Enerji ihtiyacımız var iddiasının ardına gizlenilerek yabancı şirketlere de GES ve RES’ler için tahsise hazırlanırken, lisanssız üretimler ‘kısıt’ nedeniyle elektrik alınmıyor. Bu durum da tarım ve mera alanlarında işgal büyüyecek
K. Bülent Ongun / İstanbul
Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ), “Güneş ve Rüzgar Kaynaklı İletim Sistemine Bağlantı Başvuruları Değerlendirme Raporu”nu yayınladı. Buna göre, 31 Aralık 2025 itibariyle güneş ve rüzgar kaynaklı dağıtım seviyesinden transformatör merkezi bazlı tahsis edilebilecek güncel lisanssız üretim kapasitesi olmadığı açıklandı. Lisanssız elektrik tesislerinin iletim sistemine güneş ve rüzgar kaynaklı bağlantısı için 2025 yılı Kasım ayında 13 güneş kaynaklı başvuruyu değerlendiren TEİAŞ, bu başvuruları bölge kapasitesi kısıtından dolayı evrak ve teknik değerlendirmeye almadı.
Büyük ölçekli GES
Diğer taraftan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alpaslan Bayraktar, yeni yılın hükümetler arası anlaşma yoluyla büyük ölçekli projelerin imzalarının atıldığı bir yıl olacağına işaret ederek, “Üzerinde çalıştığımız güneş projeleri var, yenilenebilir ve depo projeleri var” diye konuştu. Yüzer güneş enerjisi santrallerinde büyük bir potansiyel olduğunu iddia eden Bayraktar, bu konuda belki özel sektörle, belki EÜAŞ eliyle 3 bin megavata yakın bir yüzer GES’i de en kısa sürede hayata geçirmek istediklerini söyledi. Deniz üstü rüzgâr projeleriyle ilgili de 2026 yılı içerisinde önemli planlamalar yaptıklarını belirten Bayraktar, “YEKA benzeri bir model düşünüyoruz” dedi.
Araziler GES tarlası oldu
Bayraktar’ın bu açıklamaları yabancı büyük sermayeye alan açılacağını ve ön anlaşmaların yapıldığını gösterirken, ‘büyük’ GES ve RES’lere verilecek alım garantisiyle lisanssız tüm santraller sistem dışına itilecek ve kapasite fazlası nedeniyle ‘büyük’ GES’ler çalışmasa da YEKDEM kapsamına alınarak üretmedikleri enerjinin parası halkın cebinden ödenecek. Lisanssız GES ve RES’lerden elektrik alımı durdurulurken, tarım arazileri, ovalar, meralar devasa büyüklükte RES ve GES tarlalarına dönüşecek. Özellikle Rîha’da (Urfa) Türkiye’nin en büyük barajlarının hemen yanı başındaki çiftçiler bile susuzluğa mahkum edilirken, bu alanlar GES tarlasına dönüşmeye başlaması tarım politikalarındaki yıkım uygulamalarının bilinçli biçimde sürdürüldüğüne işaret etmekte.
755 santrale destek
İklim değişimiyle mücadele iddiasıyla fosil veya ‘yenilenebilir enerji’ şirketlerine büyük destekler verilirken, enerji ihtiyacı var iddiasıyla halkta rıza üretilmeye çalışılıyor. 2025 yılı için açıklanan ‘Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması’ (YEKDEM) adı altında sınırsız destek verilen santrallerin sayısı 755’e ulaşmıştı. Bu santraller 269 adedi Biokütle (Tüm yakma tesisleri vd.), 216 adedi HES, 183 adedi RES, 51 adedi JES ve 36 adedi GES olmak üzere 755 santral destek kapsamına alındı. Bu santrallere elektrik alım ve fiyat garantisi veren iktidar bu süreci 2030 yılına kadar uzatırken, başta JES şirketleri olmak üzere destekten yararlanan şirketler bu sürenin 2040 yılına kadar uzatılmasını istiyor.
Lisanssız çatı GES’ler!
Bir yandan EPDK, diğer yandan Bakanlık kararları ile doğal yaşamın işgali sürerken, alınan kararlarla koruma alanlarının da enerji şirketlerince işgal edilmesin yasal anlamda sağlandı. 11 Ağutos 2022’de EPDK’nın işletmelerde kurulan güneş enerjisi santrallerine yönelik yaptığı düzenleme tepkilere neden olmuştu. Güneş enerjisinden elde edilen elektriğin, işletmenin kullandığı kısmı mahsup edildikten sonra kalanı, dağıtım şirketlerince satın alınıyordu. Ancak “Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği”nde yapılan düzenlemeyle, üretilen enerjinin sadece kendi işletmesinde kullanabileceği ve dağıtım şirketlerine satamayacağı kararını aldı. Çatı GES’i kuran işletmeler EPDK’nın durduk yere yaptığı yönetmelik değişikliğine isyan etmiş ve, “Biz yönetmeliğe güvenerek borçlanıp GES’leri kurduk” diye açıklama yapmışlardı.
Fosil santrallere destek sürüyor
Kapasite sorunu nedeniyle GES’lerin sisteme bağlantısını değerlendirmeye almayan TEİAŞ, 2025 yılı Kasım ayına ilişkin ‘Kapasite Mekanizması Ödeme Listesi’ni yayınladı. Buna göre, 30 kömür ve doğal gaz yakıtlı elektrik üretim santraline Ekim ayı için toplam 1 milyar 400 milyon TL ödeme gerçekleştirildi. Kapasite desteği alan santrallerin 16’sı kömür yakıtlı termik santral ve 16’sı ise doğalgaz yakıtlı elektrik santralleri. Kasım ayında ödemelerden en yüksek payı doğal gaz yakıtlı elektrik santralleri aldı. Doğal gaz yakıtlı 15 santrale yaklaşık 574 milyon 306 bin 499 TL kapasite ödemesi yapılacak. Kasım ayında kömürle çalışan elektrik santrallerine ise toplam 475 milyon 693 bin 501 TL kapasite desteği verilecek.
Kapasite ihtiyacın iki katı!
Piyasa şartlarına uygun maliyetten elektrik üretemediği veya elektriğe ihtiyaç olmaması nedeniyle şirketlerin beklentisi altında kalan enerji alımları gerekçesiyle yılın büyük bölümünde çalışmayan veya ‘kısıt’ nedeniyle çalıştırılmayan ya da çok düşük kapasitede çalışan santrallere verilen destekler aralıksız sürüyor. 121 bin 084 MW’a ulaşan enerji üretim kapasitesine rağmen bu kapasitenin yarısının bile piyasalaşmadığı Türkiye’de, yapılan ödemlerin gerekçesi enerji arz güvenliğine bağlamaya çalışılıyor. Türkiye’de kullanılan gücün ortalama 50-60 bin MW’ı aşmıyor olması desteklerin elektrik ihtiyacından değil şirketlere servet aktarmak için yapıldığını açıkça gösteriyor.
Tarım arazileri ve açlık
Dünya üzerinde 2 milyara yakın insanın açlık çektiği ve temiz suya erişemediği günümüzde açlığın en büyük nedeninin susuzluk ve tarım arazilerinin giderek daralması olduğu biliniyor. Yaşanan süreç bu iken tarım arazileri veya meralar üzerini işgal ederek ‘güneş tarlaları’ ve ‘rüzgar santralleri’ oluşturup yaşanan ekolojik krize ve dolayısıyla açlığa çözüm bulunabileceğini düşünmek en hafifinden aymazlık olabilir. Yayınlanan verilerde 2005’ten 2018 yılına kadar Türkiye’de 3.5 milyon hektarlık araziyi ekmekten vazgeçerken bu rakam 4 milyon hektarı geçmiş durumda.









