6 Ocak 2026’da Halep’te Kürtlere yapılan saldırı, Rojava’nın kuşatılmasıyla bugüne kadar devam etmiştir.
30 Ocak 26’da garantör devletlerin şahitliğinde HTŞ ile SDG arasında, SDG’nin kaygılar taşıdığı bir anlaşma yapılmıştır.
Söz konusu anlaşma metninin birçok boyutuyla izaha ihtiyacı olduğu açıktır. Esasında böylesine grift sosyal siyasal konularda yapılan anlaşmaların temel özelliklerinden birisi açıklanmaya muhtaç olmalarıdır. Tabii böyle olmasının anlaşılır bir nedeni de vardır. Bu anlaşmaların birçok sosyal siyasal hassasiyeti dikkate almak zorunda olması anlaşmanın üslubuna ve ifade tarzına bu şekilde yansımaktadır.
O nedenle yapılan anlaşmayı anlamaya çalışırken, anlaşma metninin yanında, tarafların yaptıkları açıklamaları ve yorumları da dikkate almak gerekmektedir.
Yine de bu anlaşmanın net olmayan noktalarını aydınlatacak yegâne çözümün, Kürt halkının ve dostlarının yükseltilecekleri mücadelesi olduğunu unutmamak gerekiyor.
Bunları belirttikten sonra bu anlaşma Kürtler için ne anlama gelmektedir, Kürtler bu anlaşma ile ne kazanmış olmaktadırlar, sorularına bakalım.
Yapılan anlaşma ile bir ateşkes yapılmıştır. Böylece çatışma ortamı giderilecek, savaşın vahim sonuçları, açlıkta ve soğukta sivil insanların ölümleri önlenecektir.
Rojava/Kobani kuşatması kaldırılacak, insanların yaşamsal ihtiyaçlara erişmesi sağlanacaktır.
Anadil Kürtçe, eğitim dili olacaktır.
Kadınların kazanımları korunacak, YPJ varlığını ve konumunu sürdürecektir.
Kürtlerin askeri güçleri SDG, varlığını ve Kürtleri koruma görevini sürdürecektir.
Efrin ve Türk devletinin işgal ettiği bölgelerde Türk devleti çekilecek, burada göç eden halk, topraklarına dönecektir.
Kürtlerin şehirleri Kürtler tarafından yönetilecektir.
Rojava’daki bütün yönetimsel/eğitimsel, sosyal ve kültürel kurumlar, uygun bir formülle ve esas varlıklarını koruyacaklardır.
Yaşam alanlarının iç güvenliği, yerel güçler tarafından sağlanacaktır.
Çok kapsamlı ve ayrıntılı olmasa bile yapılabilecek kısa bir değerlendirmenin sonucunda, yapılan anlaşmanın Kürtler açısından bu sonuçları yarattığı anlaşılmaktadır.
Anlaşmayla elde edilen sonuçlar bunlardan ibaret değildir. Gerek bu süreç ve gerekse yapılan anlaşma, Kürt halkının kazanım olarak değerlendirilebileceği başka sonuçlar da yaratmıştır.
Bu sonuçların birisi, Kürtlerin yaygın bir biçimde ve yakıcı bir ihtiyaç olarak ulusal birliği tartışmış olmalarıdır. Bu tartışmayla dört parça Kürdistan’daki ve diasporadaki Kürtler arasında doğal bir ulusal birlik oluşmuştur. Tek başına bu gelişme Kürtlerin kazanmasına katkı sunacak önemli bir gelişmedir.
Bu konuların tartışıldığı bir ortamda bu anlaşmanın yapılabilmesi, kadın özgürlükçü, çevreye ve insana duyarlı, demokratik Rojava sisteminin dünya halkları nezdinde meşruiyetini artırmıştır.
Böylece oluşan demokratik atmosfer, hem Rojava halklarını hem bölge halklarını etkilemeye devam edecektir
Öyle olduğu için bu anlaşma Alevilerin, Dürzilerin ve Suriye’de yaşayan bütün toplumsal grupların haklarını da korumayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla bu anlaşmanın sadece Kürt halkına değil, bütün Suriye halklarına kazandıracağını söylemek yanlış olmayacaktır.
Bu anlaşmanın yapılabilmesinde Kürt halkının günlerdir sürdürdüğü kararlı ve örgütlü mücadelenin çok etkili olduğu hemfikir olunan noktadır. Bu demektir ki örgütlü mücadele eden halk kazanacaktır.
Buna rağmen Kürtler bu sonuçları, en elverişsiz koşullarda elde etmişlerdir. Bir yanda Türk devletinin bir yanda DAİŞ/HTŞ çetelerinin saldırılarının yaşandığı, bir yandan da emperyalistlerin entrikalar çevirdikleri ortamda bu kazanımlar elde edilmiştir.
SDG yöneticileri de anlaşmayı önemli ve olumlu bulduklarını, ancak anlaşmanın nihanı bir anlaşma olmadığını, başlayan bir sürecin ilk adımı olduğunu, sürecin belirsizlikler içerdiğini belirtmektedirler.
SDG yöneticileri, belirttikleri tereddütlerinden dolayı, sürdürülen mücadelenin yükseltilerek devam etmesini istemektedirler. Anlaşmanın uygulanmasının böyle bir mücadeleyi zorunlu kıldığı belirtilmektedir. Açıklamanın bu yönü önemlidir.
Rojava Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı Îlham Ehmed’in yaptığı açıklamada yer alan bu belirleme, Kürtlerin gerçek gücünü ve imkânlarını, ayrıca Kürtlerin ne kazanacaklarsa kendi öz güçleriyle kazanacaklarını göstermektedir.
Buna karşın Kürt düşmanlarının manipülasyonları, yalan ve iftiraları Kürtlerin gücünü, imkanlarını ve yeteneklerini karartmamalı, buna izin verilmemelidir.
Ortaya konulan gerçeklerden bakıldığında Kürtlerin bu anlaşmayı bir kazanım olarak kabul etmeleri gerekir. Çünkü bu anlaşma Kürtlerin ulusal mücadeleleri açısından önemli bir dönem noktasıdır. Ama ne yazık ki HTŞ’nin güvenilmezliği ve garantör devletlerin tutarsızlığı Kürtlerin, anlaşmaya, “yoğurdu üfleyerek” yaklaşır gibi yaklaşmalarına ve kazanımlarının sonuçlarını yaşamaktan kaçınmalarına yol açmaktadır.
Ama hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki tarih, direnişleriyle yeni bir dünya yaratanları unutmayacak ve yazacak, Kürtlerin direnişlerini ve kazanımlarını yazmayan tarih utanacaktır.








