Soğuk odalarda, geri zihinlerde örgütlenen karanlık bir ittifaka karşı; Kürdistan’ın ve dünyanın dört bir yanında sokaklarda, alanlarda, insanlığın en ileri fikirlerinden süzülüp gelen bir ittifak…
Yekta Armanc Hatipoğlu
Türkiye’de, adına “seküler milliyetçilik” denilen ve Zafer Partisi’nde temsil edilen bir tür Türk milliyetçiliğinin yaygınlaşmasıyla beraber açık Kürt düşmanlığı daha yaygın hale geldi. Eskiden PKK bahane edilerek üretilen Kürt düşmanlığı, artık bir bahaneye ihtiyaç duyulmadan, doğrudan ırkçı saiklerle ve kafatası ölçen Nihal Atsız referansıyla yapılır oldu.
“Seküler milliyetçilik”, isminde “seküler” olmasına karşın Kürtlerin karşısında cihatçılar dahi olsa destekleyen bir pozisyonda duruyor. Toplumun büyük kısmıyla ittifak yapma yeteneği olan bu milliyetçilik türü, toplumun sinir uçlarına dokunuyor ve nefret üzerinden örgütleniyor.
Yeri geldiğinde “kızgın” olduğu ancak ona bakınca devleti gördükleri AKP’yle, yeri geldiğinde sosyal demokratlarla ittifak yapabiliyorlar.
Bu geniş ittifak zemini, adını koymakta yarar var, Kürt karşıtlığı üzerinden belirleniyor.
Türkiye’de asla yan yana gelemeyeceği düşünülen figürler bir bakılıyor Suriye’de Kürtlere saldıran cihatçı HTŞ yönetiminin arkasına diziliyor.
Suriye’de Rami el-Dahash isimli bir HTŞ’linin YPJ’li bir kadın savaşçının kesilen saç örgüsünü paylaştığı videonun dolaşıma girmesinin ardından gizlenme gereği duyulmayan, doğalında gelişen bu ittifak tekrar tekrar gün yüzüne çıktı.
Atatürkçü Mine Kırıkkanat saç örenlere “terörist” dedi, AKP’nin hâkim olduğu devlet aygıtı saçlarını ördüğü bir video paylaşan hemşireyi gözaltına aldı, MHP-İYİP-Zafer Partisi çevresindeki kişiler ise saç örmenin Türk geleneği olduğunu ancak saç örme eylemine katılanların “terörist” olduğunu söyledi.
TKP’ye yakın Cumhuriyet gazetesi yazarı Zülal Kalkandelen ve Sol Partili Birgün gazetesi yazarı İbrahim Varlı, pek de etliye sütlüye bulaşmayı tercih etmeden, oturdukları yerden, üstenci tavırlarından vazgeçmeden SDG’nin “ABD’nin kara gücü olarak kullanıldığını ve atıldığını” söylediler. Oysa bu isimler Baas rejimlerinin tekçi yapısını konuşmadan, Orta Doğu’da Kürtlerin 100 yılı aşkın süredir niçin statüsüz bırakıldığını tartışmadan Kürt karşıtı ittifakın, bilerek ya da bilmeyerek doğal ortakları oldular. Hem de bunu, Kürtlerin bir soykırımla karşı karşıya kaldığı şu günlerde yaptılar.
Ulusalcılardan cihatçılara, birtakım sosyal demokrattan ülkücülere; Kürt karşıtlığı üzerinden inşa edilen bir ortaklık, bir birliktelik var.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve Türkiye solunun bugüne göre daha güçlü olduğu 2010’ların ilk yarısında bu kadar açık yapılamayan Kürt karşıtlığı ve Kürt karşıtı ittifak, bugün, “seküler milliyetçiliğin” yaygınlaşması ve faşizmin günlük hayata daha fazla dahil olmasıyla birlikte daha açık yapılabiliyor.
Ancak bütün bunlara rağmen Kürtler hem Türkiye’de hem de dünyada yalnız değil.
Bakur’da Kürt Özgürlük Hareketi’nin Rojava’ya yönelik saldırılara karşı yaptığı eylemler, Türkiye’de ulusalcılıktan kopmuş sol örgütler tarafından örgütleniyor. Ankara gibi bürokrasinin merkezi olan bir kentte, gençlik örgütleri Rojava için sokaklara çıkmaktan çekinmiyor.
Barış için Toplumsal Girişim’in, 1381 yurttaşın imzasını alarak yayımladığı bildiride söylendiği gibi: “Kürt’ün Kürt’ten, Türk’ün Türk’ten başka dostu var, olmalı! İnanıyoruz ki ‘Artık Yeter’ ile ‘Edî Bese’ arasındaki mesafe yok denecek kadar az. Eşit yurttaşlık, anadilinde yaşam, yerel ve yerinden demokrasiyi bu ülkede barış ve demokrasinin teminatı olarak görüyor ve Kürtlerle, diğer farklı kimliklerle eşit ve özgür yurttaşlar olarak birlikte yaşamak istiyoruz.”
Sadece Türkiye değil. Kürtler ve dostları Rojava için konforlu Avrupa kentlerini de sarsıyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde sokaklar boş kalmıyor.
Almanya’dan yola çıkan Halklar Karavanı, Rojava’ya gidiyor.
***
Sonuç olarak, Türkiye’de geniş bir Kürt karşıtı ittifak yapılıyor ve bunun önemli bir parçası sol-Kemalistler, laik aydınlar. Kürt karşıtlıkları o kadar gözlerini kör etmiş ki cihatçılarla yan yana gelmekten çekinmiyorlar.
Soğuk odalarda, geri zihinlerde örgütlenen karanlık bir ittifaka karşı; Kürdistan’ın ve dünyanın dört bir yanında sokaklarda, alanlarda, insanlığın en ileri fikirlerinden süzülüp gelen bir ittifak…
Komünist şair Nâzım Hikmet’in “Fevkalade memnunum dünyaya geldiğime” şiirinde kendisi için dediği gibi, Kürtlerin de her mili bahride, her kilometrede düşmanları var ancak dostları da var:
“…
Fakat ne zarar,
Çin’den İspanya’ya, Ümit Burnu’ndan Alaska’ya kadar
her mili bahride, her kilometrede dostum ve düşmanım var.
Dostlar ki bir kerre bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.
Ve düşmanlar ki kanıma susamışlar
kanlarına susamışım.
Benim kuvvetim:
bu büyük dünyada yalnız olmamaklığımdır.
Dünya ve insanları yüreğimde sır
ilmimde muamma değildirler.
…”









