• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
27 Ocak 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

‘Abdullah Öcalan’ın Rojava için düşüncelerini bildikleri için spekülasyon üretiyorlar’

27 Ocak 2026 Salı - 11:17
Kategori: Güncel, Manşet

DEM Partili Cengiz Çiçek, Rojava üzerinde Abdullah Öcalan’a karşı yürütülen ideolojik saldırılara dikkat çekerek, ‘Bilinmeli ki Abdullah Öcalan’ın zamanında öngörüleri, uyarıları olmasaydı belki bugün Kürt ulusal bilincinin ve duygusunun merkezi olan Rojava ve onun devrimi söz konusu olmayabilirdi. Bu gerçeği en çok bilenlerden olan devlet içindeki akıl, tam da bunu engellemek için İmralı tecridini sürdürüyor ve kendisini halkın gözünde şaibeli kılmaya çalışıyor’ dedi

Suriye ve Rojava’da yaşanan son gelişmeler, Kürt hareketinin sahadaki stratejik duruşunu ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yıllar önce yaptığı öngörüleri yeniden gündeme getirdi. Abdullah Öcalan, yıllar önce kaleme aldığı beş ciltlik savunmalarında Kürt sorununu kapitalist modernite bağlamında ele almış, bölgedeki güç oyunlarını bozacak politikaların geliştirilmesi gerektiğini vurgulamıştı. Arap Baharı’nın ardından Rojava’yı bekleyen tehlikeleri önceden öngören Abdullah Öcalan, DAİŞ’in yükselişi, Efrin ve Kobanê’nin savunulması gibi kritik süreçlerde tetikte olunması gerektiğine işaret etmişti.

Kürt hareketi, bu öngörüler doğrultusunda hareket ederek hem Rojava halkını hem de bölgede kazanılan demokratik kazanımları korudu. Sahadaki zorunlu ittifaklar ve uluslararası güçlerle karşılaşmalar, bazı çevrelerce “ABD ile iş tutma” olarak yorumlansa da, bu durumun bir tercih olmadığı ve  bölgedeki hayatta kalma stratejisinin bir sonucu olduğu bir kez daha gün yüzüne çıktı.

Kürtler, küresel güçlerin halklar arasında çatışma çıkarmaya yönelik baskılarına karşı en son kararlı duruşunu, Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Ebdî’nin ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın temsilciliğini yaptığı hegemonik güçlerin teslimiyet çağrısına “hayır” demesi ile gösterdi. Mazlum Ebdî’nin tavrı; yalnızca bölgesel aktörlere değil, uluslararası siyaseti şekillendiren güçlere de net bir mesaj olarak değerlendirildi.

DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek söyleşimizin ikinci bölümünde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Suriye’ye dair yaklaşımını değerlendirdi.

  • Suriye ve Rojava’daki son gelişmeler, bazı tartışmaları alevlendirdi. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Suriye ve Rojava’daki son gelişmeler, ister istemez kimi tartışmaları da beraberinde getiriyor. Özellikle Rojava ve Kürt hareketiyle ilgili son gelişmeler bağlamında kimi vurguları ve hatırlatmaları yapmakta fayda var. Sahada yaşananları sadece günlük gelişmelerle sınırlı yorumlamak ve buna göre görüş oluşturmak, doğru tespitler geliştirmemizi ve konum almamızı zorlaştırabilir. Öcalan ve hareketinin, saha gerçeklerini gözeten, bunu inkâr etmeyen ama buna da teslim olmayan; kendi öz gücünü ve ilkelerini ayakta tutmaya çalışan özelliği, yakından takip edenler için bilinen bir husustur. Yıllarca Kürt Özgürlük Hareketine saldıranların son yıllarda sarıldığı iplerden birisi de ‘ABD ile iş tutma’ gibi söylemlerdi. Bu durumu, Kürt hareketinin bir tercihi değil, Kürt mahallesine uluslararası güçlerin ve bölge devletlerinin girmesinin ve müdahale etmesinin bir sonucu olan, zorunlu bir karşılaşma olarak tarif etmek doğru olandır.

Öcalan, yıllar önce kaleme aldığı beş ciltlik savunmalarında Kürt meselesini kapitalist modernitenin yarattığını belirterek kapitalist güçlerin oyununu bozacak bir politika geliştirilmesinin zorunluluğuna işaret etmiştir. Kapitalizm, ‘gölgesini satamadığı ağacı keser’ misali, hizmetine koşturduğu sürece devletlere, uluslara yaşam şansı tanır. O nedenle Ortadoğu’da Araplık, Türklük, Farisilik ve bu uluslara bağlı ulus devletler, kapitalizme, emperyalizme hizmet ettiği sürece makbuldür. Hakeza İslam dininin de nasıl bu küresel haydutlar ve bölgesel işbirlikçileri eliyle, kendi egemenlik çıkarları için araçsallaştırılmak istendiğini tüm çıplaklığıyla görüyoruz. Şimdi bu konuda onurlu, ilkeli duran Kürt halkı mı, Kürt örgütleri mi yoksa tüm değerlerini küresel korsanların çıkarlarına peşkeş çekenler mi suçludur? Tarih, Kürt halkına kendi değerlerini savunurken aynı zamanda insanlık değerlerinin savunusu görevini de yüklemiştir.

ABD, Irak’ı işgal döneminde de günümüzdeki duruma benzer şekilde Kürt Hareketi’ni kendi sahadaki gücü haline getirmeyi amaçlamıştı…

Tabi ki, benzeri tartışmalar o dönem için de vardı. Unutanlara hatırlatmak isterim ki aynı ABD, Irak’ı işgal döneminde bugünküne benzer bir şekilde Kürt Hareketi’nden kendisinin saha gücü olmasını istemişti. Hatta bu amacını gerçekleştirmek için Kürt Özgürlük Hareketi’nin içine yönelik o yıllarda müdahalesi olmuştu. Kürt Hareketi, o yıllarda ve sonrasında bu oyunlara gelmeyerek kendi ilkeli duruşunu korumaya özen gösterdi, gösteriyor.

  • ABD üsleri ve İsrail ile yürütülen işbirliği ortadayken, iktidarın Kürt halk hareketine yönelik saldırıları şaşırtıcıdır. Sizce bu saldırılar hangi amaç ve bağlamda gerçekleşiyor?

İktidarın bu gerçekliği orta yerde dururken tüm olanaksızlıklarına rağmen ilkeli duruşunu korumaya çalışan Kürt halk hareketine saldırmak, olsa olsa iktidar açısından kendi utanç verici durumunu gizlemeye yöneliktir. Ayrıca sıkça iktidar ortakları eliyle yapılan bir manipülasyon da Kürt güçlerinin, Rakka’ya, Dêrezor’a, Tebqa’ya; Arap bölgelerine ABD’nin isteği ve çıkarları gereği girmiş gibi gösterilmesidir. Kürtler o dönemin koşullarında kendi anavatanlarına saldıran İŞİD saldırılarını geri püskürttüğü gibi kendisine saldıran bu gücün tekrar saldırı tehdidi olarak ortaya çıkmaması için başkent olarak ilan ettikleri Rakka’ya ve İŞİD’in tuttuğu diğer bölgelere kadar gitmek zorunda kaldılar. Kürtler o dönem kendi bölgelerinde, kendi sınırlarında kalmış olsalardı, bugün Rojava’da sahne alan HTŞ çetelerinin saldırılarının benzeriyle çok daha önce ve doğrudan İŞİD ismiyle karşı karşıya kalacaklardı. Dolayısıyla Rojava’daki Kürt aklı, yurt savunmasını yaptığı gibi hem kendileri hem de bölge açısından tekrar benzer tehditlerin yaşanmaması için bu aşırılıkla mücadeleyi ilkesel olarak önlerine koymuşlardı.

  • Buradan bakınca farklı kliklerin Rojava üzerinden Abdullah Öcalan’a saldırıları ne anlama geliyor?

Yeminli düşmanları için bu saldırı yeni değil. Hatırlayacak olursak, başta Kobanê olmak üzere İŞİD’in Rojava’dan kovulduğu günlerde, sıcağı sıcağına Sayın Öcalan’ın uyarıları vardı. Bugün Rojava’daki son gelişmeler üzerinden kendisine saldıranlar, bilmeli ki Öcalan’ın İŞİD’i yenen Kürt güçlerine önemli uyarıları, daha o ilk dönemlerde vardı. Başta Afrin olmak üzere tüm Rojava için tehlikenin geçmediğini, teyakkuz halinde olunması gerektiğinden hareketle “normal zamanları yaşamıyorsunuz, normal zamanların insanları gibi yaşamaya kalkarsanız büyük kaybedersiniz” minvalinde çok erken uyarılarının olduğu biliniyor. Tabi devleti yönetenler de Öcalan’ın Rojava için düşüncelerini bildikleri için son süreçte en çok da Rojava üzerinden spekülasyon üretmeye çalıştılar. Çünkü İŞİD ve İŞİD zihniyetli HTŞ gibi yeni türevleri için başta Kobanê olmak üzere Rojava, tabiri caizse bir kırılma noktasıydı. O günün koşullarında Kobanê’nin düşmesini iştahla bekleyenleri de tarih not etti. Bundandır ki 27 Şubat’taki Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı, iktidar ve bağlı medyası, hep Suriye üzerinden manipüle etmeye çalıştı. Buradan istedikleri sonucu alamayınca da Meclis’te kurulan komisyonun İmralı ziyaretini bu amaca hizmet için araçsallaştırmaya çalıştılar. Hatta Hüseyin Yayman ve Fethi Yıldız’ın sadece bunu söyletmek için İmralı’ya gittikleri, Ada ziyareti öncesi yapılan haberlerden bile o kadar belliydi ki; yayınladıkları son tutanaklardan da bu ısrar anlaşılıyor. Oysa Öcalan, daha 27 Şubat tarihindeki görüşmemizde bizlere Suriye’de iktidarın çok acele hareket etmek istediğini, Suriye’ye yaklaşım konusunda muhataplarıyla farklı düşündüklerini belirtmişti. Öcalan’ın Şara’ya dair ‘diktatörlüğe dönüşebilir’ minvalindeki sözlerinden de Rojava Kürtlerini bekleyen varlık tehdidini gözettiği ve iktidardan farklı bir yaklaşım sergilediği çok net bir şekilde biliniyor.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Rojava’daki tehlikeleri yıllar önce öngörmüş ve uyarılarda bulunmuşken devlet neden bugün hala onu halkın gözünde şaibeli kılmaya çalışıyor?

Bizler; “Sayın Öcalan Rojava devriminin kurucusudur” derken sadece düşünsel bir kuruculuktan bahsetmiyoruz ve propagandif laflar etmediğimiz bilinsin. Şahitliklerimiz var; başkalarından duyduklarımız değil bunlar, bizzat yaşadıklarımız. Kendisini yakından tanıyan herkes bilir ki halkı ve kazanımları söz konusu olduğunda her şeyin önüne bunları koyar. Ona odaklanır ve tüm adımlarını ona göre belirler. Daha Arap Baharı sürecinde ‘sıra Suriye’ye geliyor, Suriye’yi parçalayacaklar. Ben oraları biliyorum, emeğimiz de var Rojava’da. Kürtler de tetikte ve hazırlıklı olmalı, olası gelişmelere karşı’ minvalinde sözler sarf etmişti. Bunu söylediğinde Suriye’de Esad rejimi aleyhine sadece bir tane barışçıl miting yapılmıştı. Yani Suriye’de bırakın silahı, bir maytap bile patlamamıştı, bu sözleri sarf ettiği zaman. Sayın Öcalan Rojava’yı ve oradaki Kürtleri bekleyen tehlikeleri, daha o dönem görmüş ve uyarısını yapmıştı. O nedenle bugün sonuçlar üzerinden ve halkımızın yaşadığı dramatik günlerin etkisiyle duygusal çıkışlar, eleştiriler vesaire olsa da tarihin ve gerçeğin hakkını teslim etmek boynumuzun borcudur. Kalbi Kürt halkının özgürlüğünden yana atan herkes bilmeli ki Öcalan’ın zamanında öngörüleri, uyarıları olmasaydı belki bugün Kürt ulusal bilincinin ve duygusunun merkezi olan Rojava ve onun devrimi söz konusu olmayabilirdi. Yine ve yeniden hatırlatmak isterim ki bu gerçeği en çok bilenlerden olan devlet içindeki akıl, tam da Öcalan’ın rolünü oynamasını engellemek için İmralı tecridini sürdürüyor ve kendisini halkın gözünde şaibeli kılmaya çalışıyor.

  • Abdullah Öcalan, Rojava ve bütün Kürdistan’ı bekleyen uluslararası ve bölgesel tehlikeleri yıllar önce öngörmüşken; uluslararası komplolar, bölgesel Kürt karşıtı ittifaklar ve Türkiye’deki iktidarın politikaları, Kürt özgürlük dinamiklerini devre dışı bırakmak için neden hala devrede?

Zaten kendisinin tutsaklığıyla sonuçlanan uluslararası komplo da Öcalan gerçeğinden korkan aklın ürünüydü. Yıllar önce Sayın Öcalan’ın tutsaklığıyla sonuçlanan uluslararası komplonun adım adım izini süren bir avukatı olarak belirtebilirim ki komplonun her aşaması CIA, MOSSAD, MI6 tarafından örgütlendi. Bu istihbarat servislerinin bağlı olduğu devletler, şimdi aynı rollerini Rojava şahsında oynuyorlar. 20’nci yüzyılda Sykes-Picot ile Kürdistanı yaralı bırakanlar, 21’inci yüzyılda Kürdistanı Kürtsüzleştirme ihtimalini bağrında taşıyan bir konsepti devreye sokuyorlar. Öcalan tam da bu tehlikelerin farkında olarak ve bunu engellemek için bir hamle yaptı. Son gelişmeler de gösterdi ki Öcalan, başta Rojava olmak üzere Kürdü bekleyen felaketi engellemek için devreye girmiştir.

Halkının ve Hareketinin kazanımlarını korumak, Kürdistan ülkesinin Gazzeleşmesini engellemek için Türkiye’deki iktidarı katıksız Kürt düşmanlığı pozisyonundan; bölge devletlerini de Kürt karşıtı ittifak pozisyonundan uzaklaştırmaya çalıştı. Sahadaki son gelişmeler üzerinden dönemi, Birinci Dünya Savaşı koşullarındaki ‘dört parça Kürdistan’ından, Üçüncü Dünya Savaşı koşullarındaki ‘Kürtsüz Kürdistan’ evresine geçiş konsepti olarak da değerlendirebiliriz. Gazzeleşme denilen tam da budur. Rojava’da yaşananları, İran’ın ön cephesi olarak değerlendirenler de var. Bu yorumları ciddiye almak için çok sebebimiz ve emare var. Buradan hareketle Türkiye’deki iktidar, sahadaki mevcut durumun yarattığı imkânları; Suriye, Irak ve İran sınırlarını Kürt özgürlük dinamiğine kapatmak, buraları gerekirse Kürtsüzleştirerek kendi “güvenlik” bölgesini oluşturma gibi tarihsel bir fırsata dönüştürmek istiyor. Bunun için de Kürt halkını ve Kürt örgütlerini bütün denklemlerin dışına çıkaracak bir rol üstlenmeye ya da ABD’den bu rolü almaya çalışıyor. “Söz konusu olan artık bir parça değil, bütün Kürdistan’dır ve bir örgüt değil bütün Kürdistan örgütleridir” derken kastedilen budur. Türkiye’deki iktidarın Ortadoğu’daki yeni statükoyu bu şekilde biçimlendirme gibi canhıraş bir çabanın içinde olduğunu söyleyebiliriz.

  • İktidar, Kürt halk mücadelesini “terör” parantezinde tutarak askeri-güvenlikçi politikalarını meşrulaştırmaya çalışırken, bunun karşısında Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununu yasallık ve siyasal zemine çekme hamlesi söz konusu. İktidar ve devlet Öcalan’ın bu hamlesini neden bu kadar stratejik ve belirleyici bir tehdit olarak görüyor?

İktidar, Kürt halk mücadelesini “terörizm”, Kürt Hareketi’ni de “terörist” alanına hapsettiği ölçüde hedeflerine daha kolay ulaşacağının bilinciyle hareket ediyor. Öcalan’ın kendi hareketini süreç bağlamında yasa dışılıktan yasallığa çekme çabasını da bu bağlamda bir yere oturtmak gerek. Bu çaba, aynı zamanda oynanan oyunu bozma çabasıdır. Yasa dışında tutulan Kürt Hareketi, “medeni” devletlerin “terör” listesinde kaldıkça üstünlerin hukukunun gadrine daha rahat uğratılacaktır. Dikkat edecek olursanız Türkiye’deki iktidar tam da bu akıl gereği yıllarca YPG’yi, YPJ’yi, PYD’yi uluslararası terör örgütleri listesine aldırmaya çalıştı. Hatta son günlerde Rojava’ya yapılan saldırıların öncelikli hedeflerinden birisinin, SDG’nin YPG’ye daralmasını sağlamak olduğu çok net görülür. Şimdi de YPG’yi PKK’nin yerine ikame edip sözde yeni bir “güvenlik sorunu” yaratarak kendi saldırılarına “hukuk” kılıfı oluşturmaya çalışmaktadır. Öcalan’ın bozmak istediği oyun tam da budur. Kürt halk hareketini ve Kürtlere dair her talebi ve sembolü yasa dışı pozisyonunda tutarak, Kürt meselesini askeri-güvenlik mücadele konseptinin içine yerleştirmeye çalışan akla karşı, Kürt sorununu siyasal zemine çekmeye çalışmaktadır. Artık devletler arası egemenlik hukukunun bile fütursuzca ihlal edildiği yeni bir döneme kapı araladığımızın da farkında olarak demokratik, meşru mücadelenin-direnişin ezilenlerin elindeki en önemli mücadele yöntemlerinden birisi olduğunu da aklımızdan çıkarmadan bu tartışmaları yapmalıyız.

  • Son olarak Abdullah Öcalan’ın yıllar önce Rojava ve bütün Kürdistan için öngördüğü tehlikeler, ulusal birlik çabaları ışığında, Kürtler bugün ne yapmalı, nasıl yol ve yöntemler kullanmalı?

Kendisi, Kürt örgütleri arasında ulusal birlik fikriyatının ve bunun politik-örgütsel arayışının baş aktörlerinden birisi olagelmiştir. Kürt halkının özgürlük davası, bir parçanın değil bütün Kürdistan’ın sorumluluk alanındadır. Kürt düşmanı siyasetler de Kürt halkını ve Kürt siyasal çevrelerini bu bütünlükte ele almaktadırlar. Hatırımızdadır; Sayın Öcalan bundan 15-16 yıl önce Sayın Mesut Barzani ve rahmetli Celal Talabani’ye mektuplar yollayıp Ulusal Kongre çağrısı yapmıştı. Hatta bu çağrılarında Kürtlerin kendilerini bekleyen varlık tehditlerini ortadan kaldıracak ortak tedbirler başta olmak üzere siyasal bir hattın örülmesi ve diplomatik çalışmaların yapılmasına kadar bir dizi önerileri vardı. Bugün Rojava’da yaşananlar ve Rojava şahsında ortaya çıkan ulusal birlik ruhu hem Öcalan’ı haklı çıkardı hem de bu ihtiyacın halen öncelikler sıralamasında hayati olduğunu bizlere tekrar gösterdi. Son tahlilde bugünlere halk olarak tesadüfen gelmediğimizi; arkasında yüzbinlerce Kürdün fedakarlıkları, çabası, adanmışlıkları ve bilinci, aklı olduğunu unutmayalım. Bugün, her zamankinden daha fazla ihtiyacı duyulan şey de sırtımızı dayadığımız bu tarihsel mirastan aldığımız güçle sahici bir muhakeme, güçlü bir diplomasi, her zamankinden daha sağlam bir toplumsal dayanışma, daha net bir demokratik çözüm ve demokratik toplum iradesidir.

Haber: Selman Güzelyüz / MA

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Devlet terörü neden gerekli görülüyor?

Sonraki Haber

Gençler Semalka Sınır Kapısı’nda durduruldu

Sonraki Haber

Gençler Semalka Sınır Kapısı'nda durduruldu

SON HABERLER

Rojava’da son durum: Saldırılara direnişle karşılık veriliyor, insani kriz derinleşiyor, eylemler küreselleşiyor |Canlı Blog

Yazar: Heval Elçi
27 Ocak 2026

Çilaxa hattına yönelik saldırılar püskürtüldü

Yazar: Heval Elçi
27 Ocak 2026

İç Güvenlik Güçleri üyesi Şêxanî: Güçlerimiz Hesekê’de, kentimizi savunacağız

Yazar: Heval Elçi
27 Ocak 2026

Arap savaşçı Siwar: Tüm halklarla aynı siperde savaşıyoruz

Yazar: Yeni
27 Ocak 2026

DEM Parti ve CHP görüşmesi: Kobanê’ye yardım için Mürşitpınar Kapısı açılmalı

Yazar: Yeni
27 Ocak 2026

Katledilen Baran Abdi için eylem: Irkçılığa geçit vermeyeceğiz

Yazar: Yeni
27 Ocak 2026

Basın örgütlerinden Özgür Basın’ı sahiplenme çağrısı

Yazar: Yeni
27 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır