Hüseyin Aykol için bir yazı kaleme alan gazeteci Güney Aslan, ‘Ölümü sırtımda taşıyarak yaşadım ama işte, ne yazık ki yaşadım. Bir ceza, bir lanet gibi yaşadım… Ve zaman değişti; hem de çok…Şimdi zaman çabuk, çok çabuk geçiyor ancak acı geçmiyor… Acı hayattan ve zamandan çok daha uzun sürüyor… Yeni yıla girerken yine ve yeniden ölümü kucaklamak yorgun ruhumu eziyor…’ dedi
Yeni yılın ilk gününde hayata gözlerini yuman gazetemizin okur temsilcisi ve yazarı Hüseyin Aykol için Nûpel’de bir yazı kaleme alan gazeteci Güney Aslan, Hüseyin Aykol’un mücadelesini, emeğini anlattı.
Meslek hayatımda yeni bir sayfa açmak, yeni bir başlangıç yapmak, üzerimdeki devlet baskısını azaltmak, tehditlerden kurtulmak amacıyla Van’dan İstanbul’a göç ettiğim 1989 yılında Hüseyin ile tanıştım.
İki yıla kadar emek verdiğim ve Kasaplar Deresi gibi döneme damgasını vurmuş haberlerine imza attığım 2000’e Doğru Dergisi’nden ayrılmış, MYK üyesi ve Van İl Başkanı olduğum Sosyalist Parti’den Doğu Perinçek’in talimatıyla alınmıştım.
1989 yılında İstanbul’da Hüseyin Aykol’un Genel Yayın Yönetmeni, Kenan Azizoğlu’nun idare müdürü olduğu haftalık Halk Gerçeği gazetesi çıkıyordu.
Orada Yayın Koordinatörü olarak işe başladım.
Sanırım Halk Gerçeği’nin 9’uncu sayısıydı ve ilk haberim Silopi’de yakılan köyler ve orada uç vermeyen başlayan Serhildan gösterileriydi.
Haber manşetten yayınlandı ve anında gazete toplatıldı.
Gazetenin her sayısı neredeyse toplatılıyordu…Çok geçmeden de zaten kapatıldı.
Bu kez hep birlikte Yeni Halk Gerçeği’ni çıkardık.
Çıkardık ancak, Yeni Halk Gerçeği de Özal döneminde çıkarılan Sansür Ve Sürgün Kararnamesine takıldı.
Serhat Bucak ağabeyin sahibi olduğu Yeni Halk Gerçeği’nin her sayısı basın savcısı tarafından sansürleniyor, her sayı başlıklar hariç boş sayfalarla çıkıyordu.
Okur eline aldığında gazetenin sayfalarını hızla ve heyecanla çeviriyor ama her sayfada derin ancak anlamlı bir boşlukla karşılaşıyordu.
Her köşenin ve her haberin altında ‘Bu bölüm….Yasa Gereği Basın Savcılığı tarafından sansürlenmiştir’’ notu yer alıyordu.
Baktık olmuyor, Yeni Halk Gerçeği’ni de biz kapattık ve bu kez Yeni Ülke gazetesini çıkardık.
20 Eylül 1990’da ilk sayımızla yayın hayatına başladık.
Bu kez Genel Yayın Yönetmeni görevini ben üstlendim. Hüseyin ise Yayın Koordinatörü idi. Leyla Zana Diyarbakır temsilciliği görevini üstlendi. Kenan her zamanki gibi mutfakta ve perde arkasındaydı…
Baki Karadeniz, Mehmet Şenol, Mehmet Aktaş, Faysal Dağlı, Hüseyin Kalkan ve daha birçok arkadaş basın emekçisi olarak gazeteye omuz verdi.
Gazeteyi çıkaran şirketin sahipleri Serhat Bucak, Zübeyir Aydar, İsmet Ateş ve şu an ismini hatırlayamadığım biriydi.
Musa Anter, Ahmet Arif, İsmail Beşikçi, Şerafettin Elçi, Tarık Ziya Ekinci, Recep Maraşlı, M. Can Yüce, Cemil Gündoğan’ın aralarında olduğu geniş bir yazar kadromuz vardı.
6 ay kadar Yeni Ülke’nin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptım; sonra ben de ayrıldım…
Bayrağı Hüseyin’e devrettim.
1991 yılı Ocak ayıydı. Birinci Körfez Savaşı başlamıştı…
Güney Kürdistan’a gittim…
Daha öncesi de var ama 1981’den bu yana aslında bir gazeteci olarak hayatla ölüm arasında gide gele yaşadım…
Ölümü sırtımda taşıyarak yaşadım ama işte, ne yazık ki yaşadım;
Bir ceza, bir lanet gibi yaşadım…
Ve zaman değişti; hem de çok…
Şimdi zaman çabuk, çok çabuk geçiyor ancak acı geçmiyor… Acı hayattan ve zamandan çok daha uzun sürüyor…
Yeni yıla girerken yine ve yeniden ölümü kucaklamak yorgun ruhumu eziyor…
Kendime mi, Hüseyin’e mi, kime yanacağımı bilmiyorum…
Işıklar içinde uyu Hüseyin…
Çok şey var daha yazacak ama sen huzurla uyu…
HABER MERKEZİ









