• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
11 Ocak 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

2026’ya bırakılan barış notları

11 Ocak 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Forum, Manşet

Barış, eşitlik ve özgürlük talep eden toplumsal kesimler için bir kazanımken; şiddetten beslenen dar bir azınlık için iktidar, meşruiyet ve ayrıcalık kaybı demektir. Dolayısıyla barış karşıtlığının temelinde, bu ayrıcalıklı azınlığın kayıp korkusu yatmaktadır

Ercan Jan Aktaş

2025 boyunca en çok barışa dair yazdım. Bunların bütün toplamına ‘Barışın İhtimali’ne Çalışmak’ diye özetleyebilirim. Belki de en çok, barışın yokluğunun bu kadar görünür olduğu bir zaman diliminde, buna tutunma ihtiyacından yazdım.

Savaşın, militarizmin, erkek iktidar dilinin ve gündelik siyasetin gürültüsü arasında, barışa dair konuşmanın ne kadar zor olduğunu biliyordum elbette, ancak bütün bunların mağdurlarının da zaman zaman bu konuda kurdukları söz ve tepkiler ile karşıtlarına nasıl dönüştüklerini de buraya not düşmek istiyorum.

2025 barışa dair bana şunları öğretti:

Barış, sadece yüksek sesle savunulduğunda değil; ısrarla, sabırla ve hafızayı diri tutarak kurulduğunda anlamlı oluyor.

Anketlere sığmayan, takvimlere sıkışmayan, “oldu-bitti” cümlelerine teslim olmayan, bu bu konuda bunu dedi, şu onu dedi, şu sayfada bunu yazıyordu ezberlerinin ötesinde bir şeydir barış.

Daha çok yol almaktır barış; bazen yavaş, bazen yorucu ama yönünü kaybetmediğinde insanı hayatta da tutan bir şeydir.

2025’te barışı düşünürken, en çok da dili sorguladım. Dil anlamak üzerine kurulmalıdır, geçmiş ezberlerden, ‘haklı öfkeler’den değil. Bazen de öfke ve tepki ile barışı savunurken bile yeni duvarlar ördüğümüzü fark ettim. Daha da bir derinden öğreniyorum ki: Barış, ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimizle de ilgiliymiş.

Barış savunusunun Türkiye bağlamında taşıdığı politik risk, farklı dönemlerde farklı biçimlerde görünürlük kazanmıştır. Bir yandan, sistem ve iktidar tarafından “terörle iltisaklı” söylemi üzerinden kriminalize edilen barış talebi; diğer yandan, kendisini iktidar karşıtlığı üzerinden tanımlayan kimi çevrelerce “iktidarla işbirliği” ithamıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu ikili dışlama mekanizması, barış söyleminin hem devlet merkezli güvenlik paradigması hem de muhalif siyasal pozisyonların dar ideolojik sınırları içinde sıkıştırıldığını göstermektedir. Dolayısıyla barış, yalnızca iktidar aygıtları tarafından değil, aynı zamanda muhalefetin belirli kesimleri tarafından da meşruiyeti sürekli sorgulanan bir politik alan hâline gelmektedir.

Bu durum, devletin barışla kurduğu yapısal gerilimle doğrudan ilişkilidir. Devletler, tarihsel olarak varlıklarını şiddet, çatışma ve savaş rejimleri üzerinden kurmuş siyasal organizasyonlardır; bu nedenle barış, onlar açısından istikrar üretici bir zemin olmaktan ziyade, kurucu iktidar mantığını aşındıran bir tehdit olarak algılanır. Barış ikliminin hâkim olduğu bir toplumsal düzlemde, “öteki”liklerin anlamını yitirmesi, farklı toplumsal kesimlerin kendi dilleri ve politik öncelikleriyle eşit ilişki kurabilmesi mümkün hâle gelir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren kendisini üzerine inşa ettiği tekçi kimlik anlayışı ile barışın çoğulcu gerçekliği arasındaki yapısal uyumsuzluk, bu nedenle yalnızca teorik bir gerilim değil; siyasal, toplumsal ve kültürel alanların tamamında yeniden üretilen bir çatışma biçimi olarak deneyimlenmektedir. Bu coğrafyada ‘Barışın İhtimali bile Güzeldir’ dediğimizde, bunun için söz ve eylem hattı kurduğumuzda, toplumlarımızın yaşadıklarına/gerçekliklerine, sokakların hafızasına yabancılaşmıyoruz.  Elbette eleştiriler olacak, kimi zaman değerli bir eleştiriden kıymetli bir şey olmaz. Sürecin öznelerini eleştirelim, yanlışlarını ifade edelim, hatta oturup onlarla birlikte sürecin risk analizlerini de yapalım. Ancak dilin davetini kaçırmamaya özen göstererek, sürece hayat katmaktan da uzaklaşmadan.

2025’ten 2026’ya barışın, bir gün “ilan edilecek” bir sonuç değil; her gün yeniden kurulan bir etik, bir sorumluluk ve bir ilişki biçimi olduğunu altını bir kez daha çizmekten fayda var. Silahların susması tek başına yetmiyor; hafızanın konuşması, yasın tanınması, adalet talebinin meşrulaşması gerekiyor. İktidarların geri çekilmesi de yeterli değil; toplumun söz alması, kendi deneyimiyle barışı kurması gerekiyor. Barış, yukarıdan lütfedilen bir sessizlik değil; aşağıdan, hayatın içinden örülen uzun soluklu bir mücadeledir.

“Barışın kaybedeni yoktur” klişesinin artık eleştirel bir süzgeçten geçirilmesi gerekmektedir. Barış; halklar, inançlar, kadınlar, emekçiler ve farklı politik aidiyetler açısından özgür ifade ve örgütlenme imkânlarını genişleten bir toplumsal alan açarken, şiddet, çatışma ve savaş rejimleri üzerinden varlık kazanan yapılar, gruplar ve bireyler açısından somut kayıplar anlamına gelir. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel deneyimi, sermayeden siyasete, medyadan akademiye uzanan geniş bir yelpazede, çatışmanın sürekliliğinin nasıl sistematik bir rant alanına dönüştürüldüğünü açık biçimde göstermektedir.

Bu bağlamda barış, eşitlik ve özgürlük talep eden toplumsal kesimler için bir kazanımken; şiddetten beslenen dar bir azınlık için iktidar, meşruiyet ve ayrıcalık kaybı demektir. Dolayısıyla barış karşıtlığının temelinde, toplumsal çoğunluğun değil, bu ayrıcalıklı azınlığın kayıp korkusu yatmaktadır. Barış tartışmasını bu gerçeklikten koparmadan sürdürmek, milyonların gündelik yaşam pratiklerine, deneyimlerine ve adalet taleplerine yaslanan bir siyasal hattın kurulması açısından belirleyici bir önem taşımaktadır.

Ama barışı aceleye getirmeden, onu araçsallaştırmadan, onu tüketmeden savunmayı sürdürmek gerekiyor. Eleştirerek, riskleri konuşarak, yanlışları işaret ederek; ama dilin davetini, barışın inceliğini kaybetmeden. Çünkü bazı sözler vardır; geç söylendiğinde değil, erken ve hoyratça tüketildiğinde anlamını yitirir. Bu notlar 2026’ya bir temenni değil, bir emanet. Barış için yazmaya, söz ve eylem üretmeye devam etmek gerekiyor. Çünkü bugün hayata karıştığımız coğrafyada insan kalmanın başka bir yolu yok.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Sonraki Haber

Post-modern önleyici karşı devrim

Sonraki Haber

Post-modern önleyici karşı devrim

SON HABERLER

Heyva Sor a Kurd: Şêxmeqsûd’dan 100’e yakın yaralı çıkarıldı

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ocak 2026

Qeladizê, Kelar ve Kerkûk’te Halep’teki saldırılar protesto edildi

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ocak 2026

Şam Yönetimi Halep’te yüzlerce genci kaçırdı

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ocak 2026

Kadınlardan Halep protestosu: Katledilen kadınların çığlığı, mücadele gerekçemiz

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ocak 2026

 İran ve Rojhilat’ta protestolar 15. gününde: Ölü sayısı 2 bini aşmış olabilir

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ocak 2026

Qoser ve Osmaniye’de Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê için binler yürüdü

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ocak 2026

Halep’ten gelen yaralılar Reqa ve Hesekê’de tedavi ediliyor

Yazar: Yeni Yaşam
11 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır