AKPM Almanya delegasyonu ve Alman Federal Meclisi üyesi ve Sol Parti (Die Linke) temsilcisi Vinzenz Glaser, Rojava’da Kürt halkına dönük saldırılara karşı Alman hükümetinin pasif tutumunu eleştirdi
Rojava’ya dönük saldırılara karşı dünyanın birçok yerinden tepkiler gelmeye devam ediyor. Avrupa Konseyi ve Parlamenter Meclisi Almanya delegasyonu ve Alman Federal Meclisi üyesi ve Sol Parti (Die Linke) temsilcisi Vinzenz Glaser, Rojava’da Kürt halkına yönelik saldırılara dikkat çekerek, Alman hükümetinin pasif tutumunu eleştirdi.
Vinzenz Glaser, mesajında şunları söyledi:
“Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürtlerin durumu hızla tırmanan çok ciddi bir krize dönüşmüş durumda. Kürtler büyük bir baskı altında. Bir yandan Erdoğan’ın başında olduğu Türkiye’deki sağcı ve aşırı sağcı hükümet, diğer yandan ise İslamcı gruplar ve Suriye’deki Colani rejimi tarafından tehdit ediliyorlar. Bugün, Rojava’da inşa edilen bu olağanüstü demokratik ve feminist proje ciddi biçimde hedef alınıyor. Rojava’nın varlığı gerçekten tehlikede. Durum son derece ciddidir. Bir Alman parlamenter olarak beni en çok düşündüren soru, Almanya’nın bu çatışmadaki rolüdür. Ne yazık ki Alman federal hükümeti tamamen pasif kalmakta ve hiçbir şey yapmamaktadır. Oysa Almanya’nın elinde bu süreci etkileyebilecek önemli araçlar bulunmaktadır.
Rojava’nın tanınması gerekir
İlk olarak, Rojava’nın, örnek bir demokratik proje olarak bağımsız bir yapı şeklinde tanınması gerekir. İkinci olarak, çatışmanın tüm taraflarına yapılan silah sevkiyatlarının derhal durdurulması şarttır. Üçüncü olarak da, Kuzey ve Doğu Suriye’de ve Türkiye’de Kürtlere karşı işlenen ağır adaletsizliklerin açıkça dile getirilmesi ve kınanması gerekir.
AKPM’nin sorumluluk alması zorunlu
Bu noktada Avrupa Konseyi ve Parlamenter Meclisi’nin sorumluluk alması zorunludur. Türkiye, 1950’den bu yana Avrupa Konseyi üyesidir ve bu üyelik insan hakları standartlarına bağlılığı gerektirir. Avrupa Konseyi, bölgede yaşanan insanlığa karşı suçları ve ağır insan hakları ihlallerini açık ve net biçimde kınamalıdır. Bunun için yazılı bildirgelerden bağlayıcı siyasi kararlara kadar birçok mekanizma mevcuttur.
Eğer Türkiye bu yükümlülüklerini tekrar tekrar ihlal etmeye devam ederse, en sonunda Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılması da ciddi biçimde tartışılmalıdır. Çünkü burası bir insan hakları kurumudur. İnsan haklarını ayaklar altına alan bir devletin bu yapının parçası olması vicdanen kabul edilemez.”
Kaynak: ANF








