‘İnsanlar tarihi yapar ama yaptıkları tarihi bilmezler.’
Karl Marx
‘İnsanlar bir zamanlar köleliğin ‘insan doğasının’ bir gereği olduğunu, ilelebet sürüp gideceğini sanıyorlardı. Benzer bir algı feodalizm ve monarşi için de söz konusuydu. Bugün kapitalizm için de aynı algının varlığına ne demeli?’
Richard D. Wolff
‘Tüm insan kültürleri tesadüfidir. Rastlantısal biçimlerde doğmuş ve evrilmiştir; hiçbirinin kutsal veya metafizik zorunluluğu yoktur. Tarih ebedî olduğunu sanan uygarlıkların kalıntılarıyla doludur.’
Terry Eagleton
Eğer bugün ‘iklim krizi’ diye bir sorun ortaya çıkmışsa ve onunla gerektiği gibi mücadele edilemiyorsa; ekosistem aşınmaya, yoksulluk ve sefalet derinleşmeye devam ediyorsa; sosyal kötülükler ve sosyal eşitsizlikler almış başını gitmişse; sağlığın ve eğitimin finansmanı için yeterli kaynak yoksa, insanlar sağlık hizmetlerine ulaşmakta zorlanıyorsa; yaşlılara bakacak, yardım edecek personel yetersizse; hastaneler hastane olmaktan çıkmış, birer kapitalist işletmeye dönüşmüşse, zenginliğin yaratıcısı işçi sınıfına ve bir bütün olarak emekçi sınıflara baskı her geçen gün artıyorsa; insanlar yedikleriyle zehirleniyorsa; konut sorunu asgari düzeyde bile çözülemiyorsa; sosyal güvenlik sistemi alarm veriyorsa; kamu hizmetleri özelleştirilmiş, kamu hizmeti olmaktan çıkmışsa; insan ve toplum yaşamı için vazgeçilmez olan müşterekler yağmalanmış talan edilmişse, kültür harcamaları yerlerde sürünüyorsa; borçlar ödenemez hale gelmiş, bireyler, aileler, şirketler, belediyeler, devletler boğazına kadar borca batmışsa; insanlar her yıl doğanın bir yılda ürettiği yeni kaynaktan fazlasını harcıyorsa, doğaya borçluysa; siyaseti münhasıran oligarşiler, mülk sahibi kapitalistler belirler haldeyse; artık krizden değil, çöküşten söz etmek gerekecektir… İşte tüm bu sorunların, bu kepazeliğin ortaya çıkmasının bir tek nedeni var: Toplumun ekonomi tarafından rehin alınması… Zira, burjuva toplumunda (kapitalizm dahilinde) para ekonomiyi belirliyor, ekonomi de toplumu ve doğayı hizaya getiriyor…
Gerçek durum böyle ama kimse bu durumun asıl faili olan kapitalizmi, kapitalist sömürüyü, emperyalizmi, ağzına almıyor… İyi de siz o sorunu hangi temel üzerinde tartışıyorsunuz? Oysa, eni sonu üç dört yüz yıl geçmişi olan kapitalizmin (burjuva medeniyetinin) artık insanlığa teklif edebileceği bir şey yok… Kapitalizm insana, topluma, canlı olana zarar vermeden yol alamıyor… Zira, kapitalizm dahilinde araçlarla-amaçlar arasındaki ilişki ters-yüz olmuş, öküz arabanın arkasına koşulmuş durumdadır…
Artık Kapitalist dünya sisteminin içine sürüklendiği durumu kriz kavramı karşılamıyor… Zira, kriz, genel denge durumundan (normalden) bir sapma demeye gelir ama geri dönüşü, normale dönüşü de ima eder… İşte, ‘kriz geçirmiş’ denir… Oysa çöküş, geri dönüşü olmayan eşiğin aşılmasıdır…
Bir sosyal formasyon, bir üretim tarzı veya bir uygarlık, toplumun temel ihtiyaçlarını (beslenme, barınma, giyinme, ısınma, konut, sağlık, eğitim, ulaşım, güvenlik…) asgari düzeyde bile karşılayamaz hale gelmişse ve üretim-tüketim-yaşam etkinliği de doğaya (canlı olana) zarar vermeden yol alamıyorsa, orada artık krizden değil, çöküşten söz edilecektir… Boşuna, neden söz ettiğini bilmek önemlidir denmemiştir…
Lâkin, bir şey var: kapitalizmin sonundan söz etmek, anlık bir olaydan değil, bir süreçten söz etmektir ve kapitalizmi nasıl tanımladığınızla doğrudan ilgilidir… Zira, toplumsal formasyonlar kompleks zafiyetlerdir, yok oluşları bir canlı organizmanın ölümü gibi anlık bir şey değildir… Tabir maruz görülürse, ani çöküş, yok oluş dışında bazı unsurlar varlığı sürdürebilir ama o kadarı şeylerin seyrini değiştirmez… Zira bir süreklilik de söz konusudur… Bir toplumsal formasyonun sonundan söz ettiğimizde, onun temel belirleyici unsurlarının işlevsizliğini kastederiz ki artık geri dönüşü olmayan eşik aşılmıştır…
Bunak kapitalizm dahilinde bir gelecek yok, zira kapitalizmin her ileri aşaması daha çok sömürü, daha çok yoksulluk ve sefalet, daha çok doğa yağma ve talanı, daha çok yıkım, etik yozlaşma-ahlâkî çürüme, daha çok anlamsızlık demektir. O halde sadede gelebiliriz: Neden bir sürdürülemezlik durumu, bir uygarlık krizi ortaya çıktı, çöküşün gerisinde ne var?
Herhangi bir insanî-toplumsal olayı veya süreci anlamak, bilince çıkartmak için bir dizi neden sıralamak adettendir ama o kadarı yeterli değildir… Bir nedensellik hiyerarşisi de oluşturmak, asıl nedeni, nedensellik hiyerarşisinin başına yerleştirmek gerekir… Yüzleşmek durumunda olduğumuz sorunlar, üretimle ihtiyaçlar arasındaki doğrudan bağın kopmuş olmasının ve kapitalizmin sınırsız büyüme, yayılma, genişleme eğiliminin ve dinamiğinin sonucudur… Oysa, etik sınır demektir, potansiyel olarak yapılabilir olandan sakınmaktır…
Artık insanlığın, uygarlığın ve bir bütün olarak canlıların geleceğini kurtarmak, Kapitalizmden vakitlice çıkmaya, yeni bir uygarlığa giden yolu aralamaya indirgenmiş bulunuyor… Aksi halde geriye kurtarılacak bir şey kalmayabilir… Vakitlice üretimin yönünü ‘gerçek ihtiyaçlara’ döndürmek, zararlı, gereksiz, vazgeçilebilir üretime ve şımarık tüketime son vermek, doğanın dengelerini esas alan bir üretim ve yaşam tarzını hayata geçirmek gerekiyor. Demokratik ekolojik planlamayla bugün itibariyle doğadan çekilen kaynağın (enerji-metal) %30’uyla 8,5 milyar insanı insan haysiyetine yaraşır, mütevazi bir standartta yaşatmak mümkün…
Velhasıl, insanlığın ve uygarlığın geleceği, entelektüel ataletten ve politik körlükten kurtulmaya indirgenmiş bulunuyor… Bu yazıyı harika şair Nâzım Hikmet’ten bir alıntıyla bitirelim:
“Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm.
Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,
Ya dünyamıza inecek ölüm…”









