• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
22 Eylül 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Cesur ol, itaat etme

Yeni Yaşam Yazar: Yeni Yaşam
14 Ağustos 2019
Kategori: Manşet, Yazarlar
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Bir önceki yazıda “Feminist Teori” kitabının tanıtımı mahiyetinde, feminist kuramın tarihsel gelişim seyrini yazmıştım. Bu yazıda ise kadın özgürlük mücadelesinin temel konularını, güncel tartışmalar ışığında ele almak istiyorum. Zira kadın hakları açısından son zamanlarda alarm zilleri çalmaya başladı. Bir taraftan “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen Avrupa Konseyi Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi Sözleşmesi’nden Türkiye’nin çekilmesi gerektiği ileri sürülüyor. Öte yandan “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramı tartışmaya açılıyor, resmi belgelerden bu tanım çıkartılmaya çalışılıyor. Nafaka hakkını geri alma çabaları hız kesmeden devam ediyor. Ve bütün bunlar bir ayda (Haziran) 40 kadının katledildiği bir ülkede yaşanıyor. Açıkçası bu söylem ve çabalar, yeni cinayetlere davetiyedir. Bunlar kadınların özgürlük mücadelesine yönelik ideolojik saldırılardır. Kadınlar olarak, erkek egemen ideolojinin kodlarını çözmeden, bu saldırılara güçlü yanıt veremeyiz.

Erkek egemen ideolojinin en temel dayanağı “özel alan”, “kamusal alan” ayrımıdır. Bu ayırım, kadınları ikincil konumda tutmanın en kullanışlı mekanizması olarak, binlerce yıldan beri sorun üretmeye devam ediyor. Uzun yıllardan beri verilen mücadeleye rağmen, bir türlü “özel alan / ev” kadınlar için “güvenli” hale gelmedi; “eşitlikçi” bir zemine kavuşmadı. Hala kadın cinayetlerinin failleri, büyük çoğunlukla “özel alanda” kadına en yakın alan olan erkekler arasından çıkıyor. “İtaat et, rahat et” yaklaşımının dışına çıkan kadınlar “özel alan” denilen yer ve ilişki ağları içerisinde her türlü ayrımcılığa, şiddete ve sömürüye maruz kalıyor. Bir “emir” kipi olan “itaat et” sözünün manası, erkeğe-otoriteye “boyun eğ” demektir. Ki bu emir evdeki işleri erkeğin beğenisine / önceliğine göre yapmaktan tutalım, giyindiğin kıyafete, evden çıkıp çıkmayacağına, cinsel şiddete ses çıkarmamaya, hatta yaşam hakkına müdahaleye kadar varabilir. “İtaat” erkek egemen otoriter düzenin kilit sözcüğüdür. Kadın haklarına yönelik som müdahaleler, erkek otoritesini / egemenliğini koruma çabalarıdır.

Aslında “özel alan” hep kadınla özdeş görülür ama aslında “özel alan” erkeğe aittir. Kadın oraya, erkeğe hizmet etmek için kapatılmıştır. Kadınlar artık bu sorunlu alanı ve ilişki biçimini sorguluyor. “Kutsal devlet” tabusu gibi “kutsal aile” tabusu da yıkılmıştır. “Eşitlik, özgürlük ve demokratik işleyiş” artık hem bireysel ilişkilerin, hem de toplumsal / kamusal düzenin temel ilkeleri olarak genel kabul görmüştür; meşrudur. Günümüzde “otoriteyi, baskıyı, şiddeti, ötekileştirmeyi, sömürüyü” savunmak ise meşru değildir. Tabi konunun bir diğer yanı da kamusal alanda yaşadığımız paradokstur. Kadınlar “özel alan” cenderesinden kurtulup, kamusal alana çıkmak için büyük bir mücadele veriyor. Haklı olarak, ekonomik bağımsızlık ve siyasal katılım, kadınların öncelikli hedefleri arasında yer alıyor. Erkek egemenliği ise kamusal alanda kurduğu egemenliği sürdürmek için, kadınları kamusal alandan uzak tutmaya çalışıyor. Son saldırıların bir boyutu da bununla ilgilidir.

Ancak mevcut kamusal alana çıkmak da kadınların sorunlarını yeterince çözmüyor. Ücretli bir işte çalışan kadınlar, evdeki “görevlerinden” bir türlü kurtulamıyor. Bir yandan çalışma hayatındaki cinsiyet ayrımcılığı; bir yandan kapitalist sömürü çarkının ürettiği yoksulluk nedeniyle kentler, evle iş arasında pestili çıkmış kadınlarla dolup taşıyor. Mevcut ekonomik sistemin kamusallığı, eşitlik ve özgürlük hayallerimizden çok uzak. Siyasal alanda da kadınları bitmez tükenmez bir mücadele bekliyor. Demokrasi, erkek egemen hiyerarşi tarafından rehin alınmış durumda. Yönetim, bir güç dengeleri sanatına dönüşmüş; güçsüzlere yönetimde yer yok. Hiyerarşinin en alt basamağına itilen kadınlar için siyasal katılım, ne yazık ki hala “oy verme” ve “kısmen temsil edilme” ile sınırlı. Siyasi partiler, bu yönetim anlayışının, yeniden üretim mekanizması gibi çalışıyor. Hiyerarşi ve egemenlik ilişkilerini köklü olarak sorgulamayan siyasal yapılarda kadınlar ancak “ikincil” konumlarını kabullenerek var olabiliyor. Siyasal alanda erkek egemenliğinin bu kadar güçlü olması, kamu otoritesi aracılığı ile “özel alana” çekidüzen verme çabalarını boşa çıkartıyor. Demokratik yönü güçlü ülkelerde, yasa gücü / kamu otoritesi ile kadının “özel alan”daki hakları kısmen güvenceye alınıyor. Bizdeki gibi “aile içinde olur böyle şeyler” diyerek, aile içi şiddeti uzlaşma yoluyla çözmeye çalışan, “kadın nafaka alamayacağını bilirse boşanmaktan vazgeçip, evdeki şiddete katlanır” diye düşünen ülkelerdeki “kamu otoritesi” maalesef, erkek egemenliğini-otoritesini korumaya yarıyor. Kadının itildiği ikincil konumu “yaradılışa” bağlamaya çalışan dini yorumlar da erkek egemen zihniyetin en önemli sermayesi olarak hala kullanılıyor. Kölelik karşıtı hareketin, siyahi kadın öncülerinden Maria Stewart, 1832’de konuşma yaparken “İncil’e göre kadının kamu önünde konuşma yapması yasak” denilerek kürsüden inmeye zorlandı. “Kadınsam ne olmuş?” diyerek sözlerine devam eden Maria, manifesto niteliğinde bir konuşma yaparak tarihe geçti. Maria’nın cesaretine hala ihtiyacımız var. En başta da inançlı kadınların bu cesareti göstereceğine inanıyorum.

Açıkçası iş başa düşüyor. Kadın hak ve özgürlükleri konusunda bilinç yükseltmek, farkındalık yaratmak, kadın kurum ve örgütlerini güçlendirmek tek çıkar yolumuz. Özgürlükçü ve demokratik bir gelecek için mücadele ederken, bir yandan da güne-ana yanıt olarak yarını bugünden inşa etmek gerekir. Unutmayalım ki bu ideolojik saldırılara, ancak kadın kurtuluş ideolojisini toplumsallaştırarak karşı koyabiliriz. Ve bunun koşulları her zamankinden daha çok.

Yeni Yaşam

Yeni Yaşam

İlgiliYazılar

Yatağa aç giden çocukların ülkesi

Yazar: Yeni Yaşam
22 Eylül 2026

Eğitim Sen Amed 2 No’lu Şube Eşbaşkanı Duygu Özbay, yeni eğitim-öğretim yılının sorunlarını gazetemize anlattı: 17 milyon öğrenci ve 1.2...

Pasolini uyarıyor: Hepimiz tehlikedeyiz

Yazar: Yeni Yaşam
22 Eylül 2026

Faşizmin en zayıf noktası yarattığı büyünün hızla bozulması ve teşhiridir. Bunu en iyi ve en etkili yapan kimliklerden birisi kuşkusuz...

OVP’de GDO izleri

Yazar: Yeni Yaşam
22 Eylül 2026

OVP 2027-2029 döneminde dayanıklılık adı altında GDO’lu tarımın dayatılması gündeme gelebilir. GDO, insan dahil tüm canlılarda 'Frankenstein tohumlar' ciddi zararlar...

İmralı’nın kapıları sonuna kadar açılmalıdır

Yazar: Yeni Yaşam
22 Eylül 2026

Önderlik özgür çalışır hale gelir ve özgür olmasının önü açılırsa bu süreç ilerler. 100 yıllık Kürt sorununun çözümünde önemli bir...

DEM Parti MYK üyelerinin görevleri belli oldu

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

DEM Parti’de MYK üyelerinin görevleri belli oldu. Ayşegül Doğan da Parti Sözcülüğü görevine devam edecek Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi...

Hatimoğulları’ndan depremzedelerin nöbetine ziyaret: Cezasızlık sistemi ortadan kalksın

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

Tülay Hatimoğulları, Adalet Bakanlığı önünde nöbet tutan 6 Şubat Depremleri’nde yakınlarını yitiren aileleri ziyaret etti. Tülay Hatimoğulları, ‘Adalet yerini bulsun....

Sonraki Haber

Tek yanlı operasyon yok

SON HABERLER

Özgürlük neden önce ilişkilerde başlar?

Yazar: Yeni Yaşam
22 Eylül 2026

Yatağa aç giden çocukların ülkesi

Yazar: Yeni Yaşam
22 Eylül 2026

Pasolini uyarıyor: Hepimiz tehlikedeyiz

Yazar: Yeni Yaşam
22 Eylül 2026

OVP’de GDO izleri

Yazar: Yeni Yaşam
22 Eylül 2026

İmralı’nın kapıları sonuna kadar açılmalıdır

Yazar: Yeni Yaşam
22 Eylül 2026

Adalet Peşinde Aileleri Platformu nöbetini sonlandırdı

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

BM: 2025’te göç yollarında yaklaşık 8 bin kişi hayatını kaybetti

Yazar: Yeni Yaşam
21 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır