Depremin 3. yılında yıkılan binaların müteahhitleri, yapı denetim firmaları, projelere imza atanlar serbest ya da firari, kamu görevlileri de dosya dışında. Hayatta kalanlar ise adalet enkazını kaldırmaya çalışıyor
Duygu Kıt
On binlerce insanın yaşamını yitirdiği Mereş (Maraş) merkezli depremlerin üzerinden 3 yıl geçti. Bu yıkım hayatını kaybedenler ve yakınları için adaletsizliğe, sorumlular içinse cezasızlık haline evirildi. Deprem davaları sürse de sanıklar serbest, kamu görevlileri dosya dışında, aileler ise mahkeme salonlarında adalet mücadelesi sürdürüyor. İlk günden bu yana depremin ‘doğal afet’ olarak sunulması, sorumluluğu olanların yargı önüne çıkarılmamasının gerekçesi hâline getirildi. Davalar ilerledikçe tablo daha da ağırlaştı. Bazı dosyalarda sanıklar tahliye edildi bazı müteahhitler yurt dışına kaçtı, bilirkişi raporları çoğunlukla gecikti. Depremde yakınlarını kaybedenler, yargılamaların bilinçli biçimde yavaşlatıldığını dile getiriyor. 6 Şubat depremlerinde yakınlarını kaybeden ailelerin bir araya gelerek adalet arayışıyla kurdukları Adalet Peşinde Aileleri Platformu sözcüsü Fatma Irmak ve avukat Eren Can, 6 Şubat’ın 3. yılında deprem davalarına ilişkin gazetemize bilgi verdi.
Binlerce dosya, serbest sanıklar

6 Şubat yıkımında Antakya’da Rana Apartmanı’nda anne ve babasını kaybeden avukat Eren Can, “Üç yıl geçmiş olmasına rağmen diğer ailelerden farklı olarak benim hala bir davam yok.” diyerek yaşadıkları zorlukları şöyle anlattı:
“Rana Apartmanı’nda 33 kişi vefat etti. Ama bu vefat sayısını bile verebilmemiz kendi imkânımızla oldu. Hala hiçbir dava dosyası, hiçbir iddianame yok. Sadece bir savcılık soruşturması var. Orada bile bir müşteki listesi, şüpheli listesi oluşmadı. Rakam verirken apartman WhatsApp grubundan saptadığımız sayıları ifade ediyoruz. Aslında bu resmi bir rakam değil. Hala böyle bir absürtlük var. 2.5 yıl sonra bir bilirkişi raporu geldi Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden ve gelen bilirkişi raporu da binadaki kusurları ve Antakya Belediyesi’nin kusurlarını tespit ediyor ama ‘bina eskiden yapılmış olduğu için şüpheli tespit edemedim’ diyor. Bir sorumlu tespiti yapamıyor.”
‘Doğal afet değil, politik cinayet’
Aynı zamanda deprem davalarında vekillik de yapan Can, davaların Türkiye’de cezasızlık politikasının en net örneklerinden biri hâline geldiğinin altını çizdi. “Gerçek sorumlular yargılansın, kamu görevlileri hesap versin, deprem suçları zamana ve unutulmaya teslim edilmesin” diyen Can şunları ekledi:
“Vekil olarak İskenderun’da MCG Tower dosyasını takip ediyorum. Son duruşmada hakim müvekkilimi duruşmadan attı ve sonraki duruşmalara katılmama kararı verdi. Çok alakasız sanıklara kibar olan başkanlar, burada yakınını kaybetmiş ailelere hep azarlar tarzda davranıyorlar. İktidar 6 Şubat’ı ‘Yüzyılın Felaketi’ olarak adlandırıyor fakat bu konuda samimi değil. Bizim için asrın felaketi onlar için asrın fırsatı oldu. Deprem büyüktü evet ama imkânlarını seferber etmediler. Özellikle Antakya Samandağ’da hem kentin yeniden dizaynı hem demografik yapısının değiştirilmesi hem inşaat şirketlerine rant sağlanması, zeytinliklere el konulması, tarım alanlarına el konulması, hepsi bu süreçte bir arada yapıldı. Deprem davalarının cezasızlığı politik bir tercih. Çünkü mevcut siyasi ortamda müteahhitler genelde iktidar blokundan insanlar oluyorlar, bir rant ortaklığı var. Bu cezasızlık tesadüf değil.”
‘Adalet de yıkıldı’

Adalet Peşinde Aileleri Platformu sözcüsü Fatma Irmak ise 6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen 3 yıllık zamanın, binlerce insanın hayatını kaybettiği bir felaketin ardından adaletin işletilmesi için yeterli bir süre olduğuna, ancak gelinen noktada, deprem davalarında adaletin hâlâ sağlanmadığına dikkat çekti. Irmak şunları söyledi:
“Geçen üç yıl boyunca yapıların neden yıkıldığına dair teknik gerçekler ortaya konuldu. Zemin etütlerinin yapılmadığı, projeye aykırı inşaatlara izin verildiği, taşıyıcı sistemi zayıflatan tadilatların bulunduğu ve denetim sorumluluğu olan kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirmediği dosyalara açıkça yansıdı. Buna rağmen bu teknik gerçekler, yargı kararlarının belirleyici unsuru olmadı. Binlerce insanın ölümüne yol açan ağır ihmaller, yargılamalarda çoğunlukla taksir olarak değerlendirildi. Oysa bu dosyalarda riskleri bilinen, sonuçları öngörülebilir ihmaller söz konusuydu. Suçun bu şekilde tanımlanması, verilen cezaların infaz rejimi nedeniyle fiilen cezasızlığa dönüşmesine yol açtı. Pek çok dosyada sorumlular sanık koltuklarına hiç oturmadı; bazı dosyalarda sanık koltukları boş kaldı. Yargılananlar ise bilinçli taksir kapsamında, kamuoyunda adalet duygusunu zedeleyen düşük cezalarla karşı karşıya kaldı.”
‘Adaleti sağlayana kadar’
“Bu mücadeleyi yalnızca kaybettiklerimiz için değil, bir daha kimsenin aynı ihmaller nedeniyle hayatını kaybetmemesi için sürdürüyoruz.” diyen Irmak şöyle devam etti:
“Yargı süreçleri etkili ve hızlı bir biçimde işletilmedi. Davalar sürüncemede bırakıldı; bilirkişi raporları gecikti, duruşmalar aylarca ertelendi, dosyalar yıllara yayıldı. Aileler adalet beklerken geçen zaman, adalet duygusunu giderek aşındırdı. Bizler, 6 Şubat depremlerinde yakınlarını kaybeden aileler olarak, bu üç yılda olması gerekenin gerçekleşmediğini görüyoruz. Biz adaletin yalnızca birkaç kişiyle sınırlı kalmadan, sorumluluğu olan herkes için işletilmesini isterdik. Bilimin ve hukukun esas alındığı, yaşam hakkını merkeze alan, hızlı ve etkili bir yargılama süreci isterdik. Deprem bir doğa olayıdır; ancak bu ölümler kader değildir. Adalet sağlanmadıkça ne acımız diner ne de bu ülkede güvenli bir gelecek kurulabilir.”









