• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
20 Ocak 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Sinan Cudi

Yaralı bütünlük ve stratejik inşa

18 Haziran 2025 Çarşamba - 00:00
Kategori: Manşet, Sinan Cudi, Yazarlar

‘Yaralı bütünlük’ saptaması ile ‘stratejik inşa’ çağrısı arasında diyalektik bir bağ vardır. Bütünlüğün yeniden sağlanabilmesi, yalnızca etik bir farkındalıkla değil, aynı zamanda örgütsel ve stratejik bir irade ile mümkündür

Sinan Cudi

İran-İsrail savaşının ve olasılıkların yoğunca tartışıldığı bir düzlemde daha derin bir düşünüşe ihtiyaç var. Çünkü Ortadoğu’da yankılanan her silah sesi, yalnızca bir cephe savaşını değil aynı zamanda tarihle, kimlikle ve gelecekle yürütülen derin bir mücadelenin tezahürünü ifade ediyor. Hele hele bu mücadele dönüp dolaşıp Kürtlerin kimliğine ve siyasi tercihlerine gelip dayanıyorsa…

Bu coğrafyada özellikle de Kürt halkı için siyaset, yaşamın en çıplak haliyle yani doğrudan varlıkla ve ölümle iç içe geçmiş bir varoluş sahnesidir. Önder Abdullah Öcalan’ın savunduğu Demokratik Siyaset modeli de tam bu kesişim noktasında, devletli modernitenin parçaladığı, öznesizleştirdiği, manipüle ettiği toplumsallığı yeniden inşa etme çabası olarak karşımıza çıkar. Bu çaba, modernitenin kırılganlaştırdığı kolektif hafızayı, etik bir yaşam ve özgür bir topluluk tahayyülüyle yeniden örgütlemeye girişir.

Abdullah Öcalan, demokratik siyasetin taşıyıcısı olan toplumsal yapıların “yaralı” “eksik” niteliğine dikkat çeker. ‘Yaralı olmak’ yalnızca geçmişten taşınan travmaların mecazı değil, aynı zamanda bugünün siyasal, kültürel ve epistemolojik bölünmüşlüklerinin içkin bir tanımıdır. Yaralı toplumlar, hem sömürgeleştirici sistemlerin hem de ulus-devletin homojenleştirici zorunun etkisiyle kendi öz deneyiminden kopartılmış, kendine yabancılaştırılmış bir haldedir. Bu yaralanma hali, siyasetin asli öznesi olan topluluğun, kendi kaderini tayin edebilecek kudretini de zedeler. Yani burada söz konusu olan, yalnızca fiziksel veya tarihsel bir yara değil; epistemik, etik ve stratejik bir bütünlüğün kaybıdır.

Demokratik siyaset bu anlamda, yalnızca bir temsiliyet sistemi değil; toplumun parçalanmış, eksilmiş, sindirilmiş parçalarını birleştiren, onları etik ve politik bir organizmaya dönüştüren bir iyileştirme sürecidir. Ancak bu, sadece bir iyileştirme değil, aynı zamanda bir yeniden kurma, bir etik yeniden doğuş meselesidir.

Demokratik siyasetin başarısı, yalnızca soyut ilkelere bağlı kalmakla değil; aynı zamanda mevcut egemen sistemin boşluklarını, çelişkilerini ve çatlaklarını okuyarak, onlara müdahale edebilmekle mümkündür. Burada öne çıkan kavram ‘stratejik inşa’dır. Öcalan, demokratik siyasetin hem etik bir sorumluluk alanı olduğunu hem de var olan hegemonik yapıların karşısına yeni bir güç alanı olarak konumlandırılması gerektiğini belirtir. Bu, pasifist bir ütopyadan çok daha fazlasıdır; gerçekliğe müdahale eden, güçle ilişkisini yeniden tanımlayan bir devrimci yönelimi ifade eder.

İşte bu noktada demokratik siyasetin ikili karakteri öne çıkar: Bir yandan etik-politik bir özneleşme süreci, diğer yandan da reel güç dengeleri içerisinde taktiksel ve stratejik bir pozisyon alış. Bu ikili doğa, onu hem devrimci hem de kurucu kılar.

Demokratik siyaset, yalnızca devleti ele geçirme veya yönetme arzusundan ibaret değildir. Aksine, devletin tüm yapısal kurgusunu aşan, onu gereksizleştiren, toplumun kendi kendini örgütleme kapasitesine dayanan yeni bir yaşam tarzı önerir. Bu nedenle, demokratik siyaset özünde ‘iktidar’ı değil, ‘öz yönetimi’ hedefler.

Ne var ki, bu yönelim bir boşlukta gerçekleşmez. Özellikle Ortadoğu gibi sürekli savaş ve hegemonya mücadelesiyle örülü alanlarda, demokratik siyaset aynı zamanda askeri, diplomatik ve toplumsal mücadele düzeylerinde de var olmak zorundadır. Burada Öcalan’ın yaptığı müdahale çok kıymetlidir: O, demokratik siyaseti bir ‘denge unsuru’ olarak değil, hegemonik sistemin karşısında yeni bir ‘merkez’ olarak tarif eder. Bu merkez, mevcut merkeziyetçiliğe karşı yerel-demokratik merkezlerin çoğulluğuyla kurulur. Dolayısıyla bu siyaset, çok merkezli, çok katmanlı ve çok dilli bir varoluş biçimidir.

‘Yaralı bütünlük’ saptaması ile ‘stratejik inşa’ çağrısı arasında diyalektik bir bağ vardır. Bütünlüğün yeniden sağlanabilmesi, yalnızca etik bir farkındalıkla değil, aynı zamanda örgütsel ve stratejik bir irade ile mümkündür.

Bugün Kürt halkı ve diğer ezilen topluluklar için bu ikili yönelimin hayati önemi vardır. Bir yandan tarihsel olarak maruz kaldıkları parçalanmanın, dışlanmanın ve inkarın farkında olup buna karşı etik bir yeniden inşa süreci yürütmek, diğer yandan bu süreci mevcut sistemin içinde kendine alan açacak biçimde stratejik olarak örmek. Bu anlamıyla demokratik siyaset bir ‘yol’ değil, bir ‘çift yönlü yürüyüştür’. Hem kalbe hem akla, hem duyguya hem stratejiye, hem geçmişin yarasına hem geleceğin tasarımına dokunur.

Ancak tüm bu süreçte, kritik olan bir şey daha vardır: Demokratik siyasetin kendini bir ahlak politikası olarak örgütlemesi. Bu, yalnızca “iyi insanlardan oluşan” bir cemaat değil her bir ferdin kendi eyleminin sonuçlarıyla yüzleştiği, sorumluluğu devretmeyen, iradesini başkasına teslim etmeyen bir kolektif aklın ve vicdanın tesisi anlamına gelir. Bu yüzden demokratik siyaset, toplumu yalnızca yönetmez; onu yeniden inşa eder. Yeni bir hafıza, yeni bir dil, yeni bir ahlak yaratır.

Devletin dışında kalan, onun tanımadığı, görmediği, bastırdığı her ses için bu model bir yeniden diriliş, bir varlık manifestosudur. Yaralı bedenler bir araya geldiğinde, birbirine dokunduğunda ve konuştuğunda, yalnızca geçmişi iyileştirmezler; geleceği de birlikte kurarlar.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Kobanê Üniversitesi’nden özgür üniversiteye

Sonraki Haber

İktidarın söylediklerine mi eylediklerine mi bakalım?

Sonraki Haber

İktidarın söylediklerine mi eylediklerine mi bakalım?

SON HABERLER

DAİŞ Afganistan’da bir restorana saldırdı: 7 kişi hayatını kaybetti

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
20 Ocak 2026

KJK’den seferberlik çağrısı: Rojava dünya kadınları için özgürlük kalesidir

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
20 Ocak 2026

Şengal halkı da Rojava için geceyi sokakta geçirdi

Yazar: Aziz Oruç
20 Ocak 2026

Silêmanî halkı Rojava yolunda

Yazar: Heval Elçi
20 Ocak 2026

Peter McLaren: Öcalan’ın paradigmasını bombalayarak ortadan kaldıramazsınız

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
20 Ocak 2026

HPG Komutanı Murat Karayılan: Bedeli ne olursa Rojava’yı yalnız bırakmayacağız

Yazar: Aziz Oruç
20 Ocak 2026

Şêx Murşîd Xeznewî: Kanımın son damlasına kadar Rojava’dayım

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
20 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır