• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
1 Ocak 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Nibel Genç: Sanatsal üretimleri direniş perspektifine dönüştürmeliyiz

1 Ocak 2026 Perşembe - 09:29
Kategori: Editörün Seçtikleri, Kültür

Cezaevinde kaleme aldığı kitaplarda Kürt halkının hafızasını kayıt altına aldığını söyleyen Nibel Genç, sanat ve edebiyatın ‘iktidara karşı bir direnme perspektifine’ dönüştürülmesi gerektiğini söyledi

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi iken siyasi nedenlerle tutuklanan Nibet Genç, 31 yıl sonra tahliye edildi. Cezaevin öğrenci olarak giren ve yazar olarak çıkan Nibel Genç, cezaevinde kaldığı sürede Radyo Televizyon ve Sinema ile Edebiyat bölümlerinde lisans eğitimini öğrenimini tamamladı. Mûş’ta doğup büyüyen, 20’li yaşlarda girdiği cezaevinde kadının varoluş hakikatini ve mücadelesini cezaevinde sürdüren Nibel Genç, yazdığı hikayeler ve romanla bu mücadeleyi anlamlandırdı. Tutsakların kaleme aldığı öykülerden oluşan “Kıyıya Vuran Dalgalar: F Tipi Öyküler” kitabında da bir öyküsü yer alan Nibel Genç’in ilk kitabı “Mısır Koçanlarını Kızartan Koku” romanı ise Akdeniz Ülkeleri Forum Yarışması Birincilik Ödülü’nü aldı. Köyü yakılan Dêrsimli bir kız çocuğu olan Ezima’nın evindeki yanmış eşyaların kokusuyla şekillenen şu anı ile geleceğine karışan yolculuğunun anlatıldığı roman, Nibel Genç’in deyimiyle Kürt trajedisinin bir haritasını çıkarttı.

Romanının ilk imza gününü geçtiğimiz günlerde düzenleyen Nibel Genç, cezaevinde kadın tutsak olmak, cezaevinde bir kadın yazarın edebiyatta var olma süreci ve Ezima’nın hatıraları arasından aralanan gerçeklikten yola çıkarak hafızanın önemini anlattı. Cezaevinde yaşamın ortak deneyimler getirmesine rağmen kadınlar açısından farklılıkları olduğuna değinen Nibel Genç, bu farklılıkların ve zorlukların kadın tutsaklar arasında daha güçlü bir dayanışma yarattığını söyledi. Cezaevlerinde yaşadığı deneyimlerden örnekler veren Nibel Genç, “90’lı yıllarda ben Sivas’ta kaldım. Orada kadınlar olarak çok kalabalıktık. 120’ye yakın kadın vardı. Hatta bazen espri yapardık, ‘Biz bir kadın köyüyüz’ derdik. 90’lı yılların genel ortamı, doğal olarak hapishanelere de yansıyordu. Hem siyasi kimliği hem direnmeyi oluştururken; zaman zaman kendimizi yalnız hissettiğimiz süreçler oluyordu. Fakat onu bir dayanışma içerisinde aşmaya çalışıyorduk” ifadelerini kullandı.

Cezaevinde kadın direnişi

Cezaevi koşullarına rağmen kadınların kendilerine ait bir yaşam kurma mücadelesi verdiğini ifade eden Nibel Genç, cezaevlerinde kapitalist sistemin maddi yaşamından uzak olmanın komünalist bir yaşama kapı araladığın söyledi. Nibel Genç, “Yaşamımızı bir anlamda dolu dolu geçirmeye de çalıştık. Hapsedildik; ama o hapsedilmenin içerisinde buna gömülmedik. Bir kaçış hattı yakalayabildiysek o kaçış hattından kendimize bir şeyler inşa etmeye, o noktada hayatla bağımızı daha diri daha dinamik tutmaya çalıştık kadınlar olarak. Birbirimizin sevgisini derinleştirmeye çalıştık. Bir anlamda birbirimizin gözlerine baktığımızda da en zor zamanlarımızda yaşama tutunmamızı da birbirimiz sağlamışızdır. Kadın dayanışması açısından önemli bir deneyim. Ama şu hissediliyor; kadınların her zaman imkanları daha kısıtlı… Kadınların hem sayıları az hem de cezaevleri sayısı da ona bağlı olarak az. Mesela ailelere yakın cezaevine sevk konusunda kadınlar daha dezavantajlı. Erkek arkadaşlar, o konuda daha avantajlı. Ya da sportif faaliyetleri çıkartırken bile erkeklerin imkanları daha fazla, daha geniş olabiliyor. Dediğim gibi aynı anda hapsedilmişsin; ama iktidar biraz daha kadının direnişine daha tepkili daha cezalandırıcı yaklaşabiliyor. Ama bu da beraberinde kadınların da karşı koyma direncini daha güçlü geliştirmesine yol açabiliyor” diye konuştu.

Cezaevlerinde ’30 yıllık’ olmak 

Zamanı algılama biçimlerinin içeride ve dışarıda farklı olduğunu ifade eden Nibel Genç, “Bir roman okumuştum. Bir Çinli, Japonya’da 15 yıl tutsak olarak kalıyor. O geldikten sonra herkes ona ’15 yıl nasıl yaptın’ diyor. O da ‘Aslında 15 yılın geçmesi sıkıntı değil, mesele 15 yılın ben onu doldurmadan geçmiş olması’ diyor. Yani bir şekilde 31 yılı geride bırakıyorsun, zaman akıyor. Toplumsal bir sorundan dolayı genç kuşakların 20’li, 30’lu, 40’lı yaşlarımızın hepsini hapishanede kapatılmış olarak geçirmek çok ağır bir şey. Bir toplumsal sorundan dolayı ve gerçekten çözülememiş, kangrenleşmiş bir toplumsal sorundan dolayı bu kadar kuşağın ömrünün hapishanede geçirtilmesi çok ağır bir bedel. Ama bu bedelin sorumluluğu iktidara ait. 30 yıl çok uzun bir zaman. Bu 30 yıl içerisinde farklı farklı dönemeçlerde çıkma ihtimalimizin belirdiği zamanlar da vardı. Ben kendi kendime ‘En kötü ihtimal 30 yıl yatar çıkarım’ diyordum. Ama ben 31 yıl kaldım. Çünkü cezam bir yıl uzatıldı. Roma’dan beri derler, ‘Hukuk hiçbir zaman geriye işlemez.’ Ama son süreçte hukuk geriye doğru işletildi. Normalde şartlı tahliyemizle 30 yıl yattıktan sonra çıkmamız gerekiyordu. Fakat gözlem kurulları çıktıktan sonra 30 yıl yattıktan sonra çıkmak bir belirsizliğe sevk edilmiş oldu. Gözlem kurullarıyla birlikte böylesi bir keyfi yaklaşım, hukuksuz durum ortaya çıktı. Ve gerçekten de çok keyfi çok öznel değerlendirmelerle bizler içeride tutulduk. Sırf içeride bırakılsın diye de bazen olmadık şeylerden disiplin cezaları veriliyor. Hala 30 yılı bittiği halde 3-4 yıldır dışarıda olması gereken arkadaşlarımız içeride. Sadece hukuk işletilse mevcut hukuk işletilse bu insanlar dışarıda olacaklar. Yeni bir yasal düzenlemeye de gerek yok” şeklinde konuştu.

Hayatın akışkanlığını içeride yakalayabilmek

Cezaevinde yazarak buradaki 31 yıllık yaşamını özgürleştiren Nibel Genç, cezaevinde gelişen okurluğun ve anıları anlatma isteğinin tutsakları yazmaya yönlendirdiğini belirtti. Cezaevinde yazmaya ve yazarken karşılaştıkları zorluklara dair konuşan Nibel Geneç, “Hepimiz 90’lı yıllarda biriktirdiğimiz hikayeleri yazdık. Sonuçta hayattan kopuyoruz. 30 yıl biz müebbetler açısından bir aşamadan sonra  ‘Yazayım ama ben içerdeyken o hayatın akışkanlığını ne kadar yakalayabilirim’ diyorsun. Böyle bir dezavantajı da var; ama edebiyat hem okuma ve yazma noktasında hem seni çoğaltan bir şey hem de gerçekten hapishanenin duvarlarına karşı bir kaçış hattı yakalatıyor. O anda duvarları aşıyorsun. Okuduğun bir kitapla, okuduğun bir hikâyeyle ya da bir şey yazmaya kalktığında o yarattığın kurmaca dünya içerisinde kendine yeni yolculuklar yaratabiliyorsun” diye belirtti.

‘Tutsaklarla birlikte yazıya da tecrit uygulanıyor’

Cezaevinde yazmanın ve üretmenin zorluklarından birinin de yazdıklarını kendine ait kılamamak olduğunu söyleyen Nibel Genç, şöyle devam etti: “Virginia Woolf, 200 yıl önce bir kadının bir erkek yazara göre dezavantajlarını belirtir ve ‘Kendine ait bir odası olmayan bir kadın neler yazabilir?’ der. Şimdi zaten hapishanede kendimize ait bir odamız yok. Bir de yazdığımız defteri kendimize ait kılamıyoruz. Çok rahat bir şekilde alınıyor, bir aramada götürülüyor ve imha mı ediliyor, bir yerde mi bırakılıyor?  Ne yapılıyor, onu biz de bilmiyoruz. O nedenle cezaevlerinde belki zaman konusunda bir artı var; ama metni kendine ait kılamıyorsun. Onu dışarı çıkartabilecek miyim, çıkartamayacak mıyım, sorusu hep var.  Bir hikaye yazsan onu postayla göndermek durumundasın. Postayla gönderdiğinde en ufak bir şeyden işkillenebiliyor. Okuduğumuz yazdığımız şeyleri kendimize ait kılamıyoruz. Bunları dışarı çıkartamıyoruz. Dışarı çıkarttığımızda da gereken ilgi ya da bunların basımı konusundaki kolaylık sağlama noktasında dışarıdan kaynaklı sorunlar var. Bu nedenle gerçekten metni kendine ait kılmanın çok ciddi bir sorun olduğunu düşünüyorum. Ve 21’inci Yüzyıl’da bir kadının içeride yazarken böyle bir soruna karşılaşması gerçekten trajik bir durum” dedi.

‘Umut, ürüne dönüşürse iktidar için daha rahatsız edici’

Cezaevinde yapılan aramalarda iki öyküsüne el konulduğunu paylaşan Nibel Genç, şunları söyledi: “Orada dirençle ayakta duran, okuyan, yazan bir insanın hiçbir ürün vermese bile ezilmeden dik durması bile iktidarı rahatsız eder. ‘Ben bunu 30 yıl içeride bıraktım. Bu 30 yıl içerisinde çökmeliydi’ der; çünkü o bir cezalandırma. İktidara göre 30 yıl veriyor, seni cezalandırıyor. ‘Niye çökmedi? Niye ezilmedi? Niye hala yaşama karşı bir sevgisi, bir umudu var?’ Bunlar mutlaka iktidarı rahatsız eden şeyler. Bir de bu umut bir ürüne, bir esere dönüşürse; bu iktidar açısından daha da rahatsız edici bir şey. Çünkü bir iktidar karşısında alternatif bir direnişin, alternatif bir yaratımın olmasını istemez.”

‘Kürt annesinin acısı ve mücadelesinden etkilendim’

Öykülerini yazarken Kürt kadınlarının yaşamından ve yaşadıkları acılara karşı duruşlarından etkilendiğini söyleyen Nibel Genç, şunları dile getirdi: “Mesela çocuğunu kaybeden bir Kürt annesinin hayata tutunma biçimi… Acısını yaşarken o acının her an onun hafızasında canlı bir şekilde yer alması; ama aynı zamanda çocuğunun arkadaşları geldiğinde onları çocuğu gelmiş gibi karşılayabilmesi, o sevgiyi, o paylaşımı ona sunabilmesi… Bunlar, çok etkileyici şeyler. Ya da bir göç hikayesi yaşamış bir Kürt kadını. Ya da çok küçük bir yaşta köyünü, kentini terk etmek zorunda kalıp metropole gelmiş ve 9 yaşında tekstilde çalışmak zorunda kalan bir Kürt çocuğu, bir Kürt genci. Hayat içerinde yaşadığı zorluklardan dolayı işte göçtür, yıkımdır ya da en yakınının katledilmesine tanık olan bireylerin hayata tutunma mücadelesidir. Hayat içerisinde tutunurken hem acısına gömülmüş, o acı hep onunla çok canlı bir şekilde var; ama aynı zamanda da yeni bir hayat kurmaya çalışıyor ya da yeni hayat kuranlara umutla bakıyor. Onların ona sunmuş olduğu umudu çok coşkuyla benimsiyor ve kendi acılarını başkaları yaşamasın diye bir dua ediyor. Temennisi, hayali, özlemi hep bu yönlü. Bunlar beni etkiliyor gerçekten. Bu yükü kaldırma biçimleri, bunun karşısındaki oluşturdukları direnç, bunları anlamaya görmeye çalışıyorum. Şimdi dışarıdayım. Dışarıda da bu tür hikayeleri daha fazla dinlemek, daha fazla bunlara tanıklık etmek isterim. Yaşayanları dinleyerek yazma koşullarımı yaratmak isterim. Acıların bir şekilde edebiyata yansımasını çok önemli buluyorum. Yapabilirsem o noktada o hikaye benim zihnimde ilmek ilmek işleyip kendini yazıya dökmek isterse bunun emeğini sergilemek isterim.”

Kürt tradejisinin haritasını çıkarmak

“Mısır Koçanlarını Kızartan Koku” romanında da ezilen halkların hafızasının önemine değinen Nibel Genç, hatırlamanın geleceğe dönük bir perspektif oluşturmakta önemli bir rol oynadığını kaydetti. Geçmişin, gelecek ve şimdi üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğunu ifade eden Nibel Genç, sözlerini şöyle sürdürdü: “İktidarın kendini inşa ederken hangi araçlardan yararlandığını, neleri yok etmeye çalıştığını, neleri yıkıma uğrattığını bilebilmek için hem kolektif hem bireysel hafızayı çok güçlü tutmak gerekiyor. Mesela ‘Mısır Koçanlarını Kızartan Koku’da ben yakılan bir köyü anlattım. O yakılan köyde sadece 15 tane eşyanın hikayesini anlatarak, başlangıçta o kadar tarihe yolculuk yapacağımı bilmiyordum; ama anlatırken bir eşyanın hikayesi Şeyh Said İsyan’ına kadar gidiyor. Biri Dêrsim’e gidiyor, biri 12 Eylül sürecine gidiyor, biri 90’lardaki hapishane sürecine gidiyor… Hepimizin evlerindeki eşyalar ya da hepimizin sakladığı hatıralar böyle değil midir? Ve bunlar yüzyıllık Kürt tarihini özetler. Çok küçük nesneler bile sen yan yana koyduğunda, okumasını bildiğinde gerçekten Kürt trajedisinin, Kürt halkının maruz kaldığı eziyetlerin, katliamların, yıkımın, yok oluşun bir haritasını çıkartır bize. O bakımdan hafızayı canlı tutmak, geleceği inşa ederken bizim açımızdan çok önemli. Ben burada edebiyatın ve sanatın çok önemli olduğunu düşünüyorum.”

‘Sanatsal üretimleri direniş perspektifine dönüştürmeliyiz’

Tahliye olduktan sonra özellikle Kürt gençlerinin sanatsal üretimlerini incelediğini söyleyen Nibel Genç, bu eserlerin sadece unutturmamak veya unutmamak amacıyla değil, direniş olarak da üretilmesi gerektiğini ifade etti. Nibel Genç, “Mesela dönüp baktığımızda edebiyatta, sanatta, ikinci Dünya Savaşı’nda yaşanan bir soykırımla ilgili yazılanları okuduğumuzda ya da Afrika halklarının tarihini okuduğumuzda, o hikayelerin tanıkları, iktidar karşısında bir direnme perspektifi oluşturuyor. Biz Kürtler de kendi yaşadıklarımızı sadece kendimiz açısından değil, bundan sonra eziyet gören, ezilen tüm halklar açısından edebiyatın ve sanatın diliyle bir direnme perspektifine dönüştürebilirsek bu bizim açımızdan çok büyük bir kazanım olacaktır” diye konuştu.

Haber: Deniz Karabudak – Sema Bingöl / MA

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Wan’da kayyıma rağmen 5 bin kadınla temas

Sonraki Haber

Amed’deki hastanede hasta eden kirlilik!

Sonraki Haber

Amed’deki hastanede hasta eden kirlilik!

SON HABERLER

IFJ: 2025’te 128 gazeteci öldürüldü

Yazar: Heval Elçi
1 Ocak 2026

Wan’da çığ altından kurtarılan kadının durumu ağır

Yazar: Aziz Oruç
1 Ocak 2026

ABD’den Karayipler ve Pasifik’te yeni hava saldırıları: En az 8 ölü

Yazar: Bedri Adanır
1 Ocak 2026

İran’da protestolar sürüyor: 1 can kaybı, 15 kişi gözaltında, üniversiteler kapatıldı

Yazar: Bedri Adanır
1 Ocak 2026

TKDF: 2025’te 391 kadın erkekler tarafından katledildi

Yazar: Aziz Oruç
1 Ocak 2026

HTŞ’li 2025 Suriye’si: Kadınlara yönelik şiddet, saldırı ve katliamlar arttı

Yazar: Bedri Adanır
1 Ocak 2026

‘Hüseyin Aykol, karaya oturmuş bir ülkeyi anlattı, ama hiç umudunu kaybetmedi’

Yazar: Bedri Adanır
1 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır