Kürtlersiz bir çözüm Ortadoğu için yeni bir felaket kapısının açılması demektir. Türkiye bu politikaya öncülük ediyor. Türkiye 15 yıldır bu politikanın sonucunu içte ekonomik kriz ve toplumsal çürüme olarak yaşıyor. Daha da ısrar etmesi durumunda büyük bir çöküş ile karşı karşıya kalması yüksek olasılıktır
Ferhat Akıncı
Bundan bir ay önce DEM Parti ABD’nin Maduro’yu esir almasını kınadığında kimi aklı evveller, bas bas bağırıp neden kınama yapılıyor diye kükrüyorlardı. ABD’nin Rojava’ya dönük mevcut politikası ve Tom Barrack’ın açıklamalarından sonra bu kesim ne düşünüyor merak ediyorum. Tabii yine bir kulp bulurlar, çünkü dertleri sorunların nasıl çözüleceği, direnişin nasıl büyütüleceği değil, kendilerini hep gündemde tutma telaşıdır. Onun için bugün savundukları şeyin yarın tam tersini yapmakta beis görmezler. Bakalım o kadar savundukları ABD-İsrail’in çözümünde ne var, Kürtlerin payına ne düşüyor?
İngiltere-ABD-İsrail’in uzun bir süredir Ortadoğu’ya dair yeni projeler üzerinde çalıştıkları biliniyor. Daha önce adına Büyük Ortadoğu Projesi denilmişti. İsim değişmese de pratik politik olarak süreçle birlikte birçok şey değişti, değişiyor. Değişimin esas nedeni sahada ortaya çıkan gerçeklikler. Umulan ile var olan birbiriyle denkleşmediği için taktiksel değişimler kaçınılmaz oluyor.
Umulan şuydu: El-Kaide’nin ikiz kulelere saldırısı bahane edilip önce Afganistan’a müdahale edecek sonra da Ortadoğu’nun tamamında bir kontrol sağlayacaktı. Bunun için müttefik güçlerle doğrudan müdahale etme stratejisi izlendi. ABD Afganistan’a daha sonra da Irak’a müdahalede öncü rol oynadı. Ancak günden güne ABD kontrolü kaybetti. Bir türlü istediği sonucu alamadı. Yirmi yıl aradan sonra ABD Afganistan’ı karşısında savaştığı Taliban’a teslim etti, Suriye’yi ise El-Kaide ve DAİŞ kökenli HTŞ’ye teslim etti.
Peki neden böyle oldu?
ABD’nin Ortadoğu’ya müdahalesiyle birlikte farklı güçler ortaya çıktı, devletler farklı projeler geliştirdiler.
İran, mevcut karışıklıktan yararlanarak, Ortadoğu’nun nerdeyse tüm devletlerinde kendisine bağlı proxy güçler inşa etti.
Rusya, Sovyetler’den sonra doğan boşluğu doldurmak için Ortadoğu’ya yeni bir rol-misyon biçti ve büyük bir güç yığdı.
Türkiye, İran’ın Şii ekseninin karşısına Sünni eksenini geliştirmek için cihadist-selefi örgütlere yatırım yaptı.
Araplar, uluslararası sermaye sistemine entegre olmak için İsrail ve ABD ile yeni ittifak ve antlaşmalar yaptılar.
Kürtler, bu yeni süreçten zararlı çıkmamak için devletlerin özgünlüğüne göre yeni bir mücadele stratejisi izlediler.
Tüm bu durumlar karşısında hesap edilen Ortadoğu projesi tutmadı. ABD’nin taktiği ilkin şuydu: Mevcut devletleri yıkıp yerlerine daha küçük devletler inşa etmek. Ancak kısa vadede kârlı gibi görünen bu durum, uzun vadede daha baş ağrıtıcı sorunlar getireceğinden hareketle farklı bir strateji geliştirildi. Eski stratejide Rusya’nın merkezi bir konumu vardı. İlk amaç Rusya’yı zayıflatmaktı. Bunun için Rusya’nın müttefik olduğu ya da ortaklık kurduğu devletlerin içinde, Rusya’ya karşıt güçleri desteklemek vardı. Ukrayna savaşı ile Rusya’nın bu pozisyonu değişince yerine farklı bir strateji konuldu.
Yeni strateji şudur:
Kendi içinde istikrarsızlık barındıran, zayıflatılmış merkezi devlet. Bu stratejide devlet dışındaki örgüt ve yapılardan ziyade doğrudan devlet iktidarı muhatap kılınıyor. Bunun için devlet iktidarlarının kesinlikle kendi denetiminde olacak rejimler olmasına azami özen gösteriyor.
Siyasetçilerin nerdeyse tümü 1924, Lozan antlaşmasının artık mevcut durumu kaldıramadığı noktasında hemfikir. Çözüme geldiğinde farklı perspektifler gelişiyor.
-Araplar, küresel sermaye ile uyumlu bir çözüm modeli istiyorlar. Özellikle Suudi Arabistan ve Katar merkezli sermaye petrol gelirlerine ve yeni yatırımlara zarar vermeyecek bir çözüm istiyorlar. Bunun yolu da istedikleri zaman kontrol edecekleri yönetimleri geliştirmekten geçiyor.
-Türkiye, bir taraftan Arap sermayesi ile barışık diğer taraftan ise özellikle Kürtleri ‘tehdit’ olmaktan çıkaracak bir model istiyorlar. Bunun yolu da örgütlülükte ve silahtan arınmış bir Kürt çözümünü dayatıyor.
-İran, tarihsel Şii politikasını uygulamanın peşinde.
-Merkezi hegemonik iktidar kendisini uğraştıracak güçlü devletler yerine zayıf, kolay kontrol edilebilir devletler modelini geliştiriyor.
Merkezi hegemonik iktidar ile Arapların çözümü birbiriyle uyumluluk gösteriyor. İran’ınki ile tam zıtlık oluşturuyor. Kısmen de Türkiye politikası ile uyuşuyor. Uyuşmadığı nokta, Türkiye’nin bölgesel hegemon olmasına izin vermemesidir. Bölgesel hegemon rolü İsrail’e verilmiş durumda. Yeni modelin vurucu gücü Türkiye değil, İsrail olarak planlanıyor. İsrail, Hizbullah, Esad, Hamas, İran ve Husilere karşı savaşında kısmen kendini merkezi hegemonyaya kabul ettirdi.
Merkezi hegemonyanın hedefinde İran var, İran etkisiz kılındığında, İran’da merkezi hegemonya ile uyumlu bir yönetim kurulduğunda Türkiye’nin NATO için önemi eskisi gibi kalmayacak. Türkiye bu konumunu kaybetmemek için alttan alta farklı politikalar yürütüyor. Tarihsel olarak İran ile büyük çelişkiler yaşamasına rağmen şimdi İran’da bir yönetim değişikliğine sıcak bakmıyor.
ABD’nin yeni Ortadoğusu’nda hiçbir halk ve inanç güvende değil. Güvenceye alınan şey ticaret ve enerji yollarıdır. Bunların uzun süre güvence altına alınmasını yolu da sürekli istikrarsızlık üreten bir yönetim modeli geliştirmektir. Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan, ‘ya benim çözümüm ya da ABD-İsrail çözümü’ dedi. Abdullah Öcalan’ın çözümünde kalıcı barış hali hedefleniyor. ABD-İsrail çözümünde ise kısmen varolan barış da ortadan kalkıyor, yerine sürekli bir savaş hali konuluyor.
ABD-İsrail, İran’a olası geniş bir operasyonun hazırlıklarını tamamlamak üzere. Müdahalenin ertelenmesinin iki nedeni var:
Birincisi, Irak’ta Haşdi Şabi örgütünü etkisiz kılma
İkincisi, kendisine yakın bir yönetimi başa geçirme.
Her iki durum da kolay görünmüyor. Haşdi Şabi Hizbullah veya Hamas gibi kolay lokma değil, Irak’ın büyük bir bölümünde örgütlü durumda. Dün yaptıkları çağrıyla tüm üyelerini İran’a olası bir saldırıya karşı hazırlanmaya ve savaşmaya çağırdı.
İkincisi, İran halkı kolay kolay ABD ve İsrail’in destekleyeceği bir yönetime razı olmaz.
ABD’nin yeni Ortadoğu’sunda Kürtlere bir yer verilmiyor. Kürtleri bulundukları devletlerin içinde eritmeyi öngören bir politika izliyor. Bunun için Rojava’dan sonra Başur’a yüklenecek. Irak’ta, Haşdi Şabi tehlikesi ortadan kalktığında Başur yönetiminden Peşmerge ordusunun dağıtılması, petrol ve gümrük gelirlerinin doğrudan Irak merkezi hükümetinin denetimine bırakılması istenecek. Kısacası her yerde Kürt statüsünü hedef alacak. Ancak unutulan bir şey var, Kürtler dünyanın dört bir yanında örgütlü durumda, Rojava’ya saldırı Kürtleri birbirine daha çok yakınlaştırdı ve üzerlerindeki tehlikeyi daha görünür kıldı. Bu da daha genel, ortak bir çözüm yolunu aralayacaktır.
Kürtlersiz bir çözüm Ortadoğu için yeni bir felaket kapısının açılması demektir. Türkiye bu politikaya öncülük ediyor. Türkiye 15 yıldır bu politikanın sonucunu içte ekonomik kriz ve toplumsal çürüme olarak yaşıyor. Daha da ısrar etmesi durumunda büyük bir çöküş ile karşı karşıya kalması yüksek olasılıktır.









