• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
12 Ocak 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar

‘Beyaz işkence’

16 Ocak 2019 Çarşamba - 00:27
Kategori: Yazarlar

Kapsamlı bilimsel araştırmaların konusu olan tecrit ya da izolasyon hapsi, ki literatürde ‘beyaz işkence biçimi’ olarak da yer alıyor, sadece bir cezalandırma biçimi değildir. Tecrit, kamuoyunda ele alınış şekli ve gösterilen tepki biçimleriyle de, söz konusu olan ülkedeki toplumsal yozlaşmanın ve entelektüel sefaletin derecesi hakkında da bilgi vermektedir. Varlığı aynı zamanda ‘demokratik hukuk devleti’ tanımının içi boş bir safsata olduğunu kanıtlayan tecrit, tecrit uygulanan kişinin ‘suçundan’ bağımsız herkesi ilgilendirmektedir.

Önce tecridin ne olduğuna değinerek söylemek istediklerimizi açıklamaya çalışalım: Bir kere tecrit BM İnsan Hakları Beyannamesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu’na aykırı olan bir işkence türüdür. Çünkü hükümlü, tutulduğu cezaevinde veya benzeri kurumda uygulanan sosyal izolasyon ve duyusal yoksunluk metotlarıyla her türlü insani gereksinimden mahrum bırakılmakta ve neticesinde özgün insani vital maddeleri yavaşça yok edilmektedir.

Yapılan bilimsel araştırmalar, tecridin ağır baş ağrılarına, baş dönmesine, kronik nezle ve bronşite, bedensel ve ruhsal rahatsızlıklara yol açtığını kanıtlamaktadır. Duyusal yoksunluk, insan bedeninin çevre koşullarına gösterdiği reaksiyonları regüle eden vejetatif sinir sistemine kalıcı hasarlar vermektedir. Sistematik tecrit ağır işkencedir, bizzat devlet tarafından uygulanan bir intikam biçimidir.

Aslına bakılırsa modern anlamında tecrit 1970’li yıllarda Almanya’da RAF tutsaklarına karşı uygulanmaya başlamıştı. Dünya ihracat şampiyonu olan Almanya, tecrit uygulamasını da ‘başarılı’ bir ihracat ürünü hâline getirmişti. 1980’li yıllarda Şili, İspanya ve Türkiye’den gelen memurlar, tecrit uygulamasını kendi ülkelerine nasıl uyarlayacaklarını öğrenmişlerdi. İsviçre’deki İspanya Başkonsolosu 1990 yılında bir mülakatta, ‘Hapiste dahi ehlileştirilemeyen devlet düşmanlarına verilecek yegane yanıt, onları birbirlerinden ayırmaktır. Bu konuda başarılı deneyimleri olan Almanya, bize örnek olmaktadır’ diyordu.

Almanya’da uygulanan tecrit, RAF’ın geniş toplumsal desteği olmamasına rağmen, burjuva toplumunun tepkisini çekmiş, aydınlar ve sanatçılar tecride karşı açık pozisyon almışlardı. Stammheim bugün Alman hukuk sisteminin bir utanç abidesi olarak anılmaktadır.

Peki, RAF bir halk hareketi olsaydı ve liderleri milyonlarca insanın iradesi sayılsaydı, ne olurdu? Almanya’da bu sorunun yanıtı verecek tek bir savcı bulamazsınız, çünkü sonuçlarını düşünmek bile istemezler. Pekala, Türkiye gibi bir ülkede sürüp giden tecrit uygulamasının sonuçlarının ne olacağını yanıtlayabilir miyiz? Türkiye dışından baktığımızda sonuçlarının ne denli vahim olabileceğini görenlerin, bedenlerini ölüme yatıran Leyla Güven ve diğer tutsaklar olduğunu görüyoruz.

Leyla Güven ve diğer tutsaklar ne istiyor? Kendileri için bir ayrıcalık veya daha iyi muamele mi? Hayır, sadece PKK lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin kaldırılmasını talep ediyorlar. Peki, bu talep neden herkesi ilgilendiriyor? Çünkü tecrit varsa, barış olmaz. Barış olmayınca, demokrasi olmaz. Demokrasi olmayınca…

‘Bir insan ömrünü neye vermeli / Para mı, onur mu taş dikenli yol / Ağacın köküne inmek mi yoksa…’ demiş ozan. Bir ülkede ömrünü onurlu bir işe adayan tek bir insan varsa, o zaman umut da kaybolmamış demektir. Çünkü o insan o ülkenin onurudur. Leyla Güven’e sahip çıkın. Bunun için Kürt olmanıza, komünist, devrimci veya solcu olmanıza gerek yok, insan olmanız yeterlidir. İnsan onurunu kaybederse, geriye ne kalır ki? Siz, siz olun, onurunuza sahip çıkın, henüz vakit varken…

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Menderes’te derin çukurlar ortaya çıktı

Sonraki Haber

Almanya’da grev: Yüzlerce uçuş iptal

Sonraki Haber

Almanya’da grev: Yüzlerce uçuş iptal

SON HABERLER

Tekçi devlet aklının çözülüşü

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
12 Ocak 2026

Hişyar Özsoy: Halep hepimiz için bir aynadır

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
12 Ocak 2026

Berfin Nurhaq: Bir yoldaş, bir ana, bir tanrıça

Yazar: Bedri Adanır
12 Ocak 2026

‘İran’da göstericilerin idam edilme tehlikesi var’

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ocak 2026

Şêxmeqsûd’da 3 Heyva Sor a Kurd çalışanı kaçırıldı

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ocak 2026

DSG: Dêr Hafir’de askeri hareketlilik iddiaları gerçeği yansıtmıyor

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ocak 2026

Mêrdîn’de şüpheli kadın ölümü

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır