Rojava için yapılan eylemlere dönük gerçekleşen saldırılara ilişkin hazırlanan ÖHD raporuna göre en az 842 kişi gözaltına alındı ve en az 25’i çocuk 118 kişi tutuklandı, 106 kişi de gözaltı sırasında darp, kötü muameleye maruz kaldı
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Genel Merkezi, Rojava’ya dönük gerçekleşen saldırılara karşı 1 Ocak 2026- 2 Şubat 2026 tarihleri arasında Kürdistan ve Türkiye’nin birçok ilinde gerçekleştirilen basın açıklamaları, yürüyüşler ve protesto eylemlerine dönük asker ve polis müdahalelerine ilişkin hazırladığı raporu basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladı. ÖHD’nin Amed Şubesi’nde yapılan açıklamaya çok sayıda ÖHD’li katıldı.
ÖHD Genel merkez yöneticisi Mehmet Öner, Rojava’ya dönük saldırıların Kürt halkının tarihsel, siyasal ve toplumsal kazanımlarına yönelik olduğunu belirtti. Bu saldırıların yalnızca sınır ötesinde yaşanan askeri ya da diplomatik gelişmeler olarak ele alınamayacağını kaydeden Mehmet Öner, “Rojava’da inşa edilen öz yönetim, kadın özgürlüğü, yerel demokrasi ve halkların birlikte yaşam pratikleri, Kürt halkının bütün coğrafyalardaki varlığı ve mücadelesiyle doğrudan bağlantılıdır. Türkiye’de Rojava’ya dönük saldırılara karşı gerçekleştirilen protestolar da bu nedenle münferit ya da geçici tepkiler değil, Kürt halkının tarihsel deneyimi, kolektif hafızası ve güncel siyasal gerçekliğiyle iç içe geçmiş meşru ve barışçıl itirazlardır. Kürt meselesi bağlamında Türkiye’de yaşanan süreç, Rojava’da bağımsız değildir; aksine Rojava’daki gelişmelerle eş zamanlı olarak Türkiye’de baskı politikalarının yoğunlaştığı açıkça görülmektedir” ifadelerinde bulundu.
‘Sistematik bir hak ihlali pratiğinin işletildiğini ortaya koymaktadır’
Raporun ÖHD üyesi avukatlar tarafından sahada doğrudan gözlem, gözaltına alınan kişilerle, avukatlarıyla ve aileleriyle görüşmeler, hastane ve adliye süreçleri, basına yansıyan bilgiler ve görsel kayıtlarla elde edildiğini belirten Mehmet Öner “Elde edilen veriler, ihlallerin tesadüfi ya da münferit olmadığını; yakalama anından gözaltı sürecine, sağlık muayenesinden yargılamaya kadar uzanan zincirin bütün aşamalarında sistematik bir hak ihlali pratiğinin işletildiğini ortaya koymaktadır” dedi.
‘En az 49 ayrı kolluk saldırısı gerçekleşti’
Tespit edilebildiği kadarıyla ülke genelinde en az 49 ayrı kolluk saldırısı gerçekleştirildiği, en az 840 kişinin gözaltına alındığı ve en az 118 kişinin tutuklandığını açıklayan Mehmet Öner, “133 kişi hakkında ise ‘adli kontrol’ uygulanmıştır. Gözaltı ve tutuklama kararlarının büyük bir kısmı herhangi bir şiddet içermeyen, tamamen barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşleri ile basın açıklamalarına katılım gerekçesiyle verilmiştir. Bu tablo, anayasa ve tarafı olunan uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış temel hakların fiilen askıya alındığını göstermektedir” diye belirtti.
Mehmet Öner, şunları kaydetti:
“Raporda özellikle çocuklara yönelik ihlaller dikkat çekicidir. Tespit edilebildiği kadarıyla en az 99 çocuk gözaltına alınmış, en az 25 çocuk hakkında tutuklama kararı verilmiştir. Çocukların yakalama sırasında darp edildiği, ters kelepçe uygulamasına maruz bırakıldığı, yetişkinlerle birlikte gözaltında tutulduğu ve çocuk adalet sisteminin temel güvencelerinin hiçe sayıldığı yönünde çok sayıda beyan rapora yansımıştır. Bu uygulamalar, çocuğun üstün yararı ilkesinin ve uluslararası çocuk hakları sözleşmelerinin açık ihlalidir.
En az 106 kişi şiddete maruz kaldı
Yine verilerimize göre en az 106 kişi, yakalama anında veya gözaltı sürecinde darp, copla vurma, ters kelepçe, yerde sürükleme, tehdit ve hakarete maruz kaldığını beyan etmiştir. Bazı vakalarda boğmaya çalışma, uzun süre ayakta bekletme, psikolojik baskı ve cinsel saldırı tehdidi gibi ağır iddialar bulunmaktadır. Ayrıca sağlık muayenelerinin usulüne uygun yapılmadığı, darp ve cebir izlerinin raporlara geçirilmediği, kolluk görevlilerinin muayene sürecine fiilen müdahil olduğu yönündeki bulgular, işkence ve kötü muamelenin belgelenmesinin sistematik olarak engellendiğini göstermektedir.
Valilik yasakları
Raporumuz, birçok ilde valilikler tarafından alınan geniş kapsamlı yasak kararlarıyla toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının idari işlemler yoluyla fiilen askıya alındığını ortaya koymaktadır. Bu yasaklar yalnızca yürüyüş ve basın açıklamalarını değil; afiş, pankart ve bildiri dağıtımı gibi ifade biçimlerini de kapsamakta, bazı illerde il giriş-çıkışlarının dahi engellendiği görülmektedir. Bu uygulamalar, ölçülülük ilkesine aykırı olup demokratik toplum düzeniyle bağdaşmamaktadır.
‘Bastırma stratejisinin parçasıdır’
Rapor kapsamında belgelenen gözaltı ve tutuklama uygulamaları, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ağır ve sistematik biçimde ihlal edildiğini ortaya koymaktadır. Barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılan yüzlerce kişi, herhangi bir somut suç şüphesi ortaya konulmaksızın, keyfi şekilde gözaltına alınmış; gözaltı süreleri hukuka aykırı biçimde uzatılmış, tutuklama tedbiri ise istisnai bir önlem olmaktan çıkarılarak cezalandırma aracına dönüştürülmüştür. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına yönelik bu ihlaller, yalnızca bireysel uygulamalar değil, Rojava’ya yönelik saldırılara karşı gelişen toplumsal itirazın bastırılmasına dönük siyasal bir tercih olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de Kürt halkının siyasal ve toplumsal reflekslerinin kriminalize edilmesi, Rojava politikasıyla eş zamanlı yürütülen bir bastırma stratejisinin parçasıdır.
‘Muhalif her ses kriminalize ediliyor’
Raporda yer alan vakalar, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin açık biçimde ihlal edildiğini göstermektedir. Barışçıl eylemlere katılım, basın açıklaması yapmak, slogan atmak ya da pankart taşımak gibi anayasal haklar, hukuki dayanağı olmayan biçimde ‘örgüt propagandası’, ‘kanuna aykırı toplantı’ ya da ‘görevli memura direnme’ suçlamalarına konu edilmiştir. Suçun unsurları oluşmadan, soyut ve geniş yorumlara dayalı isnatlarla özgürlük kısıtlayıcı tedbirlerin uygulanması, ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Bu durum, Kürt meselesi bağlamında hukukun siyasal amaçlarla araçsallaştırıldığını ve Rojava’daki gelişmelerle bağlantılı olarak Türkiye’de muhalif her sesin kriminalize edildiğini göstermektedir.”
‘Çocuk adalet sistemi tamamen göz ardı edilmiştir’
Mehmet Öner raporun devamında, tespit edilen çocuklara yönelik gözaltı, tutuklama ve kötü muamele uygulamalarının, çocuğun üstün yararı ilkesinin sistematik biçimde ihlal edildiğini ortaya koyduğunu söyledi. Çocukların, yetişkinlerle aynı koşullarda gözaltına alındığı, ters kelepçe ve fiziksel şiddete maruz bırakıldığı, tutuklama gibi en son başvurulması gereken tedbirlere konu edildiğini söyleyen Mehmet Öner, “Çocuk adalet sisteminin koruyucu ve onarıcı yaklaşımı tamamen göz ardı edilmiştir” dedi.
‘Savunma doğrudan hedef alındı’
Raporda savunma mesleğinin doğrudan hedef alındığını ve avukatlara yönelik müdahalelerin sistematik bir nitelik kazandığını söyleyen Öner, bu kapsamda Avukat Musa Bender, Rojava’ya yönelik saldırılara karşı gerçekleştirilen barışçıl protestolar ve dayanışma faaliyetleri bağlamında tutuklandığı, avukat Arjin Akdağ’ın ise kolluk güçleri tarafından gözaltı sürecinde fiziksel ve psikolojik muameleye maruz bırakıldığını, Avukat Celal Doğan’ın ise eylem alanında kolluk güçleri tarafından darp edilerek gözaltına alındığını belirtti. Wan’da Avukat Sinan Özaraz (Wan Baro Başkanı) başta olmak üzere çok sayıda avukatın gözaltına alındığını söyleyen Mehmet Öner, Agirî ve İstanbul’da da avukatların gözaltına alındığını savunma mesleğinin coğrafi olarak yaygın biçimde hedef alındığını söyledi.
‘Politik arka planını açıkça ortaya koymaktadır’
Rojava’ya ilişkin protestolarda ağır ve yaygın müdahaleler gerçekleştirildiğini belirten Mehmet Öner, açıklamaların engellendiği, gazetecilerin darp edilerek gözaltına alındığı, haber takibinin fiilen suç haline getirildiği çok sayıda vaka yer aldığını söyledi. Mehmet Öner, “İfade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken düşünce açıklamaları, sloganlar ve basın faaliyetleri kriminalize edilmiştir. Bu uygulamalar, kamuoyunun bilgi alma hakkını da doğrudan ihlal etmektedir. Rojava’ya yönelik saldırıların ve buna karşı gelişen tepkilerin görünür kılınmasının engellenmesi, Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğü ihlallerinin politik arka planını açıkça ortaya koymaktadır” diye belirtti.
Raporda belgelenen tüm bu ihlallerin ortak sonucunun “siyasal faaliyette bulunma hakkı”nın fiilen ortadan kaldırılması olduğunu söyleyen Mehmet Öner, “Bu eylemlerin güvenlikçi yaklaşımla bastırılması, dayanışma hakkının fiilen suç haline getirildiğini ortaya koymaktadır” diye konuştu. Raporda yer alan bulgularda, ulusların kendi kaderini tayin hakkı bağlamında da ciddi ihlaller olduğuna dikkat çeken Mehmet Öner, Rojava’da Kürt halkının kendi siyasal, toplumsal ve yönetsel iradesini inşa etme çabaları hedef alınırken, Türkiye’de bu iradeyle dayanışma gösterenlerin baskı altına alınması, aynı siyasal yaklaşımın farklı coğrafyalardaki yansıması olduğunu söyledi.
Raporun son bölümünde Mehmet Öner, şunları belirtti:
“ÖHD Genel Merkezi olarak vurguluyoruz ki; dayanışma hakkı, kolektif haklar ve ulusların kendi kaderini tayin hakkı, demokratik toplumun ve halkların eşitliğinin temel unsurlarıdır. Bu hakların bastırılması, yalnızca Kürt halkını değil, Türkiye’de birlikte yaşam ve barış umudunu da hedef almaktadır. Raporumuzda ortaya konulan ihlallerin tamamı, Türkiye’nin Rojava politikasının yarattığı baskı iklimiyle doğrudan bağlantılıdır ve bu politikalar değişmedikçe benzer ihlallerin tekrar edeceği açıktır. ÖHD olarak, halkların dayanışma hakkını ve kendi kaderlerini tayin etme iradelerini savunmaya devam edeceğiz.”
Uluslararası kurumlar göreve çağrıldı
İşkence ve kötü muamele yasağının mutlak bir yasak olduğunu belirten Mehmet Öner, Kürt halkının Rojava ile kurduğu tarihsel, siyasal ve toplumsal bağların kriminalize edilemeyeceğini söyledi. Mehmet Öner, şu çağrıda bulundu:
“Hazırladığımız bu raporla birlikte kamuoyunu, baroları, meslek örgütlerini, insan hakları kurumlarını ve uluslararası mekanizmaları göreve çağırıyoruz. Barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik yasaklamalara son verilmeli, keyfi gözaltı ve tutuklamalar derhal durdurulmalı, işkence ve kötü muamele iddiaları hakkında bağımsız ve etkili soruşturmalar yürütülmeli ve çocuklara yönelik ağır hak ihlallerinin sorumluları hesap vermelidir. ÖHD olarak, hak ihlallerini belgelemeye, mağdurların yanında olmaya ve hakikati kamuoyuna taşımaya devam edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.”
Açıklama soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
Kaynak: MA









