Hedef kitlenin duygu, düşünce ve davranış biçimlerinin istenilen yönde değiştirilmesini amaçlayan algı yönetimi, yalan ve çarpıtmalarıyla sistemli bir şekilde Suriye’de olup bitenler açısından devam ediyor.
Eskiden yalan, bir yanlışı gizlemek için söylenirdi. Şimdilerde artık yalan; bir toplumu kutuplaştırmak, bir karakteri suikasta uğratmak veya kitleleri istenilen yönde manipüle etmek ve güdümlemek için üretilen stratejik bir enstrüman haline geldi.
Bugün artık okuduğumuz ya da dinlediğimiz bir haberin gerçek olup olmadığını sorgulamaktan yorgun düştüğümüz bir hakikat sonrası çağdayız. Gerçeğin artık sadece ne olduğu değil, nasıl paketlendiği ile ilgili bir mesele bu.
Algı yönetimi, belirli bir amaca hizmet edecek şekilde yönlendirme sanatıdır. Ancak modern dünyada bu sanat hakikatin eğilip büküldüğü, hatta bazen tamamen yok edildiği bir yalan üretim bandına dönüşmüş durumda. Artık mesele bir fikri savunmak değil, karşı tarafın gerçeklik algısını yok etmek.
***
Şunu hatırlamakta ve bilmekte fayda var: Siyasal alanındaki algı yönetimi, halkın düşünce olarak olgunlaşmamış ve henüz bir davranış kalıbına girmemiş ön kabullerini yönetmeyi, nüfuz etmeyi, değiştirmeyi ve biçimlendirmeyi esas alan bir yönlendirme tarzıdır. Bir başka deyişle psikolojik savaşın bir biçimidir.
Korku ve öfke, mantığı devre dışı bırakır çoğu zaman. Algı yönetimi uzmanları, insanların en hassas damarlarına dokunarak rasyonel düşünmeyi imkânsız hale getirir.
Bir yalanın tekrarının da inandırıcılıkta önemli etkisi vardır. Bir yalan yeterince sık tekrarlanırsa, beynimiz onu tanıdık bulmaya ve dolayısıyla “doğru” kabul etmeye başlar.
En tehlikeli yalan, içine birkaç doğruluk serpiştirilmiş olanıdır. Bu küçük doğru parçası, geri kalan büyük yalanın kabul görmesi görevini görür.
Sosyal medya bizi sadece duymak istediğimiz şeyleri söyleyen kişilerle bir araya getiriyor. Bu yankı odaları, üretilen yalanların doğrulanmadan “mutlak gerçek” gibi kabul edilmesine zemin hazırlıyor. Kendi mahallemizin yalanına inanmak, karşı mahallenin doğrusunu kabul etmekten daha konforlu geliyor.
Algı yönetimi ve sistematik yalanlara karşı en büyük silahımız şüphe ve eleştirel düşüncedir. Bir haber bizi aşırı öfkelendiriyor veya aşırı mutlu ediyorsa, orada bir manipülasyon olma ihtimali çok yüksektir.
***
Algılama yönetimi bu anlamıyla hedef kitleleri kendi çıkarları doğrultusunda çözümsüzlüğü hedefleyen bir mantıkla kandırmak ve onları kendi hedefleri yönünde kullanacakları birer unsur haline getirmek amaçlı bir iletişim haline dönüşüyor.
Bütün bunların sonucunda kitleler olayların gerçek sebeplerini anlamaya çalışmak yerine, düşmanlık ve nefrete dayalı hamasete payanda olur, kin ve nefretle beslenmiş olur toplum.
İnsanlığın en büyük ayıplarından olan ırkçılığın sıradan ve olağan karşılandığı ve aynı zamanda meşrulaştırıldığı bir toplum haline getirilmiş olur.
Sorgulamak gerekiyor. Sorgulamak; düşünme yeteneği olan beyinlere has bir özelliktir. Bazen eskileri atmak, akıl ve mantıkta bir dönüşüm, bir sıçrama yapmak gerekir. Yoksa zihinsel gevişin ötesine geçemeyiz.
Yaşamı zorlaştıran asıl önemli sorun, kişi olarak bu empozelerden sıyrılıp olan biteni anlamaya, sorgulamaya ve bu anlayışı hâkim kılmaya çaba göstermeyişimizdir. Oysa bize düşen ve aslolan; olay ve olguları, olan biteni aklın süzgecinden geçirmek, yalana dolana direnmek olmalıdır.
Gerçek, bazen sıkıcıdır, karmaşıktır ve can yakar. Ancak yalanın sunduğu o sahte konfora teslim olmak, özgür irademizden vazgeçmek demektir. Unutmayalım ki; algılar yönetilebilir ama hakikatin eninde sonunda gün yüzüne çıkmak gibi inatçı bir huyu vardır.









