Suriye’de imzalanacak anlaşmanın Türkiye tarafından engellendiğini belirten Chris den Hond, ‘Türkiye, Kürtlerin siyasi ve askeri özerklik olmadan sadece vatandaş olarak bulunmalarını isteyerek, teslimiyete zorladı ve zorlamaya devam ediyor’ dedi
Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ile Türkiye’nin desteklediği paramiliter grupların Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları sürerken, Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Ebdî çatışmaların daha da derinleşmemesi için Dêrazor ve Raqa’dan güçlerini çekme kararı aldıklarını açıkladı. Ebdî’nin bugün Şam’a giderek, Ahmed el Şara ile görüşmesi bekleniyor.
Uzun süredir Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’da çalışmalar yapan Belçikalı gazeteci Chris den Hond, sürece ilişkin konuştu.
‘Anlaşmayı Türkiye engelledi’
Suriye’de rejim değişikliğinden bu yana yaşanan gelişmelere değinen Chris den Hond, HTŞ ve DSG arasında 2025 yılının Mart ayında imzalanan 10 Mart Mutabakatı’nın fazla ayrıntılı olmayan bir anlaşma olduğunu ve geçen haftaya kadar anlaşmanın dönemsel olarak hem iyimser hem de kötümser değerlendirildiği zamanlar olduğunu belirtti.
Şara’nın ne kadar ileri gideceğini, Kürt tarafının ne kadar taviz vereceği gibi konuların kesin olarak bilinmediğini söyleyen Chris den Hond, şu ifadeleri kullandı:
“İki taraf arasında bir anlaşma imzalanmak üzereydi. Sonra aniden Suriye Savunma Bakanı odaya girip ‘durun, anlaşma yok’ dedi. Arkasında Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan vardı. Türkler olası herhangi bir anlaşmayı engelledi. Aynı zamanda Paris’te, Suriye’deki İsrail ve Türkiye konusunda bir anlaşma sağlamak için İsrail, Şam ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında bir toplantı yapıldı. O anda Hakan Fidan da bu toplantıda hazır bulunuyordu. Yani Türkiye bu yeni rejimle her yerde ve Ahmed el Şara ile Mazlum Abdi arasında gerçekleşmek üzere olan bir anlaşmayı engellediler. Paris toplantısından bir gün sonra, Halep’te Kürt çoğunluğun olduğu Eşrefiye ve Şêxmeqsûd’da saldırılar başladı. Bu bölgeler için geçen yılın Nisan ayından beri süren bir anlaşma vardı. YPG ve DSG geri çekildi. Onların yerine, Şam ile koordinasyon içinde olan asayiş geldi. Bu iyi bir anlaşmaydı. İşe yarıyordu. Okullar çalışıyordu, kamu hizmetleri çalışıyordu ve birdenbire Türkiye, ‘Halep’te Kürt polisi olamaz’ dedi. İki gün içinde 500 kişi alındı. Nerede olduklarını bilmiyoruz. Halep’te olan buydu.”
‘Suriye ordusu 10 Mart Anlaşmasına uymadı’
HTŞ’ye bağlı grupların Fırat’a ilerlediğini ancak 10 Mart Anlaşması çerçevesinde Fırat’ın doğusunun DSG kontrolünde olması gerektiğine dikkati çeken Chris den Hond, Suriye ordusunun buna uymadığını belirtti.
Chris den Hond, “Tebqa’yı, DAİŞ’e karşı mücadelede hayatını kaybeden Kürt şehit kadının heykelinin bulunduğu yeri ele geçirdiler. Suriye milisleri bu heykeli yıktı. Ardından Raqa’ya saldırdılar. Raqa’daki sorun, Arap kabilelerinin DSG’ye verdikleri desteği Şam rejimine çevirmeleri. Bu da Kürtlerin liderliğindeki koalisyonun, Raqa ve Dêrazor’u elinde tutmasını çok zorlaştırıyor” dedi.
Anlaşmanın daha önce talep edilen askeri özerklik ve YPJ’nin durumuyla bir ilgisinin olmadığını dile getiren Chris den Hond, şöyle konuştu:
“Olumlu nokta Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde Kürt dilinin tanınması. Siyasi kurumlar konusunda da kurumların lağvedilmesi ve Suriye İçişleri Bakanlığı’na doğrudan bağlı kurumlarla değiştirilmesi var. Bu yüzden bugün neyin tartışılacağını bilmiyoruz. Şimdi DSG’nin bölgelerden çekilmesi ve sadece Kürt çoğunluklu bölgelerde yoğunlaşması anlamına geliyor. Bu, Kobanê, Qamişlo, Derek ve belki Heseke oluyor. Çünkü Heseke konusunda durum çok net değil”
‘Türkiye teslimiyeti zorluyor’
Türkiye’nin rolünün son derece olumsuz olduğunu söyleyen Chris den Hond, Esad rejiminin düşüşünden bu yana Türkiye’nin her adımı izlediğini belirterek, ekledi: “Eğer Kürtler ve müttefikleri için nispeten iyi bir şey yapıyorsa, Türkiye hemen ‘Dur, veto et, anlaşma yok’ diyordu. Kürtlerin siyasi ve askeri özerklik olmadan sadece vatandaş olarak bulunmalarını isteyerek, teslimiyeti zorladı ve zorlamaya devam ediyor.”
Uluslararası güçlerin tutumları
Uluslararası güçlerin tutumlarının zayıf olmasına dair konuşan Chris den Hond, şunları kaydetti:
“Bana göre en önemli konu yerel destek. Kürtler ve Araplar arasındaki bağ DSG ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin en büyük gücüydü. Bileşenler arasındaki bir arada yaşama en önemli konu. Bugün bile uluslararası koalisyon, sahada neler olup bittiğini izliyor. ABD ve Fransa da Kürtleri fazla maksimalist buluyor. Kürtlerin Suriye ordusuna, kurumlara, birleşik bir Suriye’ye katılmaları gerektiğini düşünüyorlar. Çok fazla şey talep etmemeleri gerektiğini düşünüyorlar. Çünkü bu uluslararası güçler Ahmet el Şara’yı destekliyor. Neden? Çünkü Ahmet el Şara orada, Türkiye’nin direnişe karşı koruduğu bir kişi. Ahmet el Şara rejimi, Batılı güçlerle dostane. ABD’nin ne yaptığını bilmiyoruz. Tom Barrack bir emlakçı gibi davranıyor. Ne yaptığını bilen çok yetkin bir kişi değil. Trump’ın nasıl bir kişi olduğunu söylememe gerek yok. Pentagon farklı. Onlar sahadaki hareketleri takip ediyorlar. Sahada önemli olan şey, Kürt ve Arap nüfusu arasındaki bir arada yaşama ve bağdı ve burada Raqa ile Dêrazor’daki Arap kabilelerinin ihanet ettiğini söylemeliyiz. ABD, Fransa ve İngiltere isterse, Şam rejimine Fırat Nehri’nin doğal sınırına saygı duymasını dayatabilirler. Ama bunu dayatmadılar. Şimdi DSG’yi entegre olmaya zorluyorlar. Ama gerçekten dayatmak istiyorlarsa, dayatabilirler. Ama şu anda bunu yapmıyorlar.”
Haber: Hivda Çelebi / MA









