Dünyayı okuyanlar, zamanın ruhunu yakalayanlar Kürtlerdir. Bunu yapamayıp akışın tersi yönünde kulaç atanlar ise Kürt düşmanlığı ile övünen egemen devletlerdir. Onların da akıbeti ortadadır. İşte Suriye, işte Irak, işte İran ve en nihayetinde işte Türkiye
Ali Sinemilli
Rojava’ya yönelik saldırıların arttığı, çetelerin Haseke kapılarına dayandığı günlerde Kanada’nın başkenti Toronto’dan yansıyan bir görüntü çok konuşuldu. Ki, konuşulmaması da mümkün değildi. Habere göre hava sıcaklığı eksi otuz dereceyi gösteriyordu, bir tipi havası söz konusuydu fakat Kürtler ve dostları bu havada Rojava devrimine sahip çıkmak için yürüyordu. Benzer örnekler Kürdistan’ın kuzeyinden, özellikle de Serhat’tan yansıdı. Orada da halkın kar kış dinlemediği, bu varlık ve yokluk savaşına kendi cephesinden cevap olmak istediği anlaşılıyordu.
Hakeza, Avrupa’dan yansıyan görüntüler Kürdistanlıların tepkisinin geçmişle kıyaslanmayacak ölçüde derin olduğunu gösteriyordu. ‘Kitle eskisi gibi eylemlere katılmıyor, bu tür etkinliklere ilgi zayıfladı’ diyenlere, adeta cevap verir gibi sokakları meydanları dolduran, bir gün değil her gün eylem halinde olan bir halk görüntüsü açığa çıktı.
Bu eylemlere katılan bir yurtsever anlatıyordu. ‘Bizim’ diyordu, ‘bulunduğumuz yerdeki dernek, son yıllarda insanların eylemlere gelmeyişinden şikayetçiydi. Ama bu süreçte derneğin önü hiç boş kalmadı. Sabah erken saatte gelip gece geç saatte dönen bir kitle söz konusuydu.’
Başur’daki görüntüleri anlatmaya gerek yok gibi. Osmanlı’ya ilk isyanın gerçekleştiği Süleymaniye başta olmak üzere hemen her yerden yansıyan görüntüler, başka bir aşamaya geçtiğimizi haykırır cinstendi.
Hiç kuşku yok ki, Kürtler, tarih boyunca büyük acılar yaşadı. Son yüz yılda bu acılar katlandı. Kürdistan’ın dört parçaya bölünmesi, her bir parçadaki sömürgeci devletlerin soykırımcı politikaları, Kürdü nefes alamaz hale getirdi. Önder Apo’nun deyimiyle ‘Kürdü yaralı halde tutma’ stratejisi en fazla da bu halka zarar verdi. Büyük toplumsal, kültürel kırılmaları beraberinde getirdi. Kendisinden utanan Kürt bu zeminde boy verdi.
Fakat yine Önder Apo’nun çıkışı, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi ile Kürt halkı açısından yeni bir dönemin kapıları aralandı. Eskinin ezik, sömürgeci-soykırımcı güçleri karşısında boynunu eğen, ondan medet uman Kürdü gitti. Yerine tarihi ve kültürüyle gurur duyan, dili ve kimliğiyle var olan, bunda ısrar eden Kürt geldi.
Bu Kürt, bugün itibariyle hem kendisini sömürge statüsünde tutan bölgesel hem de uluslararası güçlerin yaptıkları planların, oynadıkları oyunların farkındadır. Nerede ne tepki vereceğinin bilincindedir.
99’da Önder Apo tutsak alındığında dünyanın dört bir yanında ayağa kalkıp Kürt ulusal birliğini ilan eden; 2014’de DAİŞ Kobanê’ye saldırdığında ‘bu dünyayı başınıza yıkarız’ deyip yeri göğü inleten Kürt halkı, bugün de dostlarıyla birlikte Rojava devrimine yönelik stratejik bir saldırının geliştiğini görünce öncekileri de aşar bir biçimde eyleme geçmiştir.
Dolayısıyla Toronto’daki de, Amed’deki de, Süleymaniye’deki tepki de aynı hissiyatın, aynı duygunun, aynı aklın ürünüdür. Bu akıl Kürt aklıdır. Oluşmuştur. Peyderpey daha da yetkinleşmektedir. Kürt, tarihsel Önderlik krizini Önder Apo ile aşarak ebedi Kürt aklının da yolunu açmıştır. Bu akıl gün be gün daha fazla hissedilmekte, daha fazla sonuç almaktadır.
Hal böyleyken, eski, köhnemiş düşüncelerle Kürdün üzerine gitmek, Kürdü geçmişte olduğu gibi kullanabileceğini düşünmek ham hayaldir. Kürdün felsefik-ideolojik perspektifi de siyasal- politik çizgisi de Kürdün düşmanlarınkinden çok çok ileridedir.
Dünyayı okuyanlar, zamanın ruhunu yakalayanlar Kürtlerdir. Bunu yapamayıp akışın tersi yönünde kulaç atanlar ise Kürt düşmanlığı ile övünen egemen devletlerdir. Onların da akıbeti ortadadır. İşte Suriye, işte Irak, işte İran ve en nihayetinde işte Türkiye.
Dikkat edilirse, Kürdün demokratik ulus perspektifi bütün bu ülkelerde halklar tarafından heyecanla karşılanmakta, büyük bir ilgiye mazhar olmaktadır. Buna mukabil tekçiliğe dayanan milliyetçi, mezhepçi düşünce her geçen gün daha fazla teşhir olmakta, zayıflamaktadır. Suriye ve Irak’ta devlet otoritesinin ortadan kalkmasında, İran’ın dış müdahalenin etkisiyle teslim olma noktasına varmasında, TC’nin siyasi ve toplumsal bir krizin etkisiyle çöküşün eşiğine gelmesinde zamanı geçmiş bu düşüncenin etkisi belirleyicidir.
Çok açık ki, zaman Kürdün lehine, düşmanlarının aleyhine işlemektedir. Kürt halkı ulaştığı bilinç düzeyiyle hem kendi içindeki demokratik birliği sağlamakta hem de komşularıyla demokratik ulus perspektifine dayalı eşit-özgür bir yaşamı inşa etmektedir. Bunun imkânları her zamankinden fazladır. Kuşkusuz engeller, zorluklar vardır. Fakat Kürt aklı tüm bunları aşacak, bugün olduğu gibi yarın da başaran olmayı bilecek kudrettedir.









