Tom Barrack’ın ‘Haşdi Şahbi’ye saldırı’ karşılığında saldırıları durdurabileceğini söylediğini ifade eden PYD Başkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim, uluslararası bir komplo kurulduğunu, direnecek güçleri olduğunu, kimsenin aparatı olmayacaklarını kaydetti
HTŞ ve DAİŞ ile Türkiye’nin eğitip donattığı ve desteklediği paramiliter güçlerin Rojava’ya yönelik saldırıları ateşkese rağmen sürüyor. Demokratik Suriye Güçleri (DSG), saldırıların Arap-Kürt çatışmasına zemin hazırlamak için yapıldığını öngörerek, stratejik bir kararla pek çok noktadan Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı bölgelere çekildi. Buna rağmen durmayan saldırılara karşı, DSG’nin tüm Kürtlere ve ilerici insanlığa mal ettiği direnişi sürüyor. Dört parça Kürdistan’da bulunan Kürtler, dostları ve uluslararası toplum da ayağa kalkarak, saldırılara karşı tepkisini ortaya koydu. Direniş ve tepkiler sonucunda HTŞ yönetimindeki Şam rejimi, DSG ile beş günlük bir ateşkes anlaşmasının yapıldığını deklare etti.
Saldırıların arka planı, kimlerin bu saldırıya karar verdiği ve desteklediği, ateşkesin sürüp sürmeyeceği konularına dair pek çok soru yanıt bulmayı bekliyor.
Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eşbaşkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim, merak edilenlere dair Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.
- Rojava’ya yönelik kapsamlı bir saldırı başlatıldı ve şu anda da ateşkes kararına rağmen yer yer sürüyor. Hem sizlerin hem de Abdullah Öcalan’ın bu saldırıların ikinci bir 15 Şubat komplosu olduğuna dair ifadeleri var. Öncelikle neden bunu bu şekilde tanımlıyorsunuz ve ne amaçlanıyor?
Dikkat edilmesi gereken şey; bu saldırının detaylı bir planlamasının olduğu ve daha önceden gizli olarak yapıldığıdır. Ancak bu Paris Anlaşmasıyla açığa kavuştu. Paris’te anlaşma imzalandıktan sonra birkaç saat içinde Halep’teki Kürt mahallerine yönelik saldırılar başladı. Bu saldırılar da, saldırıların çok hazırlıklı olduğunu gösterdi. İki mahalleye 40 bin çete gönderildi, etrafı kuşatıldı. Bir iki saat içinde bu 40 bin kişiyi hazırlayamazsın. Silahlar, tanklar hazırlanmış. Hiçbir şey konuşulmadan saldırıya başladılar. Aldatmaya denk gelen bir şey oldu. 10 Mart Anlaşması ve mahalleler için imzalanan 1 Nisan anlaşmalarına rağmen bu oldu. Bu nedenle komplo olarak nitelendiriyoruz.
- Bu komplonun içinde kimler yer alıyor?
Paris’te bulunanlar. Toplantıda İsrail, Türkiye, Fransa, İngiltere ve ABD de vardı. Bu da şunu gösteriyor; demek ki uluslararası bir plan, komplo var. Bu güçler arasında bulunanların bazıları yardım boyutunda kaldı. Örneğin Türkiye bu boyutta içinde yer aldı. Bazıları da planlayıcısı, uygulayıcısı olarak yer aldı. Bazıları sevindi, bazıları destek çıktı. Örneğin Körfez ülkeleri medya üzerinden bu komploya destek verdiler, özel savaş yönünü üstlendiler. Görüldüğü kadarıyla paylaşılmış roller var. Aynı 15 Şubat’ta olduğu gibi. İkisi de uluslararası komplodur.
- 15 Şubat Komplosu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Ortadoğu’da var olan sorunlara, Kürt sorununa farklı çözüm yolları önermesi ve bu yollara başvurması nedeniyle ortaya çıktı. Peki bu yeni komplo ile ne amaçlanıyor?
İkisi arasında farklar ve benzerlikler var. Bu doğrudan Kürt varlığına yöneliktir. İlki önderliğe yönelikti, bu ise tüm Kürtlere yöneliktir.
- Kürtleri soykırımdan geçirme planı olduğunu mu söylüyorsunuz?
Evet.
- Tartışılan ve açıklığa kavuşmayı bekleyen bir diğer husus ABD’nin DSG’den Haşdi Şabi’ye dönük başlatmayı planladığı operasyonda yer almasını istediği; ancak DSG’nin bunu reddettiği yönündeki iddialar. Saldırının nedenlerinden bir tanesinin de bu olduğu konuşuluyor. Böyle bir şey var mı?
Bunun kaynağı Şam’daki toplantıdır. Şam’daki toplantıda tam olarak neler konuşulduğunu da bilmiyorum. Mazlum Ebdi ile görüşemedim. Ancak tam anlamıyla o bilir. Ancak şöyle bir detay var bende; Tom Barrack, ‘Haşdi Şabi’ye yönelik saldırılara destek verirseniz, size yönelik saldırıları durdurabilirim’ diyor. Bizimkiler de bunu kabul etmiyor. Bizimkiler, ‘Biz özgürlük için savaşan insanlarız, hiçbir zaman kimsenin çetesi olmadık. Kimsenin paralı askeri olmadık. Suriye’de ve dışında bize saldırmayan bir güç ile savaşmayız. Saldırıları durdurmazsanız da biz kendimizi savunuruz’ diyor. Bu yanıt sonrası saldırılar daha da kızıştı.
- ABD’nin bunu Kürtlerden istediğini net bir şekilde söyleyebiliyor muyuz?
Tom Barrack’ın istediğini diyebiliriz. Tam olarak Amerika’nın istediğini en azından bu aşamada söyleyemeyebiliriz. Çünkü Amerika’nın birçok kurumu var.
- Hakan Fidan’ın dün bir TV programındaki açıklamalarına bakılırsa Türkiye bu saldırıların başlaması ve gelişmesi konusunda öncü konumda yer aldığını gösteriyor. Siz bölgedesiniz, Türkiye’nin bu saldırılardaki dahli nedir?
Bizimle savaşan güçler Şam yönetiminin emrindedir. Ancak teçhizatlarının hemen hemen tümü Türkiye tarafından verilmiş. Bir üçüncü husus ise medya savaşı, özel savaş Körfez ülkelerine verilmiş. Bu üç güç ve hususlar birlikte yürüyor. Türkiye’nin SİHA’ları, İHA’ları hiç durmadı. Hem bilgi veriyor, hem saldırıyor. Çatışmalarda Türk askerlerinin kullandığı panzerler ele geçirildi. Ele geçirilen silahların tümü Türkiye’ye ait. Ayrıca saldırıları Türkiye yönetiyor. Uzaktan mı yönetiyor, yoksa burada mı yönetiyor onu tam olarak bilmiyoruz. Halep’teki saldırılarda yer alanların bozkurt işareti yaptığını herkes gördü, buradaki saldırılarda da var.
- Türkiye’deki süreci değerlendirirken destekleyenler ve karşı duranlar “norm” ve “norm dışı devlet” olarak tanımlanıyor. Şu anda Suriye’de devam eden bu saldırılarda Türkiye bir bütün olarak mı yer alıyor, yoksa sürece karşı olanlar mı bunu tasarlayıp uygulamaya koydu?
Norm devleti Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne zaten katılmış. Norm dışı dediğimiz kesimlerdir diye düşünüyoruz. Ama güçlüdürler, ufak tefek bazı gruplar değil. Geniş bir kesimdir. Örneğin Savunma Bakanı çıkıp ne dedi? Erdoğan da çıkıp, “Ya böyle ya da şöyle çözeriz” dedi. Bu ne demek? Ya teslim olurlar ya da onları bitiririz anlamına geliyor. Bu ifadelerden sonra tam anlamı ile şunun tespitini yapabiliriz; hepsi içindedir. Cumhurbaşkanı da çıkıp bunu diyorsa böyle düşünmeliyiz. Süreç, yaşananlar ikiyüzlü bir politika da olabilir.
- Bir yandan süreci yürütüp bir yandan da saldırıları mı yürütüyorlar? Süreci “oyun” olarak mı görüyorsunuz?
Oyun olmasına oyun ama boyutu nedir, norm devleti ne kadar içindedir bilemiyoruz. Bunu, bizlerden çok Türkiye’de bulunan Kürt siyasi hareketi daha iyi bilir.
- Dün akşam garip bir durum yaşandı ve hiç gündemde olmamasına ve daha önce engellenmiş olmasına rağmen Meclis Komisyonu’nun Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmenin tutanakları yayınlandı. Tutanaklarda Abdullah Öcalan, Bahçeli’nin, “Bu sorun çözülmez ise Anadolu’dan da Türklükten de geriye bir şey kalmaz” tespiti yaptığını ve bunun doğru olduğunu söylüyor. Şimdi devam eden bu saldırıların tüm bölgeye yayılma durumu da var ve bu saldırılar Bahçeli’nin bu ifadesinin ortaya çıkmasına neden olmaz mı?
Olabilir. Önderliğin çözümlemesi biraz derinliklidir. Son istatistiklerde Türk unsuru veya ırkı, Türkiye’de yüzde 2 civarında görülüyor. Geri kalanı ise diğer kesimlerden. Büyük bir kısmı asimile olmuş, aslını kaybetmiş, Türklüğe katılmış kesimlerden söz ediyorum. Rumlar, Lazlar ve diğer azınlıklar uyanırsa, Türklükten vazgeçerlerse ortada yüzde 2’lik bir kesim kalır. Bence bunu söylüyor. Bunları birleştiren ve beraber hareket ettirebilecek olan önderliğin önerdiği projelerdir.
- Türkiye’deki siyasetçiler de, medyası da sürekli İsrail ile ABD’nin. bölgede İsrail denetiminde bir bağımsız Kürdistan, ulus devlet yaratmak istediğini iddia ediyor. Bu saldırılar buna hizmet eden bir noktada mı? Bu saldırıları bu açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kürt halkı ve siyasetçileri, önderlik bir başkasının hizmetine girecek bir şeyi yapmazlar, kabul etmezler. “Bir devlet kuracağım, hizmet edeceğimi de kabul ediyorum” demezler. Böyle bir şey yok. Dört parçadaki Kürtleri saldırılar sonrasında gördünüz. Bizim amacımız Kürtlerin özgürlüğüdür. Önderliğin projesi, İsrail’in istediği şeyin önünü alabilir. Ayrı bir devlet kurup etraftaki tüm çevreler ile tüm devletler ile düşman olması yerine, dostluk içinde olması gerekiyor. Ancak şöyle bir durum da var; bunu artık yapamıyorsun. Çünkü barış isteyen iki tarafın olması gerekiyor. Bir taraf barış istiyorsa diğer taraf istemiyorsa barışı sağlayamazsın. Biz Kürt halkı olarak her yerde barış istiyoruz. Ama bu tek başına barışı getiremez, diğer tarafın da istemesi lazım. Biz istiyoruz, onlar istiyor mu? Yanıtlanması gereken temel soru bu.
- Türkiye’nin saldırıları ve barış karşıtı politikaları İsrail’in projesine katkı mı sağlıyor?
Tabii, gördünüz. Kürtler her yerde ses çıkarmaya başladı, birleşti. Türkler birleşti. Çıkan sesler bağımsızlık istiyor. Biz ulusal bir kongre istiyoruz. Bir yönetimin, bir merciin olmasını istiyoruz. Kürtlerin siyasi politikalarını belirleyen bir kurum istiyoruz. Tüm Kürtleri birleştiren bir kurum istiyoruz. Onlar kendi hizmetlerinde bir Kürdistan istiyorlar. Bizim için ise özgürlük, halklar arasında dostluk ve barış olmasını istiyoruz.
- Bu saldırılar Türkiye’de devam eden sürece karşı bir amaç taşıyor mu? İkinci olarak da Abdullah Öcalan İsrail’in projesine, tutumuna karşı başarılı olmak için koşullarının değiştirilmesini istiyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Kürtler birleşince, bir araya gelince ancak tek güç onları tutabilir. O güç de önderliktir. Bütün Kürt halkının ona saygısı var, örgütleri var. Onun için en etkili güç önderliktir. Koşullarının değiştirilmesi, özgür bir şekilde çalışması Kürt halkının yönetilmesine çok katkı sağlar.
- Abdullah Öcalan, tutanaklarda 10 Mart Anlaşmasını esas aldığını söylüyor. DSG de aynı çizgide. Rojava yönetimi de aynı noktada. Ayrıca Şam, Türkiye de esas aldığını söylüyor ve tüm bu güçler bu anlaşmanın uygulanmamış olmasına dair birbirlerini suçluyor. Bu anlaşma ne şekilde pratiğe dökülebilir, önündeki eksikler neler?
O, bir çerçeve anlaşmasıydı. Bunun için detayların konuşulması, oturulması gerekiyor. İşte Anayasa, ve Demokratik Entegrasyon ve pek çok hususu bir kenara bırakıp sadece askeri meselelere yöneldiler, ısrar ettiler. Bizimkiler de askeri olarak entegrasyonu kabul ettiler, ancak halkı savunmasız bırakacak bir şeyi de kabul etmeyeceklerini söylediler. Sorun şurada; yorumlarda farklılıklar var. Türkiye, entegrasyonu asimilasyon olarak ele alıyor. Bu yönlü çabaları var. Ancak bizim Demokratik Entegrasyondan anladığımız ve istediğimiz iki gücün bir arada bulunmasıdır. Asimilasyondan uzaktır. Bunu kurulan komisyonlar çözebilirdi. Bunlar hepsini yapmadılar. Bizi asimile etmek istediler, savunmasız bırakmak istediler. Savunmasız kalan Alevilere, Dürzilere neler yapıldığını gördük. Biz de savunmasız olursak aynı şeyler yaşanır. Bir karar alıyorlardı, bir sonraki oturumda “Biz böyle bir şey söylemedik” diyorlardı. Kısaca oyalama taktiği içindeydiler. Artık Ankara’dan dolayı mı Şam yönetiminden dolayı mı böyle yaklaştı bilemiyoruz.
- Sizin anlatımlarınızdan yola çıkıp şöyle bir yorum da ortaya çıkıyor. 10 Mart çerçevesinde yapılan tartışma ve temasların arka planında kendilerinin bir “Gizli gündemi” olduğu ve bunun da Kürt güçlerini, Kürtleri tasfiye etmek olduğu anlaşılıyor. Böyle mi diyorsunuz?
Evet.
- Bir ateşkes anlaşması da imzalandı ve süresinin 5 gün olduğu yansıdı. Ateşkes anlaşması devam edecek mi etmeyecek mi?
Evet, bütün taraflar uzatılması yönünde açıklamalar yapıyor. Ancak bilemiyoruz. Tehditler kalkmış değil.
- Bugün anlaşmanın son günü. Taraflar bir araya gelip uzatıldığını ilan edecekler mi?
Anladığım kadarıyla uzatılacak. Ancak bir araya mı gelip ilan edecekler başka şekilde mi bilemiyorum. Ama bütün taraflar uzlaşı istiyor. Hewler oturumundan sonra bunu dile getirdiler. Sanırım Şam’dakiler de kabul edecekler.
- Tom Barrack’ın da bulunduğu son Hewler toplantısından sonra neler konuşulduğunu ve nelerin imza altına alındığına dair taraflar bilgi paylaşmadı. Ancak bazı medya platformları, bu toplantıda 18 Ocak anlaşması olarak bilinen ve Kürtlerin haklarını sınırlayan anlaşmadan farklı bir anlaşmanın ortaya çıktığını, DSG’nin tümenler şekilde Şam’a entegre olmasının kabul edildiğini ve Kürtlerin haklarının kabul edildiğini yazdı. Abdullah Öcalan da son tutanaklarda ortaya çıktığı üzere “Güçlerin birbiriyle kaynaşması” gerektiğini söylüyor. Bu yazılanlar doğru mu?
Hewler’de bazı şeyler kabul edildi. Bundan sonra Tom Barrack Şam’a gidecekti. Artık onlara bağlı. Bu değişikleri kabul ederler mi kabul ettirirler mi bilemiyoruz.
- ABD Hewler’de olan hususları kabul ediyor mu?
Tom Barrack orada olduğuna göre kabul etmiştir. Artık bunu kabul ettirebilir mi bilemiyoruz. Ancak henüz bir sonuca varılmamış. İmzalanmadan bir şey söyleyemeyiz.
- Türkiye’nin Hewler’de ortaya çıkan ve ABD’nin kabul ettiği hususlara bir dahiliyeti var mı? Onlar da kabul ediyor mu?
Bilmiyorum, Hakan Fidan bazı şeyler söyledi. Sanki kabul edecek gibi göründü. Ancak detaylarını bilmiyoruz. Şam, kararını verdikten sonra anlayabiliriz.
- Merak edilen hususlar bunlar. Sizin muhakkak yansıması gerektiğini düşündüğünüz bir husus var mı?
Bizim halkımızın bilmesi gereken bir şey var. Komplo çok geniş bir komploydu. Sadece Rojava için değildi, Güney içindi de. Aynı zamanda Kürtleri yok etmek, en azından olabildiğince zayıflatma amacı taşıyordu. Bunun bizim direnişimizle bir parçaya kadar durdurulduğunu söyleyebiliriz. Şimdiye kadar askeri meselelerde pek büyük kayıp vermedik. Sadece çekildik, bunu nasıl yorumlarlarsa onlar bilir. Biz daha büyük bir tehlikenin önünü de aldık. Arap-Kürt çatışmasını önledik.
- Komployu tamamen boşa çıkardınız mı?
Hayır, hala tehlike devam ediyor. Hala bir sonuca varılmış değil. Herkesin bilmesi gereken şu; biz kendimizi koruyabiliriz. Ne olursa olsun kendimizi savunacağız. Henüz detaylar açıklanmadı ama onlar çok kayıplar verdiler. Bu durum çelişkiler de ortaya çıkardı, daha çıkaracaktır. Bunu da biliyoruz. Ancak tüm Kürtler bilmeli; komplo hala orta yerde duruyor, kalkmış değil. Halkımızdan direnişi sürdürmelerini istiyoruz. Ancak direniş ile konjonktürü kendi lehimize çevirebiliriz. Avrupa’daki halkımız bunu iyi götürüyor. Politik bir baskı da yaptı. Halkımızın gerekeni bunlardır. Herkesin bilmesi gereken şey şudur: demokrasiyi savunan Kürtlerdir.
Haber: Mehmet Aslan / MA









