• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
10 Şubat 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Kürtleri yemek yasak!

10 Şubat 2026 Salı - 10:35
Kategori: Forum, Manşet

Devlet, Kürt varoluşunu bıktırana kadar ‘kımıl taktiğiyle’ tüm araziye yayıldı. Bu Foucaultcu bağlamda, ‘yaşat ama kontrol altında tut’ taktiğiydi. Şimdi nüfusunu kontrol etmeye çalıştığı bedenin bu sefer de diline musallat oldu. O yüzden dil yasağı sadece kültürel değil; bedensel ve zihinsel bir müdahaleydi

Osman Damla

Ji bo bîranîna Apê Musa…

Bir şeyi yemek fikri üzerinden Kürtlerin ruhunu pipetle burnuna çeken devlet-i aliyye’nin daha sonra doymamış olacak ki bedenine de musallat oluşuna dair boşuna “cannibal” (Cannibal: Biyopolitik Savaş ve Kürtleri Yemek, Bianet, 24 Ocak 2026) diye yazı yazmadım. Evet, Kürtlerin etleri de mevzu bahisti. Apê Musa, 31 Ağustos 1959 tarihinde Diyarbakır’da basılan günlük İleri Yurt gazetesinde çıkan Kımıl yazısında; Şark’ın kader payına düşen stranla derdini anlatma çaresizliğinden hareketle Siverekli bir Kürt kızının köye gelen çerçiye bir kap buğday götürmesini anlatır. Rebenê bir kap buğdayı götürür götürmesine ama çerçi buğdaya bakar ki kımıl çürütmüş buğdayı, almaz. Bunun üzerine Siverekli kız bu sene bize kımıl eziyet etti bari sen etme çerçi diye bir stran döktürür. İş bu hikâye üzre Apê Musa’ya, Kürtlere, Siverekli kıza, Kürtçeye demediğini bırakmaz Türk gazeteleri. Kimisi der ki belki de oradaki halk tıpkı Türkiye’de insanların İngilizce, Almanca öğrenmesi gibi Kürtçe öğrenmişlerdir. Malum Kürdün babadili Türkçe ya, illa dil kursuna ya da mektebe gitmiş Kürtçeyi öyle öğrenmiştir. Zaten ezelden beri Kürtler söz konusu olduğunda Doğu’nun açlığından, yoksunluğundan dem vurulur. Yıllarca Kürt ya bir ekonomik sorun ya da bir güvenlik sorunuydu. Kımıl’a dönelim.

Kımıl toprağa, dile ve varlığa dadanan bir haşere. Süne, sünmek, sömürmek anlamına gelir. Kürtler uzun zamandır ruhlarının esaret altına alınışıyla beraber bedenleri de esaret altındaydı. Buna biyopolitik savaş deniliyor. Yani senin yeri geldiğinde sağlıksız ya da hiç olmayan gıdayla tehdit edilmen. Sağlık hizmetlerinden faydalanmaman, gülmemen hatta ağlamaman gibi aşırı basite indirgenmiş örneklerle açıklayabiliriz. Kürtler Cumhuriyet’le birlikte hizmet sektöründe “hamal” gibi her işe koşturuldu. İnşaatlarda, yollarda bedenleri çalıştırıldı. Açlıkla, psikolojik şiddetle, kendisi olmanın her dakikasının bastırıldığı çağdan; hani Öcalan’ın idam sehpası kurmuşlardı şimdi o masada devletle sohbet ediyoruz dediği yere geldik. Ama tarihsel olarak yaşlanmış, yaralanmış, yorulmuş, içinde hastalıklar oluşmuş bir bedenin evlatları olarak geri döndü Kürtler. Çünkü Apê Musa yine Kımıl yazısında şöyle diyor: “Üzülme bacı (Siverekli kızdan bahsediyor) seni süne (Kımıl) ve sünmenin ıstırabından kurtaracak kardeşlerin yetişiyor artık.” Evet şimdi o kardeşler geldi dayandı boğaza; Kürtleri yemenin yasak olduğu bilinmeli artık, nitekim bu ‘yemek’ cumhuriyette hazımsızlığa neden oldu. Ve Kürtleri kusmak zorunda kaldı. Bastırdı ama bastırılan geri döndü. Öcalan, Kürt varlığı tanındı, şimdi özgürlük zamanı dediğinde; Kürtlerin özelinde daha sonra “demokratik cumhuriyet” paradigmasıyla Türkiye’deki tüm norm-dışı haşerelere savaş açtı. Cepheyi genişletmek istiyor İmralı’da. Özetle bu meselede şimdilik ne varsa elde tutmak ve biraz daha “kopararak” ilerlemek olsa da giden şeyleri de görmek lazım.

Kürtler bir “nüfus yönetimi” sorunuydu mesela. Biyopolitik açıdan devlet, Kürtleri önce bir nüfus problemi olarak kodladı. O yüzden iskân politikaları uygulayıp zorunlu göçle köy boşaltmalarına girişti ve demografik dağıtmayla şehirlerde “kontrollü entegrasyon” sağlamaya çalıştı. Amaç imha değil (her zaman değil), seyreltme, dağıtma ve yönetilebilir kılmaydı. Devlet, Kürt varoluşunu bıktırana kadar “kımıl taktiğiyle” tüm araziye yayıldı. Bu Foucaultcu bağlamda, “yaşat ama kontrol altında tut” taktiğiydi aynı zamanda. Şimdi bu nüfusunu kontrol etmeye çalıştığı bedenin bu sefer de diline musallat oldu. O yüzden dil yasağı sadece kültürel değil; bedensel ve zihinsel bir müdahaleydi. Anadilin yasaklanmasıyla birlikte çocuğun ağzındaki süt karartıldı resmi mürekkeple. Okulda “yanlış beden” olarak kodladı çoçuğu; kendini utanç, suçluluk ve içselleştirilmiş bastırma gibi psiko-bedensel şiddetin içinde buldu. Yani çocuğun aklından zorla geçirilen ‘’kımılsı’’ Türkleştirme fikirleri bedenine vurdu. Seyirdi kolu bacağı, gözü görmez, dili tutmaz oldu. Bu yanlış, eksik ve hastalıklı bedene normal/makbul vatandaş denilerek biyopolitik “normal vatandaş” üretme sürecini başlatmış oldu. Kürtçe konuşan bedendil, anormal beden olarak işaretlendi. Bunların yetmediği düşünülünce ölümü gösterip sıtmaya razı etme kısmına geçildi -ki bence uzun zamandır Kürtler sıtmaya bağışıklık kazandığı için derileri kalınlaştı ve zencileşti- eskiden kımılla kalınlaşmaya başlayan deri 90’lı yıllarla birlikte sivrisineklere de çözüm bulmuş kendisini hiçbir canlının sokamayacağı hale getirmişti derisini.

Biz yine tarihsel olarak ne oldu diye yine zamanda yolculuğa çıkalım. Ohaller, sokağa çıkma yasakları, barikatlar, bariyerler, yasak şehirler ve sokaklar. Bunlar sadece güvenlik önlemi değildi. Bunlar yaşamın ritmini belirleyen rejimlerdi. Yani Kürdün gündelik hayatının hızını ve yavaşlığını da belirlemek istiyorlardı.

Ne zaman sokağa çıkılacak, nerede yaşanacak, nasıl ve ne kadar çalışılacak. Ne kadar yas tutulacak, kaç gün düğün yapacak ve. sayısız hareket kabiliyetine, “Kürt kasına” ödem enjeksiyonu yöntemiyle şişkin ve hareketsiz bırakmaya kadar götürüldü iş. Agambence söylersek Kürtler kendi evcoğrafyasında uzun süre kalıcı istisna hâli (Agamben’in kavramı) olarak yönetildi. Hiç normal olmadı. Hep “o” haldi, cumhurda bir istisnaydı. Ve artık yavaş ölüm politikaları için her şey hazırdı. Her zaman doğrudan öldürülmeyecek. Bazen yavaşça yaşanmaz hâle getirilecek; yoksulluk, işsizlik, eğitim erişimi kısıtlı, dar ve ırkçı sağlık hizmetlerine maruz bırakılacak; tutuldukları cezaevlerinde de sistematik tükeniş stratejisi uygulanacaktı. Bu, Achille Mbembe’nin dediği gibi nekropolitikaya yaklaşan bir tavır: Kimin yaşayıp kimin ölmesinin makul görüleceği aşama! Çünkü Kürt bedeni: Suçlu, şüpheli, riskliydi. Biyopolitik iktidar Kürt bedenini sınıflandırdıkça sınıflandırdı: Potansiyel suçlu, riskli nüfus, tehlikeli gençlik olarak kodlayarak daha kolay ve meşru gözaltına aldı. Daha uzun tutukluluk ve daha fazla polis teması…

Bu, biyolojik şiddet politik bir ırkçılıkla durmadan döndü durdu. Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi bu meselenin sadece ulusal baskı olarak değil, bir uygarlık–iktidar–yaşam ilişkisinin krizi olduğunu gördüler. Ulus-devletin yaşamı tekleştiren bir aygıt olduğunu gördüler.

Tekçi yaşam rejimine direnmek gerektiğini gördüler. Demokratik konfederalizmin biyopolitik zulmü aşmanın bir karşı-yaşam modeli olarak savunulması gerektiğini gördüler.

Yani devletin “nasıl yaşayacaksın” dediği yerde, Öcalan ve Hareket “nasıl yaşamak istiyoruz” sorusunu sordu. Ve şimdi Kürtlere ve diğer halklara sordurdu. Çünkü bu açıkça karşı-biyopolitik bir öneriydi. Yeni yaşamdı. Bunun için de en büyük silahı devreye koydu Öcalan; Kürt kadın hareketiyle biyopolitikanın kalbine bir hançer sapladı. Onu nefessiz bıraktı. Biliniyor ki kapitalist uluslar en büyük ekmeğini Engels’in o meşhur sözünü bükerek söylersek ailenin, kadının ve eril özel mülkiyetin kudretinden alıyor, eğer bu üçlünün belini kırarsan sistemi çökertirsin. Doğurganlık üzerindeki denetim sistemine yapılan bir hamle olacağından bu; aile yapısını, namus rejimlerini ve kapitalist-militarize erkekliği kadın özgürlük paradigması parçalayıp o yıllarca kullanılmış ve hırpalanmış direnişçi, ekolojik bedenin geri döndürebilecek.

Nitekim bakın şimdi Ortadoğu’da ve dünyanın meşhur medeni ülkelerinde en büyük fobi direnişçi Kürt kadınları. O yüzden onların bedenine tahammül edemeyip bozmak, parçalamak istiyorlar. Başa dönersek bunca şeyden sonra kadın, ekoloji ve hukuk geri döndü. Yiyilmeye çalışılan o yumuşak doku toprağa karışıp sularla çelikleşti taşa döndü. Şimdi kim o Siverekli bacıyı ve kardeşlerini yemeye kalkarsa midesine oturuyor. İşte bu Kürtleri yemek “artık” yasak.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

İskenderun Körfezi’nde petrol araması: Akdeniz ekosistemi kuşatma altında

Sonraki Haber

Türkiye’de sanayi üretimi yıllık yüzde 2,1 azaldı

Sonraki Haber

Türkiye’de sanayi üretimi yıllık yüzde 2,1 azaldı

SON HABERLER

4 bin 500’den fazla DAİŞ’li Irak’a gönderildi

Yazar: Yeni Yaşam
10 Şubat 2026

Ev baskınında işkence: Kürtçe konuşan aile ölümle tehdit edildi

Yazar: Yeni Yaşam
10 Şubat 2026

Kadın katliamı davasında faile ağırlaştırılmış müebbet

Yazar: Yeni Yaşam
10 Şubat 2026

Kolombiya’da selde en az 22 kişi yaşamını yitirdi

Yazar: Yeni Yaşam
10 Şubat 2026

‘Rojava’da çocuklara karşı işlenen savaş suçları’ raporu açıklandı

Yazar: Yeni Yaşam
10 Şubat 2026

HRANA: İran ve Rojhilat’ta gösterilerde yaklaşık 52 bin kişi gözaltına alındı

Yazar: Yeni Yaşam
10 Şubat 2026

Kobanê kuşatması 72 bin öğrenciyi okulsuz bıraktı

Yazar: Yeni Yaşam
10 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır