• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
11 Şubat 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Direnişin ve umudun senfonisi: İspanya, Paris, Rojava

11 Şubat 2026 Çarşamba - 00:00
Kategori: Forum, Manşet

Rojava, Kürtlerin tarihsel mücadelesinin bir parçası oldu. Sykes-Picot Anlaşması’ndan bu yana bölünmüş bir halk olan Kürtler Rojhilat, Rojava, Başûr ve Bakur’da hakları için durmaksızın savaşıyordu. Ancak bu son direniş, dört parça Kürdistan’da sadece askeri değil, kültürel ve toplumsal bir dönüşüm olarak da okundu ve ortak bir sahiplenme arenasına dönüştü.     

Derya Arslan

Sanatın bazen bir fırça darbesiyle, bazen bir gitarın tınısıyla, bazen de bir şiirle buluşmasıyla insan ruhunun en derin yaralarını ve en güçlü başkaldırılarını anlatır. 1930’ların İspanya’sında, faşizmin gölgesinde doğan üç ikonik eser -Pablo Picasso’nun Guernica tablosu, Joaquín Rodrigo’nun Concierto de Aranjuez adlı gitar konçertosu, Cegerxwîn’nin Welatperestî şiiri- tam da bu tür bir anlatımın simgeleri haline geldi. Bu eserler, sadece estetik birer başyapıt değil, aynı zamanda zulme karşı direnişin, kayıpların ve umudun evrensel dili. Bugün, bu ruhu Suriye’nin kuzeyinde, Rojava’da yaşanan Kürt direnişiyle güncellediğimizde, tarihsel bir köprü kuruluyor; direnişle yoğrulmuş ama yenilmeyen bir mücadele ruhu. Bu üç dönemi birbirine bağlamak, direnişin içimize işleyen duygusunu keşfetmek, acıdan doğan gücü, sanatın dönüştürücü etkisini ve günümüzün karmaşık jeopolitiğini ele almak, yol gösterici olabilir.

İspanya iç savaşı: Faşizmin karanlığında doğan bir çığlık

1936-1939 yılları arasında İspanya’yı kasıp kavuran iç savaş, sadece bir askeri çatışma değildi; demokrasi, özgürlük ve eşitlik idealleriyle faşist diktatörlük arasındaki bir ölüm kalım mücadelesiydi. Cumhuriyetçiler, solcular, anarşistler, komünistler ve liberallerden oluşan bir koalisyon General Francisco Franco’nun faşist güçlerine karşı direndi. Savaş, Nazi Almanya’sı ve faşist İtalya’nın desteğiyle Franco’nun zaferiyle sonuçlandı. Ancak bu süreçte yaşanan vahşet, dünya tarihine silinmez izler bıraktı.

26 Nisan 1937’de, Bask bölgesindeki küçük kasaba Guernica, Nazi Luftwaffe’sinin bombardımanıyla yerle bir edildi. Sivil hedeflerin vurulması, yüzlerce masumun ölümüyle sonuçlandı. Bu katliam, Pablo Picasso’yu derinden etkiledi. Sanatçı, sadece 35 günde tamamladığı Guernica tablosunda, siyah-beyaz bir tuvalde acıyı somutlaştırdı. Çığlık atan anneler, parçalanmış bedenler, mızrak saplanmış atlar ve boğa figürleri; hepsi, savaşın absürtlüğünü ve insanlığın çaresizliğini haykırıyordu. Tablo, faşizme karşı bir manifesto haline geldi, direnişin görsel çığlığı oldu.

Aynı dönemde, 1939’da bestelenen Concierto de Aranjuez, kör besteci Joaquín Rodrigo tarafından yaratıldı. İç savaşın hemen ertesinde doğan bu eser, özellikle Adagio bölümüyle tanınır; yalnız bir gitarın sesi, İngiliz kornosunun hüznüyle iç içe geçer, melankolik bir direnç anlatır. Resmi olarak Rodrigo’nun kişisel acısına (eşinin düşük yapması) dayandığı söylense de, eser savaşın yaralarını taşır; Guernica bombardımanının acısını, Cumhuriyetçilerin yenilgisini ve faşizmin zaferini simgeler.  Türkiye’de ise bu konçerto, Deniz Gezmiş’in idam öncesi son isteği olarak “direniş müziği”ne dönüştü; hüzünlü ama meydan okuyan bir ruhu temsil eder. Cegerxwîn’de ise şiir, tek bir olaya bağlı olarak değil, genel anlamda yaşanan inkara ve yok etmeye tepki olarak doğmuştur. Şeyh Said İsyanı (1925) ve onun katliamla bastırılması sonrası yaşanan büyük baskı ve sürgünle Xoybûn örgütünün dağılması (1930’lar); Kürt halkının bölünmüşlüğü, dil yasağı, asimilasyon politikaları; Suriye, Türkiye ve Irak’taki Kürtlerin yaşadığı sürekli zulüm ve kimlik mücadelesi… Tam bir soykırım kıskacı. İşte böylesi bir dönemde şiir, belirli bir tek olaydan ziyade 20. yüzyılın ilk yarısındaki Kürt trajedisinin genel bir özeti ve Welatperestî (Yurtseverlik) bilincinin manifestosu niteliğinde bir aradalık çağrısıdır. Bu eser, Kürt halkında zamanla ezgilerle buluşmuş acının ve başkaldırının simgesi haline gelmiştir.

Bu üç eser savaşın ruhunu yakalar; direniş ve kayıplar anındaki umut, zulme karşı sessiz bir isyan halini alır. Picasso ve Rodrigo ve Cegerwxîn sanatlarıyla direnişi ölümsüzleştirdi; acıyı dönüştürerek gelecek nesillere bir miras bıraktı.

Rojava: Suriye iç savaşında bir özgürlük deneyimi

2011’den beri devam eden savaş, Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürtlerin öncülüğünde kurulan Rojava Özerk Bölgesi ile özgün bir anlam kazandı. Kürtler, Araplar, Asurlular, Aleviler, Dürziler ve diğer toplulukların koalisyonuyla yönetilen bu bölge, “Rojava Devrimi” olarak akıllara ve tarihe kazındı. Demokratik konfederalizm ilkesi üzerine kurulu, Halklar Önderi Abdullah Öcalan’ın perspektifinden güç alarak, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir çizgiyi esas aldı. Kadın Savunma Birlikleri IŞİD’e karşı Kobanê savunmasında efsanevi bir rol oynadı; cinsiyet eşitliğinin somut bir simgesi oldular.

Kürt perspektifinden Rojava, bir sosyal devrim. Baskı altındaki Kürt halkı, Suriye rejiminin çekilmesiyle özerklik ilan etti. IŞİD’e karşı zaferler (2014-2019), Uluslararası Koalisyon Güçleri’nin de dikkatinden kaçmadı elbette. Bu çıkış, uluslararası arenada Kürt realitesini bir kez daha, üstelik çarpıcı bir hatta gündeme taşıdı, ancak bu sözde destek geçiciydi ve Kürtler bunun farkında olan politik akla sahip tek halktı. Bundandır ki kendi öz güçleri tek çıkar yol ve güvenceleriydi. Türkiye ise Rojava’yı “terör tehdidi” olarak görüyordu ve işgallere girişti (2018’den itibaren Efrîn, Girê Spî, Serêkaniyê gibi kentleri ele geçirdi). Suriye rejimi, özerkliği “ulusal bütünlüğü tehdit” olarak nitelendirirken, uluslararası güçlerin ve bazı Batılı kaynakların Rojava’yı “demokratik ütopya” olarak övseler de jeopolitik çıkarlar nedeniyle yalnız bırakılma ihtimali hep vardı. Güncel olarak, Suriye Geçici Hükümeti ile SDG (Suriye Demokratik Güçleri) arasında 30 Ocak’ta imzalanan anlaşma, HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) ile yaşanan gerilimleri diyalog yoluyla çözüme yaklaştırdı. Çatışmasızlık yaklaşımıyla savaşın durmasını sağladı; Abdullah Öcalan’ın telkin ve önerileri ışığında demokratik entegrasyon sürecine girildi. Bu süreçte Abdullah Öcalan’ın rolü, tarihi olduğu kadar halkını koruya, savaşa rest çeken cesur bir önder olma özelliğini de bir kez daha gözler önüne serdi. 27 Şubat 2025’te tüm dünyaya duyurulan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, Kürt aktörlere olduğu kadar üniter devlet mekanizmalarına da çatışmasızlığı ve demokratik çözümü, yine diyalog ve müzakere yöntemlerini seçmenin sonuç alıcılığını vurgulayan tarihi bir anlatıma sahipti.

Rojava, Kürtlerin tarihsel mücadelesinin bir parçası oldu. Sykes-Picot Anlaşması’ndan bu yana bölünmüş bir halk olan Kürtler Rojhilat, Rojava, Başûr ve Bakur’da hakları için durmaksızın savaşıyordu. Ancak bu son direniş, dört parça Kürdistan’da sadece askeri değil, kültürel ve toplumsal bir dönüşüm olarak da okundu ve ortak bir sahiplenme arenasına dönüştü.

Köprüler kurmak: İspanya’dan Rojava’ya direniş ruhu

İspanya iç savaşı ile Rojava arasındaki benzerlikler çarpıcıdır. Her ikisi de iç savaşın kaosunda doğan direniş hareketleri. Guernica bombardımanı gibi Rojava’da IŞİD’in Kobanê kuşatması (2014-2015) sivillere yönelik vahşeti simgeliyor. Bu kuşatmada kadın savaşçıların direnişi, Picasso’nun çığlığına eşdeğerdir. Rodrigo’nun Adagio’su, Rojava’da Kürt müziğine ilham olan Cegerxwîn şiirlerinin hüznüyle örtüşür; yalnız ama meydan okuyan bir ses büyüyor.

Her iki mücadele de zorluklarla yüzleşti. Franco’nun iktidarıyla sonuçlanan İspanya iç savaşı gibi, Rojava’daki gerilimler hattında da Şara ve cümle emperyalist güçlerin iktidarı duruyor. Ancak direniş ruhu kalıcılaşıyor. İspanya’da sanatla ölümsüzleşen umut, Rojava’da kadınların öncülüğünde, demokratik entegrasyonla yaşıyor. Bugün Rojava’daki Kürtler, işgaller, rejimin baskısı ve uluslararası dinamikler karşısında hala direniyor. Tıpkı Cumhuriyetçilerin Franco’ya karşı son nefesine kadar verdiği mücadele gibi.

Tarihsel direniş hatlarına onlarca örnek daha verilebilir elbet. 1871 Paris Komünü bunlardan biri. Fransa-Prusya Savaşı sonrası, işçiler ve devrimciler Paris’te 72 gün direndi, ancak hükümet güçleri tarafından vahşice bastırıldı, “Kanlı Hafta”da 20-30 bin kişi katledildi. Bu kısa ama yoğun mücadele, büyük bir katliamla sonuçlandı ve Karl Marx tarafından derinlemesine analizler yapıldı. Marx, “The Civil War in France”te (Fransa’daki İç Savaş) Komün’ü proletarya diktatörlüğünün ilk örneği olarak kutladı, ancak stratejik hatalarını eleştirdi. Komüncüler, Versailles hükümetiyle direniş ve müzakere arasında optimal bir denge kuramamalarının sonucu  aşırı “dürüstlük” ve “vicdani tereddütler” nedeniyle zaman kaybettiler, rejime avantaj sağladılar. Marx, bu dengesizliğin trajediye yol açtığını vurguladı ve “Keşke müzakere kanalları optimal dengede, daha kararlı bir direnişle yürütülebilseydi, belki katliam önlenebilirdi” sözüyle de hem Paris Komünü’nün direnişini sahiplendi hem de yetersizliklerini ortaya koydu. Rojava’da ise bu çıkarım; meşru savunma denklemli direniş, diyalog ve müzakere yöntemi oldu. Katliamı önleyerek, teslimiyeti, savaşı ve ölümü reddeden, çözümü arayan Kürt aklını öne çıkardı. Paris Komünü’nün trajedisinden deneyim Kürdistan’da yankı buldu. Direniş, sadece ölmek değil var olmaktır, tıkanmak değil dönüştürmektir. Guernica’nın siyah-beyazı gibi Rojava’nın yeşil-kırmızı-sarı renkleri, sadece acının değil, en çokta halkların ortak umudunu taşır. Halklar tam da bu nedenle sınırlara sıkışmayan kardeşliğin kendisidir.

Müzakereden doğan kazanım: Rojava’nın lirik hikayesi

Rodrigo’nun Adagio’sunda titreyen o yalnız gitar sesi, Guernica’da donup kalan çığlık, Paris Komünü’nün kanla yazılmış 72 günü… Hepsi aynı soruyu sorar bize: Direniş, yalnızca çatışmayla mı ölçülür, yoksa en derininde, bir sabır, diyalog ve cesaretle mi kazanılır? Rojava, bu soruya bugün çarpıcı bir cevap veriyor. Anlaşma, bir siyasi metinden çok daha fazlasıdır; yılların direnişiyle yoğrulmuş bir halkın, savaşı bitirme iradesini ortaya koyuşudur.

Bu süreçte Halkların Önderi Abdullah Öcalan’ın sesi, bir vicdan pusulası gibi yol göstermiştir. Yıllardır tekrarladığı “çatışmasız, demokratik çözüm” çağrısı, bir teslimiyeti değil, tam tersine en zor olanı seçmekti. Kazanmak için bazen silahsızlanmayı göze almak, Leviathan ile aynı masaya oturmak, savaşı meydandan masaya getirmek… Bu cesaret, bugün meyvesini veriyor. Savaşın sustuğu yerde umut yeniden konuşmaya başlıyor. Rojava’nın kazandığı şey bir toprak parçası ya da bir statü değil, bir halkın, acının içinden doğan onurun ve sabrın gücüyle barışın mümkün olduğuna dair inancıdır.

Bu, Paris Komünü’nün tamamlanmamış hayali, İspanya iç savaşının yarım kalmış şarkısıdır. Rodrigo’nun gitarı çalıyor, Cegerxwîn ona eşlik ediyor, Picasso bu anı ölümsüzleştiriyor. Umuda, dirence akıyor sanat. Kadınlar, saçlarını direnen halkların umudu için örüyor.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

ABD Kongresi’nde HTŞ’nin YPJ’li kadına işkence görüntüleri gösterildi

Sonraki Haber

Demokratik ulus paradigmasına saldıranlar gericilerdir

Sonraki Haber

Demokratik ulus paradigmasına saldıranlar gericilerdir

SON HABERLER

Kabinede değişiklik: Akın Gürlek Adalet Bakanı, Mustafa Çiftçi İçişleri Bakanı oldu

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

Kürt aklı başarıyor

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

Onlarca ilde 664 bin hektar doğal alana maden!

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

Rojava’yı savunmak!

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

İmralı’nın kapılarının açılmasının sonuçları

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

Alkışlanan saldırı: Rojava’ya düşen bombadan Türkiye’de yükselen coşku

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

Meşruiyet kalkanı olarak entegrasyon ve otoriter barış

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır