, Meclis’e sundu. Yine bu komisyon adına bir heyet Abdullah Öcalan’ı ziyaret etti.
Bu ne anlama geliyor? Yüzyıl önce muhatapsız bırakılan Kürt halkı, muhatap alma dönemine girmenin ilk adımı olmaktadır bu ziyaret. Böylece Kürdistan sorunun çözümünde yeni, pozitif bir aşamaya geçildiği söylenebilir. Yüzyıl önce Meclis’te alınan “Kürtleri ret ve inkâr” paradigması yerine muhatap alma paradigmasına geçişin bir evresi olarak değerlendirilebilir.
DEM heyeti 27 Mart görüşmesi için bir açıklama yaptı. Onun özü şudur: Türkiye’nin mevcut negatif durumu düzeltmesi gerekir, çünkü statüyü koruma şansı büyük oranda aşılmıştır. Ayak diretmenin anlamı yoktur; ayak direttikçe de tehlikeli bir noktaya gitme riski belirmiştir. Dolayısıyla çok hızlı bir şekilde Abdullah Öcalan özgür kılınmalıdır. Özgür kılma hemen İmralı Adası’ndan dışarıya çıkma olmayabilir. Demokratik entegrasyon yasalarını çıkarma temelinde, gerillanın, Avrupa’dakilerin gelip siyasal ve toplumsal hayata dahil olmaları için Abdullah Öcalan’ın düşünsel ve pratik öncülüğe ihtiyacı olduğu açıktır. Abdullah Öcalan’ın buna öncülük etmemesi durumunda çıkarılacak entegrasyon yasalarının uygulama şansı olmaz.
Beş saat süren toplantı bir dönüm noktası olmaya adaydır; bunun altını çizmek lazım. Ancak her koşul altında temkinli olmak gerekir. Çünkü devletler bir şeyin altına imza atsalar bile her an koşullara göre vazgeçebilirler. Bu Türkiye için de geçerlidir. Ancak 27 Mart toplantısının pozitif bir toplantı olduğu anlaşılıyor. Beklenen; Abdullah Öcalan’a çok hızlı bir statü belirlenmesi; yani Öcalan’ın fiilen süreci yönetebilecek koşulların sağlanması zorunluluk haline gelmiştir. Bu da fiziki özgürlüğün sağlanması; örgütünü yeniden yapılandırma ve çözüm sürecini yönetebilecek şartlarda mümkündür.
4 Nisan Abdullah Öcalan’ın 77. doğum günüdür. PKK Kurucu Önderi’nin 77. doğum gününü kutlarken, bu yıldönümünün demokratik cumhuriyetin pratikleşmesine vesile olmasını diliyorum. Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü başarmak için de başta Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere devrimci, demokrat ve ilericilerin demokratik eylemliklerine ihtiyaç vardır. Bunun başarılacağına olan inancımla Abdullah Öcalan’ın doğum günü halklarımıza kutlu olsun. Özgürlükte Abdullah Öcalan’la buluşmak umuduyla.









