2026 ÇKS dönemi kapanırken tarımsal üretimin geleceği derin bir belirsizlik içinde. Üretim sezonuna girilen bu kritik süreçteki belirsizlik üreticinin topraktan kopuşunu hızlandırıyor
Duygu Kıt
Çiftçiler, 2026 yılı Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) başvuru sürecini tamamlamış olmasına rağmen; iklim krizi, yetersiz yağış, kuraklık, etkili tarım planlamasının yapılmaması ve üreticiye yeterli destek verilmemesi gibi çok sayıda nedenle ekim kararını veremiyor. Geçen sezon yaşanan yetersiz yağış ve kuraklık, bitkisel üretimi doğrudan etkilemişti. Bu tablo, hangi ürünün hangi bölgede yetiştirileceğine dair kararları daha da zorlaştırdı. Uzmanlara göre tarımda etkin bir planlama; iklim koşulları ve pazar verilerinin bütünlüklü biçimde ele alındığı kamusal bir yaklaşımı gerektiriyor. Üreticiler ise tarım bütçesinde ayrılan kaynakların, çiftçinin doğrudan üretim maliyetlerini karşılamaktan oldukça uzak olduğunu ifade ediyor. Tarım ve Orman Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen) Genel Başkanı Serap Baysal ve Mêrdîn Çiftçiler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mikail Erbeyi bu dönem üreticilerin yaşadıkları sorunlara ilişkin gazetemize değerlendirmelerde bulundu.
‘Çiftçi zorluğa mahkum ediliyor’

ÇKS tamamlandı ama üretici borçla, kuraklıkla ve belirsizlikle baş başa bırakıldı” diyen Serap Baysal, şunları söyledi:
“ÇKS başvurularının tamamlanmasıyla birlikte üreticiler yeni üretim sezonunun eşiğine getirilmiştir. Ancak bugün çiftçiler için ortada ne gerçek bir planlama ne de güvenli bir üretim zemini vardır. Üretici, artan girdi maliyetleri, derinleşen iklim krizi ve kamusal tarım politikalarının yokluğu nedeniyle toprağında kalıp kalamayacağını sorgular hale gelmiştir. Mazot, gübre, tohum ve tarım ilaçlarında yaşanan kontrolsüz fiyat artışları, üretimi sürdürülemez kılmakta; çiftçiyi borçla üretmeye, hatta üretimden vazgeçmeye zorlamaktadır. ÇKS’ye kayıtlı olmak destek almak için zorunlu tutulurken, açıklanan destekler ne maliyetleri karşılamakta ne de üreticiyi korumaktadır. Desteklerin geç açıklanması ve yetersizliği, çiftçiyi açıkça borç sarmalına terk etmektir.”
‘Yaşanan sadece rekolte kaybı değil’
Serap Baysal, gerekli politikalar hayata geçirilmezse 2026 üretim sezonunun yalnızca bir rekolte kaybı değil; kırsal yoksullaşmanın derinleştiği, üreticinin topraktan koptuğu ve ekolojik yıkımın hızlandığı bir yıl olacağını belirterek sözlerine şöyle devam etti:
“Bugün sahada yaşanan ürün desenindeki değişim, iktidarın iddia ettiği gibi bir piyasa tercihi değildir. Bu değişim; yeraltı sularının tükenmesi, sulama altyapısının yetersizliği ve doğayı yok sayan tarım politikalarının doğrudan sonucudur. Su isteyen ürünlerden uzaklaşmak, çiftçinin keyfi bir kararı değil, iklim krizinin dayattığı ekolojik bir zorunluluktur. Tarım, piyasanın insafına bırakılamaz. Gıda, bir meta değil temel bir haktır. Kamucu, planlı ve ekolojik bir tarım politikası derhal hayata geçirilmelidir. Girdi fiyatları kamu eliyle denetlenmeli, iklim krizini esas alan bölgesel ekim planları yapılmalı, küçük üreticiyi koruyan taban fiyatlar ve alım garantileri gecikmeksizin açıklanmalıdır. Biz buna sessiz kalmayacağız. Üreticinin, toprağın ve yaşamın yanında olmaya devam edeceğiz.”
‘Kızıltepe’de bu sene planlı bir ekim yok’

Mêrdîn Çiftçiler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mikail Erbeyi, çiftçilerin bu dönem Qoser (Kızıltepe) ovasının buğdaya elverişli olan toprağında kâr etmediği için Antep fıstığına, Siirt fıstığına yöneldiğini aktardı. “Qoser genelinde her yıl 4500’e yakın ÇKS başvurusu yapılıyor” diyen Mikail Erbeyi şu bilgileri verdi:
“Bölgemizde çiftçi hiçbir destek alamıyor. Gelen desteğe Dicle Elektrik Şirketi tarafından bloke konulduğundan onların hesabına aktarılıyor. Yağışlar bu sene iyi, verimi iyi alabiliriz ama masada sistemden dolayı kaybediyoruz. Bakanlığın ve devletin koyduğu fiyat kotası, çiftçinin tarlasında kullandığı girdi maliyetleri günbegün %200-300 artarken çiftçinin pamuğu, mısırı, buğdayı aynı fiyatta hemen hemen. Bu da çiftçiyi kurtarmıyor. Çiftçiyi tarladan uzaklaştırıyor. Bölgemizde taban fiyat var ama nem oranı yüksek olduğu için nem başına 200-200’ün üzerinde bir düşüş yapıyorlar. Pamuk 3 yıldır aynı fiyatta. Buğdayda da fazla bir karımız yok. Genel olarak şu an Türkiye genelinde doğru düzgün bir destek ve planlama olmadığı için çiftçi her türlü zarar ediyor.”
‘Çiftçi her yerde kaybediyor’
Mikail Erbeyi var olan tarım politikalarının çiftçiyi üretimden uzaklaştırdığına vurgu yaparak destek çağrısında bulunarak, “Maalesef girdi maliyetleri yüksek olduğu ve bir kazanç olmadığı için çiftçimiz başka ekimlere yöneliyor. Genel olarak Türkiye’de çiftçi dibe batmış durumda çünkü borç batağında. 1 lira kar ediyorsa 2 lira zarar ediyor. Destekleme doğru dürüst yok. Gübre sürekli zam alıyor. Girdi maliyeti dövize bağlı olarak her yıl yükseliyor. Çiftçinin elinde 10 liraya alınan buğday piyasada tüccarın elinde 15 liraya gidiyor. Yetkililer çiftçiye destek çıkmalı. Çiftçiye destek çıkmadıkları zaman devletin üretimi düşecek. Üretim olmayan bir ülkenin sonu da iflastır” ifadelerini kullandı.









