Anglo-Sakson aklıyla hareket eden ABD ve İsrail yeni bir düzen inşasına girişmiş durumda. Tüm bu gelişmeler ekseninde sayın Abdullah Öcalan farklı bir çözüm modeli sunuyor. Ne yazık ki hakkaniyetle anlamak yerine lebden fasulye anlayanlar saldırıya geçiyorlar
Ferhat Akıncı
DEM Parti, ABD’nin Venezuela devlet başkanı Maduro’yu hiçbir uluslararası teamüle uymayan bir operasyonla alıkoymasını kınayan bir açıklama yaptı. Hemen arkasından veryansınlar başladı. Güya ABD’yi kınayınca Madurocu olunuyormuş. Maduro, Venezuela’yı diktatörlükle yönetiyormuş. Maduro hem Erdoğan’ın hem de İran molla rejiminin sadık bir dostuymuş. Üstelik Rojava konusunda Türkiye’nin yanında yer alıyormuş. Yani utanmasalar, bunun üzerinden diyecekler ki Dem Parti, Erdoğan ve Hamaney’in has dostu, halk düşmanı, diktatörlük savunucusu bir partidir. Okullarda mantık dersinde buna Aristo mantığı derlerdi. Diğer bir tabirle düz mantık. Tabi düz mantığın da bir anlamı var, bir teorisi var. Ancak bu değerlendirmeyi yapanlar maalesef böyle bir teoriden bile yoksunlar. Öyle bir güruh peyda olmuş ki, ne desen daha dinlemeden saldırıya geçiyor. Leb demeden, fasulye anlıyorlar. Bunlara kalsa pireyi gördükleri gibi yorganı yakarlar.
Söylediklerim iyi niyetlice düşüncelerini dile getirenleri kapsamıyor. Öyle düşünebilirler, zaten yazma amacım da böyle düşünenlere, bunun böyle olmadığını yaşanan gerçekliklerle ortaya koymaktır. Güçlü bir hafıza olmadı mı yaklaşım sadece güncel bir olay ile sınırlı oldu mu, doğru sonuçlar almak mümkün değil. Zira hegemonik güçlerin en çok önem verdiği şey geçmişi perdeleyip kendini güncel olan ile sunmaktır. Maduro’nun politik duruşu bizi ABD’yi doğru ele almaktan alıkoymamalıdır.
ABD çok sinsi ve stratejik bir politika yürütüyor. Bugün Venezuela ve İran rejimlerinin bu halde olmalarının baş sorumlusu ABD’dir. Türkiye’de iktidarın bu kadar anti-demokratik uygulamaları hayata geçirmesinin baş sorumlusu ABD’dir. Ne kadar özel savaş yöntemi varsa ne kadar ölümcül silah varsa ne kadar anti-toplum uygulamaları varsa, ABD hepsinin ortağıdır. ABD ve Koalisyon güçleri Kobanê’de bombardıman yaptı diye, DAİŞ’in serpilip gelişmesindeki rolünü unutacak değiliz. 1979’da İran’da Şah rejiminin devrileceğinin anlaşılması üzerine Ayetullah Humeyni’yi Paris’ten İran’a gönderten akılda ABD’nin payı olduğunu unutmamak gerekir. El-Kaide’yi bahane edip Ortadoğu’ya müdahale eden ABD, Afganistan’ı özgürlükler düşmanı Taliban’a teslim etmedi mi? Bugün Suriye’de Kürtlere saldıran, Alevi ve Dürzileri katliamdan geçiren Colani’yi başa getiren ABD değil mi? Yaptırım yasalarını kaldıran ABD değil mi? Sorular çok daha fazla artırılabilir. Yine Kürt halk Önderi sayın Abdullah Öcalan’ı uluslararası bir komplo ile Türkiye’ye teslim eden ABD değil mi? Kısacası tüm sorunların bu kadar kangrenleşmesinde ABD baş rol oyuncusudur.
Tüm bunları belirtirken, yerel yöneticilerin yaptıkları anti-demokratik uygulamaları savunmuyorum. Humeyniyi, Saddam’ı, Esad’ı savunmayı zül sayarım. Yaptıkları gaddarlıklar alenidir. Milyonlarca insanın kanı ellerine bulaşmış. Gerçeklik böyledir diye ‘ABD niye kınanıyor’ denilemez.
Bu yazıyı yazdığım anlarda HTŞ yönetimi Halep’in Eşrefiye ve Şêx Meqsut mahallelerine yoğun bir saldırı yapıyor. Kürtler saldırılara karşı direnişe geçmiş durumda. Aynı saatlerde İran ve Rojhılat’ta halk ayaklanması giderek büyüyor. Kırmanşah’da rejimin uzun silahlarla halka ateş açtığı ve çok sayıda yaşamını yitirenlerin olduğu gelen bilgiler arasında. Awdanan ve Melikşah gibi şehirler eylemcilerin denetimine girmiş. İran halkları artık mevcut rejimi kesinlikle kabul etmiyorlar. İdam rejimine halk itiraz ediyor. Peki ABD ve İsrail’in planı nedir? Suriye’de Colani yönetimini ayakta tutmak, İran’da devrik şahın oğlunu tekrar iktidara getirmek.
Her parti gibi Dem Parti de eleştirilebilir, güçlü eleştiriler de yapmak gerekir. Eleştiriler hakkaniyetli yapılmalıdır. Değişen dünya koşullarına göre bir perspektif oluşturmak gerekir. Ortadoğu’yu yönlendirecek siyaset iddian varsa, klasik karşıtlık siyaseti yapamazsın. Siyaset bilimi yeni stratejileri anlamakta ve izaha kavuşturmada eksik ve yetersiz kalıyor. Birileri de bundan pay çıkararak her şeyin olmazlığı teorisini geliştiriyor. Dem Parti birilerini memnun edecek açıklama yapmak zorunda değil. Savunduğu çizgi doğrultusunda açıklama yapmıştır. Çünkü operasyonu yapan ABD’nin başkanı Trump, amacının petrolün kontrolünü sağlamak olduğunu açıkça belirtmiştir. Maduro’nun halktan sakladığı veya esirgediği (doğru veya yanlış) gelirleri Trump’ın Venezuela halkına vereceğini birileri sanıyorsa gaflet içindedir.
Arap devletlerinin parası var, İran’ın köklü bir Şia mezhep ideolojisi var. Türkiye’nin geçmiş bir devlet geleneği var. Kürtlerin ise toplumsal bağları var. Gücünü ne parasından ne dini mezhebinden ne güçlü devlet geleneğinden ne modern silahlarından alıyor. Gücünü toplumsal hakikatten alıyor, doğruları söyleyebilmesinden alıyor. Bunun yanında Kürtler son elli yılda Ortadoğu’daki tüm gelişmelere bir şekilde etki ettiler. Eğer bugün bir şey tartışılacaksa bu tartışılmalı. Yani nasıl oluyor da Dem parti aynı anda hem İsrail ve ABD’yi kınayabiliyor hem Rojhılat serhildanlarına destek verip Molla rejimini kınayabiliyor hem de Rojava’da halkların devrimine sahip çıkabiliyor? Bunu yapabilmesinin nedeni bir yere angaje olmamasıdır.
Venezuela hadisesi bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi gitmeyeceğini gösterdi. İngiliz Anglo-Sakson aklıyla hareket eden ABD ve İsrail yeni bir düzen inşasına girişmiş durumda. İsrail Ortadoğu’da koç başı olarak kullanılırken, ABD Latin Amerika’da bizzat sahaya inmiş durumda. Gün yok ki bir yeri tehdit etmesin. Kimse de bir şey diyemiyor. Dünya hukuk sistemi artık işlemiyor. Birleşmiş Milletler ad olarak var olmanın ötesine bir şey ifade etmiyor. Uluslararası mahkemelerin kararları uygulanmıyor, yaptırım gücü kalmamış. Bu ortamda ABD çıkıp diyor ki polis de benim, savcı da benim, hâkim de benim, gardiyan da benim. Mevcut devlet sistemi bunun önüne geçemiyor, çünkü iktidarlar halkın çıkarlarından ziyade kendi çıkarlarını savunur durumdadırlar.
Tüm bu gelişmeler ekseninde sayın Abdullah Öcalan farklı bir çözüm modeli sunuyor. Ne yazık ki hakkaniyetle anlamak yerine lebden fasulye anlayanlar saldırıya geçiyorlar. Şu gerçeği kabul etmeden manifestoyu da doğru anlamak mümkün değil: eskinin kapitalist ulus-devlet stratejisi artık yok, buna karşı mücadele edenler de kendilerini yenilemek durumundadırlar. Özgür ve demokratik bir geleceği inşa etmenin yolu Trump veya Maduro’dan değil Rojava’ya, Rojhılat’a kulak vermekten geçiyor.









