Dr. İsmet Konak ile Qazî Mihemed ve Mahabad’ı konuştuk:
- Qazî Mihemed’in amacı tüm Kürtler arasında ortak bir bilinç yaratmak ve kolonyalist güç karşısında dört parçaya hitap eden bir ‘ilticagah’ oluşturmaktı. Kürdistan Cumhuriyeti’nin milli marşının ‘Ey Reqîp’ olması, bunun en somut nişanelerinden biridir
- İkinci Dünya Savaşı’nda İngiltere ile birlikte İran’ı bölüşen Sovyetler Birliği, Kürtlerdeki irade ve istidadı bir bakıma kendi çıkarı için kullanmak istedi. Bu doğrultuda Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’ne giden yolun taşlarının döşenmesine yardım etti
- Kürtler 1946 yılında da benzer taleplerde bulunmuştu. Kürtlerin tutumu son derece açıktır. Ne teokratik rejim ne de kolonyalist müdahaleyi destekliyorlar. Eşit yurttaşlık, âdem-i merkeziyetçilik ve demokratik sisteme dayanan bir İran Cumhuriyeti’nin inşa edilmesini talep ediyorlar
Hüseyin Kalkan
Qazî Mihemed, Ocak 1946’da kurulan ve aynı yılın mart ayında kamuoyuna ilan edilen Mahabad Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. İran ordusunun saldırıları sonucu cumhuriyet yıkılınca 79 yıl önce bugün Qazî Mihemed idam edildi. Rojhilat’ta Kürtler bugün yine bir dönüm noktasında. Bu dosyayı, geçmişin bugüne ışık tutması isteği ile değerlendirmek istedik. Tarihçi Dr. İsmet Konak konu ile ilgili sorularımızı yanıtladı.

- Rojhilat Kürtleri, Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’nden önce ne tür bir idari deneyim yaşadı?
Rojhilat yani Doğu Kürdistan olarak tanımladığımız sahada Kürtler arasında her zaman bir statü arayışı veya idari bir sistem inşa etme temayülü ve mücadelesi vardı. Mesela başkenti Ekbatana/Ecbatana (bugünkü Hemedan) olan Medya Devleti, proto-Kürt bir formasyondu. Yine bu sahada yaklaşık 700 yıl hüküm süren ve Kürt tarihinin en uzun ömürlü emirliği olan Erdelan Emirliği’nin başkentlerinden biri Sine (Senendec) idi. Mevcut bölgede bahsedilmesi gereken tarihsel etnisitelerden biri de Mukri Emirliği’dir. Mahabad merkezli bu emirlik de bölgede dikkate nazır bir etki bırakmıştı. Hatta o saha için “Mukri Kürdistanı” adı uzun süre kullanılmıştır. Gördüğüm kadarıyla Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti arifesinde dahi Mukri Kürdistanı tabirinden istifade edilmiştir. Mesela Kürdolog Oleg Vilçevski, 1942 yılında Sovyet ordusunun bir subayı olarak Rojhilat’ta görev alıyor ve incelemelerinde Mukri Kürdistanı nosyonunu kullanıyor. Hasılıkelam, Rojhilat Kürtlerinde kendi geleceğini tayin etme amacı ve iradesi hep mahfuzdu.
- Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti hangi tarihsel koşullarda ortaya çıktı?
İkinci Dünya Savaşı’nda İngiltere ile birlikte İran’ı bölüşen Sovyetler Birliği, Kürtlerdeki irade ve istidadı bir bakıma kendi çıkarı için kullanmak istedi. Bu doğrultuda Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’ne giden yolun taşlarının döşenmesine yardım etti. Sanıldığı gibi bu projenin akıl hocası Stalin değildi. ‘Voyennoye Obozreniye” isimli haber portalında yer alan bir makalede projenin mimarının Mir Cafer Bagirov olduğu yazılmaktadır. Bu ismi bir kenara not etmek gerek. Bana göre Sovyet Kürtlerinin yazgısını tayin eden kilit figürlerden biriydi. Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti’nde önce ÇEKA’nın başındaydı, ardından uzun süre Komünist Parti Genel Sekreterliği yaptı. SSCB’nin Güney Kafkasya politikasına şekil veren Bagirov’un özellikle Kızıl Kürdistan’ın Türkleştirilmesi, ilgası ve Kürtlerin Azerileştirilmesine “zımni” olarak destek verdiğini düşünüyorum. Yine şahsi fikrim, Bagirov’da “Büyük Azerbaycan” ülküsü vardı. Mesela Güney Azerbaycan Demokrat Partisi’nin sloganlarından biri şöyleydi: Yaşasın birleşik Azerbaycan’ın babası Mir Cafer Bagirov. Bu partinin bizzat Bagirov’un teşebbüsüyle kurulduğu unutulmamalıdır. Bagirov, bu bağlamda Rojhilat’ta kurulacak bir cumhuriyetin Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti’ne bağlı olmasını planlıyordu. Ama Qazî Mihemed bağımsız Kürdistan’da ısrar edince bu plan tatbik edilmedi. Eğer Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti’ne tabi bir Kürdistan olsaydı, akıbeti peyderpey Kızıl Kürdistan gibi olabilirdi. Son kertede 22 Ocak 1946’da ilan edilen Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti, ağırlıklı olarak Moskova’nın eksenindeydi. Ama iki taraf arasındaki ittifak, kısa süre içinde saman çöpü gibi havaya savruldu.
- Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti, Kürtler arasında nasıl karşılandı?
Bu cumhuriyetin ilanı sadece Rojhilat değil, dört parça Kürdistan’ı yakından ilgilendirmiş ve etkilemiştir. Zaten Qazî Mihemed’in amacı da tüm Kürtler arasında ortak bir bilinç yaratmak ve kolonyalist güç karşısında dört parçaya hitap eden bir “ilticagâh” oluşturmaktı. Kürdistan Cumhuriyeti’nin milli marşının “Ey Reqîp” olması, bunun en somut nişanelerinden biridir. Başurlu şair Dildar’ın (Yunus Rauf) tercih edilmesi bir tesadüf değildir. Yine Mele Mustafa Barzani’nin Başur’dan Mahabad’a geçmesi ve silahlı kuvvetleri idare etmesi bir rastlantı değildir. Bakıyoruz, Rojava’dan Xoybûn heyeti Kürdistan Cumhuriyeti’ne destek amacıyla 1946’da Mahabad’a gitmiş. Heyetin başında ise Cemilpaşazadelerden Kadri Cemil Paşa vardı. Keza İhsan Nuri Paşa da Mahabad’a davet edilmiş, lakin şartlar el vermemişti. Qazî Mihemed bu desteği, ilginç bir metaforla değerlendirmektedir. Ona göre Kürdistan tüm Kürtler için bir evdir. Mahabad’a desteğe gelenler, sadece evin bir odasından diğer odasına geçiyorlar. Qazî Mihemed’deki birlik duygusu mücadele arkadaşı ve eşi Mina Qazî’de de belirgindi. Rojhilat üzerine kıymetli araştırmaları olan Kakşar Oremar bir gün Mina’yı ziyarete gidiyor. Mina’nın elinde bir çubuk var. Onu bir çırpıda kırıyor. Sonra eline 4 çubuk alıyor, kırmaya çalışıyor ama kıramıyor. Yani Kürtler arasında ulusal birliğin önemini anlatmaya çalışıyor.

- Hangi özellikler Qazî Mihemed’in Cumhurbaşkanı olmasını sağlandı?
Sizin de bildiğiniz gibi Qazî Mihemed sadece “kadı” değildi. 6 dil bilen, dünya politikasını yakından takip eden, sessiz ve son derece aydın bir şahsiyetti. En önemli özelliği otoriter olmaması ve “müşavereye” önem vermesiydi. Mesela Cumhuriyet’in ilan edildiği dönemi yakından gözlemleyen Amerikalı diplomat William Eagelton Jr., Qazî Mihemed ve kabinesinin kararları alırken aşiretlere dahi danıştığını, Şikak aşiretinden Emer Xan (Simko’nun sağ koluydu) ve Herkî aşiretinden Reşîd Beg gibi isimlerden fikir aldığını yazmaktadır. Lakabı “pêşewa” idi. Kürtçe’de “öncü, yol gösteren, rehber” anlamına geliyor. Pêşewayı öne çıkaran özelliklerinden biri de kimlik ve dil bilinciydi. “Ondaki patriotizm, dedesi Şeyh El Meşayih ve amcası Fetah Qazî’den miras kalmıştır” dersek yanılmayız. Dedesi, 1930’lu yıllarda İngilizlere karşı Kürdi dinamikler arasında ortak bir direniş organize etmişti. Amcası ise 1916’da Ruslara karşı savaşırken yaşamını yitirmişti. Qazî Mihemed’in Kürdistan duygusunu kızı Münire Qazî şöyle özetliyor: “Babam, halkını çocuklarından daha çok severdi”.
- Cumhuriyetin kuruluşu ilan edildikten sonra, temellerini sağlamlaştırmak için hangi adımlar atıldı?
Bilindiği üzere 22 Ocak 1946’da Kürdistan Cumhuriyeti’nin ilan edilmesiyle birlikte 14 bakanlı hükümet kuruldu. Akabinde bu hükümet 6 maddelik bir manifesto yayınladı. Bu maddelere baktığımızda İran devleti içinde otonomi, Kürtçe eğitim, yerel yönetimlerin güçlenmesi, devlet görevlilerinin yerel halktan seçilmesi ve modern hukuk sisteminin tesisi için bir irade koyulmuştur. Âdem-i merkeziyetçiliği benimseyen bir feraset vardı. Hükümetin yoğunlaştığı dönüşümlerden biri Kürt ordusunun teşkiliydi. Mamaş, Mangur, Pîran, Şikak ve Herkî gibi aşiretlerin, ordunun kurulmasında etkin bir rol oynadığı bilinmektedir. Özellikle kültür ve eğitim sahasında önemli adımlar atıldı. Okullarda Kürtçe eğitim veriliyordu. Kurdistan gazetesi, Niştîman dergisi, Hawar, Hilale ve Agir dergileri neşrediliyordu. Baskı, Sovyet yönetiminin verdiği matbaada yapılıyordu. Yine Moskova’nın temin ettiği bir verici istasyonu ile Mahabad Radyosu yayın yapıyordu. Altını çizmemiz gereken konulardan biri de İran Kürdistan Demokrat Partisi Kadın Birimi’nin sosyal ve siyasi yaşamda oynadığı roldür. Eğer şartlar uygun olsaydı, halkın baysallığı için daha köklü adımlar (sağlık, ulaşım, toprak reformu ve sanayileşme vs.) atılacaktı. Siyasi atmosferin hızlı değişimi, maalesef cumhuriyeti ontolojik bir durumla karşı karşıya getirmiştir. Her şeye rağmen Kürt tarihinin ilk “kentli cumhuriyet” teşebbüsü olması açısından büyük önem arz etmektedir.
- Cumhuriyet neden kısa ömürlü oldu? Hangi koşullar sonucu yıkıldı?
11 ay ayakta kalabilen Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’nin yıkılmasında birkaç saik etkili olmuştur. İlk olarak Moskova yönetiminin kısa süre içinde eksen değiştirmesidir. Adeta bir “tahterevalli” gibi hareket etmiştir. Bazen sesli olarak şu soruyu da sormuyor değilim: Acaba Qazî Mihemed, Bagirov’un önerisini kabul etseydi, yani Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti’ne tabi olmayı kabul etseydi, Kürdistan Cumhuriyeti yıkılır mıydı ya da Kızıl Kürdistan’ın kaderini mi paylaşırdı? Sovyet askeri, Qazî Mihemed ve mücadele arkadaşlarını yalnız bırakır mıydı? Sovyetler Birliği, petrol imtiyazları karşılığında İran’la anlaşmış ve 9 Mayıs 1946 tarihinden itibaren desteğini geri çekmiştir. Bu hamle, gemiyi sert rüzgâra karşı yelkensiz bırakmak anlamına geliyordu. İkinci saik; toprak sahipleri, tüccar takımı ve ulemanın kendi çıkarını esas alması ve Kürdistan Cumhuriyeti’ne sahip çıkmamasıydı. Mesela Mamaş (Mam Aziz), Mangur (Bayazid Ağa) ve Şikak (Emer Xan) aşiretleri, Kürt halkının varlık mücadelesini yalnız bıraktı. Bu yüzden güçlü bir ordu oluşturulamadı ve Tahran’a karşı zayıf refleks gösterildi. Üçüncü saik; İran Başbakanı Ahmad Qavam’ın kurguladığı tezgahlardı. Bir taraftan otonom Kürdistan’ı onaylıyor gibi gözüküp diğer taraftan orduyu işgale hazırlıyordu. Qavam, Stalin’e dahi “kurt kapanı” hazırlamıştı. Kendisi Şubat 1946’da Moskova’ya kadar gitmiş, müzakerelerde bulunmuş ve akabinde İran’da Stalin yönetimiyle 4 Nisan 1946’da petrol imtiyazları üzerine antlaşma yapmıştı. Lakin daha sonra Meclis’in bu antlaşmayı onaylamadığını bildirmiş ve Moskova’ya tuzak kurmuştu. Bu yüzden Ahmad Qavam’a Moskova’da “yaşlı tilki” denilmekteydi. Kürdistan Cumhuriyeti de yaşlı tilkinin tuzağıyla karşı karşıya kalmıştı. Bu bağlamda Qazî Mihemed’in vasiyetine kulak vermek gerek: Acem (aslında kastettiği sömürgeci) size bal verirse, bilin ki içinde mutlaka zehir vardır.
- Bugün Kürtler İran’da yeni bir dönemin eşiğinde, size göre benzer tarafları var mı?
O zaman otoriter, tekçi ve baskıcı bir rejim vardı, şimdi de benzer bir rejim var. O zamanki otokrasi, şimdiki ise teokrasidir. Farklı baharatta aynı çorba. “Homojenizasyonu” benimseyen bu tür rejimler farklı kimlikler, diller ve kültürleri inkâr eder. İnkâra karşı mücadele eden Kürt halkı nasıl 1946’da Cumhuriyet ilan ettiyse, bugün de teokratik rejime karşı kendi geleceğini inşa etmeye çalışmaktadır. 28 Şubat’ta İran ve ABD-İsrail arasında savaş patlak verince Kürt partileri bir araya gelmiş ve İran Kürdistanı Siyasi Partiler İttifakını kurmuştu. Bu ittifakın ilan ettiği deklarasyonda seküler, federal ve demokratik İran talebi dikkat çekmekteydi. Kürtler 1946 yılında da benzer taleplerde bulunmuştu. Şu an devam eden savaşta Kürtlerin tutumu son derece açıktır. Ne teokratik rejim ne de kolonyalist müdahaleyi destekliyorlar. Eşit yurttaşlık, âdem-i merkeziyetçilik ve demokratik sisteme dayanan bir İran Cumhuriyeti’nin inşa edilmesini talep ediyorlar.
Zorluklar örgütlülükle aşılacaktır
Dr. İsmet Konak, geçmiş deneyimleri de göz önünde bulundurarak Mahabad’ın bir daha tekrarlanmayacağını söylüyor. Kürtlerin örgütlülüğüne dikkat çeken Konak, şunları belirtiyor:
“Rusça bir kaynakta okumuştum. ABD Başkanı Ronald Reagan, Kürtler için şunu söylemiş: ‘Kürtler tıpkı bir kibrit gibidir; istediğimiz zaman tutuşturuyoruz, istediğimiz zaman söndürüyoruz.’ Bu ‘kibrit politikası’ aslında bir bakıma Rojava’da da sürdürülmek istendi. Fakat Kürt Hareketi örgütlü ve kararlı bir reaksiyon gösterdi; ‘vekil güç’ olarak kullanılmasına müsaade etmedi ve direndi. Kibrit politikasının bugün Rojhilat’ta da tatbik edilme olasılığı var. Lakin Kürt partilerinin büyük çoğunluğu pusulayı elinde tutuyor ve nereye gideceğini iyi biliyor. Teokratik rejim ile kolonyalist dinamikler arasındaki bu savaşın tarafı olmayacağını çok kere dile getirdiler. Bir süredir ABD-İsrail hattının ‘kara operasyonu’ başlatacağına dair çok sayıda şayia var. Demokratik İran’ın tesisi için her zaman diyalogdan yana olan Kürtler, mutlaka böylesi bir durumda en uygun konumu alacaklardır. Son dönemde provokasyon izlenimi veren bazı saldırıların olduğunu görüyoruz. Hewlêr’e düzenlenen füze saldırısında 6 peşmergenin katledilmesi, Federe Kürdistan Başkanı Neçirvan Barzani’nin Duhok’taki konutunun hedef alınması ‘netameli’ gözüküyor. Eminim ki Kürtler tüm provokasyonlar ve saldırılar karşısında birlikte hareket edecek, sakin kalıp gücünü doğru ve dengeli kullanacaklardır. Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’nin başına gelenlerin bir kez daha yaşanmasına izin vermeyeceklerdir.”









