Felaketi halkımızın ortaya koyduğu ulusal birlik ayaklanmasına dayanarak ancak ulusal birlik mekanizmasıyla karşılayabiliriz. Bu halkın çektiği acının gerçek ödülü de bu olacaktır
Ezda Deniz
Felaket umudu yok etmez, onu sınar. Toplumları sağlamlaştıran güç’te, felaket zamanlarında açığa çıkarabildiği rasyonel davranıştır. Çünkü felaket, duyguların ve güdülerin en yüksek ivmeye çıktığı panik anlardır. İçgüdüsel akıl gerçeğe en yakın hissiyatı devreye sokar ancak rasyonal akıl ile tamamlanmadığında, akışa kapılma yaşanır. İktidar güçleri şiddet yönetimini, yani felaket yöntemini insan ve toplumun bu doğası üzerinden geliştirir. Böylesi zamanlarda en güçlü yanınız en zayıf yanınız olabilir. Çünkü gücünü taşıyabilmek bir başka gücü kullanmayı gerektirir ve bu güç de zihindir. Zihin maddi zayıflık yerleri ile baş edebilme gücüdür. Zihinsel gücü felaket anlarında devreye koyacak olanlar ise aydınlar ve öncülerdir.
Gramsi’nin en fazla uğraştığı konu felaket zamanlarda aydının göstermesi gereken tavır üzerinedir. Gramsi bu tavrı ‘’Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği’’ biçiminde formüle etmiştir. ‘’Aklın kötümserliği’’ ile gerçekliği olduğu gibi görmeyi, romantize etmemeyi ve zorluğu olduğu gibi kabul etmeyi önerir. ‘’İradenin iyimserliği’’ ile gerçekler ne kadar zor olursa olsun mücadele etmeyi, gerçeğe teslim olmamayı, iradenin ve mücadelenin bir fark yaratacağını anlatır. Bu, dehşet anında aklını kaybetmemek ve delirmemek demektir. Bunu ‘’durumun umutsuzluğu, düşüncenin terk edilmesini haklı çıkarmaz’’ sözleriyle çarpıcı biçimde ortaya koyar. Çünkü dehşete düşen umutsuzlaşır, umutsuzluğa düşen düşünceyi terk eder ve böylelikle strateji kuramaz ve geliştiremez. Stratejisiz kalmak hayatta kalma yeteneklerini yitirmektir ve bu düşmanının tuzağına düşmektir. Bu nedenle Gramsi, aydının görevlerini; anlamaya sevk etmek, ne umut dağıtmak, ne bitti demek ve bilinç örgütleyicisi olmak biçiminde tarif eder. Çünkü öyle dehşet bazı zamanlar vardır ki, ancak farkında olan bilinç ve sağlam karakter fikri ve toplumu ayakta tutabilir. Yani en umutsuz an’da ayakta kalma stratejisini geliştirebilir.
Ulusları dayanıklı kılan şey, temel yaşam stratejileriyle ilgili kavram ve kuramlardır. Felaket ve göreceli konjöktüre göre işletilecek olan ise ortak akıldır. Her konjöktürel değişim ile stratejik kavram ve kuramları terk eden uluslar dünya sahnesinde karikatürize konum edinirler. Bu Musa’nın her dağ’a çıkıp döndüğünde kavmini başka putlara taparken bulması gibi bir durum olur. Musa kavminin erken inançtan düşmesini kavimin çözülmesiyle sonuçlanacağını bildiği için kırk yıl çölde gezdirdi. Her konuda mucize yaratmasını, ona inanmanın şartı olarak öne süren kavmini kırk yıl çöllerde gezdirir ve mucize beklemeyecek kıvama gelince durur. Mucizesi buydu; mucizeler isteyen kavime karşı, inanmış bir kavimin kendisi mucizeydi. Çünkü sözler, kavramlar, kitaplar inancı sağlam bir toplum karakteri ile güçlüdür. Kavram ve kuramlar bin yıllık yaşam stratejileridir; ortak akıl ise bu yaşam stratejilerini dönem ihtiyacına göre pratik politik çözümlerle güçlendirir. Bu da, bir ulusun stratejik olan ile taktik olanı ayırt etmesi ve gerçekçi biçimde ortaya koyabilme bilincidir. Bu anlamda, felaket ortasında halkına direnç, güç ve yol gösteren bilgeliğini ortaya koymak ve doğrucu davut misali davranmamak hayati değerlerdir. Şartlara göre stratejik olana bağlı taktik aklı kullanmak ise bir bilgelik özelliğidir.
Şimdi öyle bir zamandayız. Daha doğrusu şimdi bir bilgelik davranışını gerçekleştirmek zorundayız. Paris anlaşması ile Rojava’da yaşananlar Kürtler için yüz yılın en amansız felaket anlarından biri oldu. Fırtına çok büyüktü, sert vurdu ve büyük bir kırılma yarattı. Kırılmanın birincisi, Güney Federasyonu ve Rojava Devrimi ile Kürt statüsünün 21. Yy’da kabul edildiğine dair inançta yaşandı. Bir an’da uluslararası güçlerin Kürtleri statüsüz ve soykırıma maruz bırakabileceğini yaşadık. Gerçekliği toplumla tartışma konusunda yaşadığımız zayıflık, algı operasyonları ve süreç karşıtlarının yoğunca işlediği ‘’Abd-İsrail Kürt devleti kuracak’’ söylemi Kürtlerin süreci doğru değerlendirmesini engellemiş ve aklı gerçeklikten koparmıştı. Gerçeklik felsefesinin yerini, beklentilerini gerçeklik olarak sunan senaryo analizciliği almıştı. Sanmak ile gerçek arasındaki fark neredeyse yok edildi. Ve bu ilahi bir mucize gerçekleşecek biçiminde kitleleri hipnotize etti. İşte bu güç Rojava şahsında gelişen ve bütün Kürtlerin soykırıma uğratılmasına neden olacak komployu doğru anlaması ve doğru mücadeleyi engellemek için devreye girdi. Yani bilgelik özelliği sürekli bastırıldı. Bunun hükümet tarafından organize edilen odaklar olduğu açık.
Önderlik Paris anlaşmasını ve Rojava’ya soykırım saldırısını ‘’ikinci 15 Şubat komplosu’’ olarak tanımladı. Birinci 15 Şubat komplosu, Önderliğin Suriye’den çıkarılması ve esaret altına alınmasıyla hareketin tasfiyesini amaçlayan komploydu. İkinci 15 Şubat, çözüm sürecine ve bütün Kürtlere dönük soykırım komplosudur. Önder Apo bu komplocu güçleri ‘’Kürtleri yaralı bırakma’’ mekanizması olarak tarif ediyor. Ne öldürüyor, ne yaşatıyorlar, sadece yararlanacağı kadar yaşamasına izin veriyorlar.
Önder Apo, bu soykırım kıskacını çözmek için, Demokratik Ulus ve Demokratik Konfederalizm sistemini geliştirdi. Demokratik ulus modeli, ulus devlet tekçiliğine karşı tüm ulusların eşitlik hukukudur. Bu bir jeopolitikadır; çevreyi eşit uluslar ilişkisi temelinde düzenleyerek, soykırım rejimini etkisiz kılmayı hedefliyor. Aynı zamanda Kürtlerin ulusal sınırları içinde, farklı kimlik ve kültürlerle kuracağı ilişki modelidir. Tekçi ulusçuluğa ve milliyetçi karşıtlaşmaya karşı farklılıkların eşitlik hukukudur. Dört parçaya bölünmüş bir ülke gerçeğine sahibiz ve dört sömürgeci devlet parça mücadele ve statü oluşumlarını boğma ittifakına sahiptir. Bu ittifakı ortadan kaldırmadan sonuç alıcı olmak mümkün değildir. Özgürlük savaşının barış ve uzlaşma modelini kavramsallaştırma ihtiyacı bu gerçeğe dayanıyor. Kürtlerin bu çevre devletler ile bir demokratik ilişki hukukunu oluşturması gerekiyor. Dünyada resmi ilişkilerde buna ‘’iyi komşuluk ilişkileri’’ denir.
Bu bağlamda, Demokratik Konfederalizm parçalara ayrılmış Kürtlerin birlik sistemi ve Kürdistan yönetim modeli olarak şekillendiriliyor. Ortak kongre, ortak öz savunma, ortak diplomasi ve ortak ekonomi yönetimidir. Parçaların konumu, mücadeleleri ve statü edinme süreçlerine göre, uygulanacak en gerçekçi ve işlevsel modeldir. Parçaların özgünlüklerine göre şekillenen aklı ve yönetim gücü ortaklaşmadan dünya Kürtsüz dizayn gerçekleştirecektir. Demokratik ulus ve Demokratik Konfederalizm bu anlamda, bir mücadele stratejisidir. Bu nedenle Önderlik sürecin ikinci önemli ayağını Demokratik Ulusal Birlik çalışması olarak kurdu. Demokratik ulusla çevrenin egemenlikten arındırılması, demokratik konfederalizm ile parçaların bütünü gerçekleştirilir. Önderliği yöntem bilimsel olarak anlamak çok önemlidir. Tüm yöntemleri Kürtler nasıl soykırım kıskacından çıkarılabilir üzerine kuruludur. Yöntemde tekçi ve katı olmamak, esnek geçişler sağlamak ve an içinde inşa edici ve gerekli olanı açığa çıkarmak ama inkâra karşı da son derece katı olmak diyalektiğini esas alır. Bu yöntemin özeti, düşmanlıkları azaltmak, dost çoğaltmaktır. Önderliğe dönük sürekli düşmanlık örgütlenmesinin nedeni de budur.
Rojava’da HTŞ’nin istila saldırısı ile aynı an’da düğmeye basılan ‘’Paradigma çöktü’’ antipropagandası gösteriyor ki uzun zamandır bir hazırlık yapılmış. Demokratik ulus paradigmasını tasfiye etmek ve müzakere sürecini sonlandırmak, Arap-Kürt savaşını başlatmak, komplonun temel amacıydı ve propaganda da buna göre kuruldu. Kürtleri hem sahada, hem manevi olarak çökertme ve Rojava etrafında direnişin yükselmesini engelleme amaçlandı. Ama beklenilmeyen büyük bir Kürt birliği infialiydi. Kürtlerin bu ulusal birlik ayaklanmasını kırmanın bir yöntemi olarak da devreye konuldu. Elbet ayaklanacağız, savaşacağız ama kendi bildiğimiz gibi ayaklanacağız ve savaşacağız, komplocu güçlerin istediği gibi değil.
Burada anlatmak istediğimiz ve varmak istediğimiz nokta şudur: bu yoğun propaganda saldırısına karşı refleksler şok hali nedeniyle zayıf kaldı. Örneğin Rojava, her kent ve ilçesi, köyleri, Arap kemeri politikası sonucu demografik olarak yarısına yakını Arap’tır. Bu demografik gerçeği bilmeyen yoktur ve bilip Arap-Kürt düşmanlığını tahrik etmek kimin aklıdır? Halkların kardeşliği romantik bir kavram değildir; bir politik ilişki önermesidir ve düşmanlıkla kuşatılmaya karşı bir savunma biçimi ve Kürtleri soykırımdan koruma stratejisidir. Tabii ki bunun yanında öz savunma vardır, ulusal statüsünü sağlama, savaş ve barış hukuku vardır. Burada anlaşılması gereken Kürtlerin statüsünü düşmanlık üzerine değil, demokratik ilişkilere dayalı geliştireceğini dünyaya duyurmasıdır. Muhammed bunu ümmet, Marks enternasyonalizm kavramlarıyla tanımladılar. Ama merkezinde bir ulus ve sınıfın olduğu kavramlar. Yani Kürtler Rojava’da varlık olarak oluşmak, gelişmek, jeostratejik güç olmak ve korunmak için demokratik ulus paradigmasını uyguladı ve bu en doğru kavramdır, ısrarla uygulamak zorundadır da. Zorunluluklara keyfiyetçi yaklaşım, saha sorumluluğuna ve tarihsel gerçeklere aykırıdır.
Önümüzde uzun ve tehlikeli bir süreç var ve bu süreç boyunca önemli olan dehşet anlarında devreye girecek ve yol gösterecek bir aklı ayakta tutabilmektir. Trollerin yoğun ideolojik ve politik bombardımanın yarattığı kirlenmeyi görmek ve gidermek zorundayız. Aksi durumda Kürt halkını tuzağa çeken bu darbe mekaniği diri tutulacaktır. Unutmamak gerekir ki Kürtlerin egemenlik altında olmasının nedeni halklar değil, devletlerdir ve Kürtlerin hala ulusal birliği ve bu eksende güç birikimini inşa etmemiş olmasıdır. Şimdi, felaketi halkımızın ortaya koyduğu ulusal birlik ayaklanmasına dayanarak ancak ulusal birlik mekanizmasıyla karşılayabiliriz. Bu halkın çektiği acının gerçek ödülü de bu olacaktır.









