Türkiye’de Kürt meselesi son iki aydır ne barış ne de açık savaş kategorisinde ilerliyor. Yansıyan gündemlerden okunulursa ortak raporlar falan bekleniyor denilebilir. Ancak Rojava sahası çok farklı yaşanıyor.
Yaşanan şey daha karmaşık, daha sinsi: kontrollü gerilim, ayarlanmış öfke ve sahada vekil güçlerle yürütülen bir öğütme siyaseti. Bugün “gaz alma” diye tarif edilen tutuklama–bırakma döngüsü, bu büyük stratejinin yalnızca iç politika ayağıdır. Asıl oyun, sınırın ötesinde, Suriye sahasında oynanmaktadır.
Türkiye, Rojava konusunda ne tam bastıran ne de geri çekilen bir hat izliyor. İçeride Rojava’ya destek veren eylemler gözaltılarla sınırlandırılıyor, ertesi gün serbest bırakmalarla “dozu artırmayın” mesajı veriliyor. Bu, demokratik bir tolerans değil; bir emniyet supabı. Toplumsal öfke tamamen bastırılmıyor çünkü bastırılırsa patlar. Serbest de bırakılmıyor çünkü sınırın kimde olduğu unutulmamalı.
Ancak asıl mesele, bu iç dengelemenin sahadaki sert askeri ve paramiliter hamlelerle birlikte düşünülmesi gerektiğidir.
Bugün Suriye’de fiili olarak yaşanan gerçek şudur: Türk devleti, birçok bölgede Suriye ordusundan daha güçlüdür. Sultan Murat Tümenleri, SMO çatısı altındaki gruplar ve doğrudan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin lojistik ve istihbarat desteği, sahada bağımsız bir askeri yapı oluşturmuştur. Halep hattında yaşanan son gelişmeler, bu gücün artık örtük değil, açık bir egemenlik kapasitesi kazandığını göstermektedir.
Bu tabloda DAİŞ meselesi kilit bir yerde durur. Resmi söylemde DAİŞ’le mücadele vurgulanırken, fiiliyatta bu yapı bir dönem “denge unsuru”, bir dönem “tehdit gerekçesi” olarak kullanılmıştır. DAİŞ’in sahada tamamen tasfiye edilmemesi, Kürt koridorunun sürekliliğini kıran bir işlev görmüştür. Bu bir iş birliği romantizmi değil; çatışma mühendisliğidir. DAİŞ savaşmazken değil, savaşmaya hazır tutulurken işe yaramaktadır.
Strateji nettir: Kürtler, Kürdistan’ın kuzey sınırı olan Rojava’dan başlayarak kuşatmak, HTŞ ve benzeri yapılarla baskılayarak yüz yıldır biriktirilen Kürt kurumsal akıllarını dağıtıp Kürtleri köksüz ve hafızasız bireyler olarak anayasalara eklemektir. Yüzyıldır oluşturulan direniş hafızalarını yok ederek Kürdü, toplum içindeki kimlik statüsünden yoksun bırakarak her türden pis işleri bir yüz yıl daha bu kimliksiz, hafızasız Kürde yaptırmaktır. Keçiyi kendi toplumuna koyun olarak kabul ettiren Muaviye’nin rahatlığı ile Gazze gibi dünyanın onuru haline gelen bir sorunu bile hem katlederek hem Gazze’deki inşaatlardan nemalanarak ve hem de kendisini Filistin’in kahramanı, Davos’un kahramanı olarak gösteren bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Ve bu zihniyet bugün Türkiye’de “kardeşlik” söylemiyle politik talepleri buharlaştırmak istiyor. Kardeşlik burada eşitlik değil; itaat çağrısıdır. “Aynı ümmet”, “aynı millet” dili, Kürt siyasal öznesini görünmez kılmanın ideolojik aracına dönüşmüştür.
Bugün Rojava’da imzalanan ateşkeslerin saatler içinde bozulması tesadüf değildir. Türk güçleri ve HTŞ unsurlarının Kobani köylerine yönelik saldırıları, ateşkesin bir çözüm değil, zaman kazanma aracı olarak kullanıldığını göstermektedir. Ateşkes, diplomasi için değil; sahada yeniden mevzilenmek içindir.
Bu tabloya bakınca şu gerçekle yüzleşmek gerekir: Türkiye’nin Kürt politikasında hedef, Kürtleri tamamen yok etmek değil; siyasal olarak işlevsizleştirmektir. Silahlı yapıların tasfiyesi, özerk yönetimlerin boğulması, toplumsal hafızanın parçalanması… Hepsi aynı hedefe hizmet eder. Gürültüsüz, düşük yoğunluklu ama süreklilik arz eden bir öğütme.
İçeride “herkes konuşuyor” görüntüsü, dışarıda “herkes vuruyor” gerçeğini perdelemektedir. Gaz alınırken sınırın ötesinde gaz verilmektedir. Toplum sakinleştirilirken saha kızıştırılmaktadır.
Bu yüzden bugün yaşanan kafa karışıklığı bir cehalet değil; bilinçli olarak üretilmiş bir sis perdesinin sonucudur. Parçalar doğru, ama bütün saklanmaktadır. O bütün şudur: Kürt meselesi çözülmüyor, yönetiliyor. Barışmıyor, dengeleniyor. Bastırılmıyor, öğütülüyor.
Ve bu strateji, kısa vadede işe yarıyor gibi görünse de, daha kısa vadede yalnızca Tükiye’ye kaybettirir.
Not: Rojava’dan gelen bilgilere göre, serbest bırakılan DAİŞ’li çetelerin yeniden savaşa hazırlanması için 15 günlük bir ateşkes ilan edildiği iddia ediliyor.









