Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Eğitim Komitesi Eşbaşkanı Semira Hec Elî, Rojava’daki eğitim-öğretim çalışmalarını anlattı:
- Eğitim-öğretimin nasıl devam edeceğine dair kesin bir bilgi bulunmuyor. Eğer eğitim yalnızca Arapça yapılacak ve Şam müfredatı dayatılacak olursa, bu Kürtlerin varlığına dönük ciddi bir tehdittir. Dilin, kültürün ve tarihsel hafızanın yok sayılması kabul edilemez
- Kürtçe eğitim ve öğretimin sürdürülebilmesi için Rojava’da bağımsız bir Eğitim Bakanlığının varlığı şarttır. Mevcut entegrasyon planlarıyla eğitim kurumlarının yalnızca müdürlük düzeyine indirgenmesi, Kürtçe eğitimin fiilen ortadan kaldırılması anlamına gelir
- Haftada iki saatlik seçmeli ders asla kabul edilemez. Talebimiz nettir: Kürtçe, Rojava’da anadilde eğitim dili olarak tanınmalı ve kurumsal güvence altına alınmalıdır. Kurumların anadilde eğitimle faaliyetlerini sürdürebilmesi anayasal güvence altına alınmalıdır
Geçici Suriye Hükümeti ile Demokratik Suriye Güçleri (DSG) arasında 30 Ocak’ta imzalanan anlaşma Rojava’da Kürtçe eğitim ve öğretimin sürdürülebilmesine dair ciddi soru işaretlerini beraberinde getirdi. Anadilde eğitimin statüsü, müfredatın geleceği, eğitim kurumlarının entegrasyonu ve sahada yaşanan yoğun göç nedeniyle okulların durumu, bugün Rojava’da en çok tartışılan başlıklar arasında yer alıyor. Mevcut entegrasyon planlarıyla eğitim kurumlarının yalnızca müdürlük düzeyine indirgenmesinin, Kürtçe eğitimin fiilen ortadan kaldırılması anlamına geldiğine işaret eden Semira Hec Elî, “Talebimiz nettir: Kürtçe, Rojava’da anadilde eğitim dili olarak tanınmalı ve kurumsal güvence altına alınmalıdır. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde anadilde eğitim şarttır. Haftada iki saatlik ders kabul edilemez. Bu muğlaklığın giderilmesi gerekiyor” dedi.

Rojava’da anadilde eğitim temelinde oluşturulan sistemin hangi koşullarda ve nasıl hayata geçirildiğini; 30 Ocak anlaşması sonrasında bunun nasıl bir statüye kavuşacağını, ortaya çıkan olası riskleri, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Eğitim Komitesi Eşbaşkanı Semira Hec Elî Yeni Özgür Politika’ya anlattı.
- Daha iyi anlaşılması için Esad rejimi döneminde Kürtlerin eğitim ve öğretimine ilişkin neler söyleyebilirsiniz? O dönemde Kürtlerin durumu neydi?
Esad rejimi döneminde yalnızca Kürtçe eğitim ve öğretim değil, Kürtlerin kültürel, toplumsal ve siyasal hakları da yoktu. Hatta Kürtlerin varlığı bile resmen kabul edilmiyordu. Kürtlerin büyük bir bölümü kimliksizdi. Okullarda Kürtçe konuşmak yasaktı. Çocuklara Kürtçe isim verilmesi yasaktı. Kürtçe üzerine çalışma yapan insanlar tutuklanıyor, ağır işkencelerden geçiriliyordu. Evinde ya da iş yerinde Kürtçe kitap bulunanlar fişleniyor, baskı uygulanıyordu. Yalnızca birey değil, bütün ailesi hedef alınıyordu. Kürtler arası toplumsal iletişimi koparmak için “Arap Kemeri” politikasıyla Kürt köyleri ve şehirlerinin arasına demografik setler çekildi. Kürtler yerlerinden edildi, Arap nüfus yerleştirildi. Newroz yasaklandı. 13 Mart, “Dünya Anneler Günü” adı altında asimilasyoncu bir uygulamaya dönüştürüldü. Amaçları, Kürtleri toplumsal gelişmeden koparmak ve bireysel yaşama mahkum etmekti.
- Peki 19 Temmuz’da Rojava’da gelişen devrim ile birlikte eğitim alanında nasıl bir değişim yaşandı?
Devrim ile birlikte Rojava’nın tamamında çok hızlı ve güçlü bir dönüşüm yaşandı. BAAS rejimi son anda bazı adımlar atmaya çalıştı ama artık çok geçti. Devrim ile beraber Efrîn’den Amûdê’ye kadar köylerde ve kasabalarda küçük okullar açıldı. Yediden yetmişe herkes için Kürtçe okuma-yazma ve dil kursları başlatıldı. Amaç, toplumun Kürtçe konuşması ve yazmasıydı. Devrimden sonraki aylarda Amûdê’de Kürtçe Dil Konferansı düzenlendi ve okullarda eğitim verecek öğretmenlerin yetiştirilmesi kararlaştırıldı. O dönemde ambargolar uygulanıyor, DAİŞ saldırıları başlıyordu. BAAS rejiminin etkisi de henüz tamamen sona ermemişti. Buna rağmen büyük bir emekle öğretmenler yetiştirildi. Kuzey Kürdistan’dan ve Mexmûr Kampı’ndan gelen öğretmenler de bu sürece önemli katkılar sundu.
- Kürtçe eğitim fiilen ne zaman başladı, nasıl bir yol izlendi?
11 Kasım 2012’de Cizîrê bölgesinde öğretmenler, Kürtçe eğitim vermek için okullara gitti. Ancak BAAS rejimine bağlı unsurlar okulları kapatarak eğitimi engellemek istedi. Buna rağmen öğretmenler, öğrenciler ve aileler birlikte okul kapılarını kırarak içeri girdi ve eğitim başlatıldı. İlk aşamada haftada üç saat Kürt tarihi ve edebiyatı Kürtçe okutuldu. Bu adım, Kürtçe eğitimin altyapısını oluşturdu. 2014’e kadar bu altyapı güçlendirildi. 2014’te Efrîn, Kobanê ve Cizîrê kantonlarının ilanıyla birlikte ilkokul birinci, ikinci ve üçüncü sınıflarda Kürtçe eğitim tam anlamıyla başladı. 2015’te bu eğitim altıncı sınıfa kadar genişletildi. 2016’da ise ilkokuldan liseye kadar bütün kademelerde Kürtçe eğitim verilmeye başlandı.
- Rojava’da eğitim sistemi bugün hangi temellere dayanıyor?
2016’dan itibaren Kürtçe, Arapça ve Süryanice resmi eğitim dilleri olarak kabul edildi. Müfredat bu üç dile göre hazırlandı. Rojava’da yaşayan herkes ana dilinde eğitim alma hakkına sahip oldu. İnanç farklılıkları da gözetildi. İsteyen çocuklara kendi inançlarına dair dersler seçmeli olarak verildi. Tüm saldırılara, işgallere ve ambargolara rağmen eğitim alanında çok büyük bir gelişme sağlandı. Bugün üniversiteye kadar eğitim sürüyor; üniversitelerde yüksek lisans düzeyinde eğitim de veriliyor.
- 30 Ocak’ta imzalanan anlaşma sonrası anadilde eğitim konusunda ne gibi riskler ortaya çıktı?
Bunca bedel, acı ve katliamdan sonra imzalanan anlaşma ne yazık ki Kürt halkının beklentilerini karşılamıyor. Mevcut yaklaşımda Kürtçe eğitim, haftada birkaç saatle sınırlandırılmak ve “seçmeli ders” düzeyine çekilmek isteniyor. Bu, Türkiye’nin Kuzey Kürdistan’da uyguladığı modele benziyor. Kürtçe öğretmenlerinin ve müfredatın da merkezi otorite tarafından belirleneceği ifade ediliyor. Oysa Rojava’da 2014’ten bu yana okula başlayan bir çocuk yalnızca Kürtçe eğitim aldı ve kendini Kürtçe ifade ediyor. Bu çocukların yeniden Arapça eğitim sistemine zorlanması pedagojik açıdan da çok ağır sonuçlar doğurur.
- Bu süreçte öğrenciler ve üniversiteler açısından ne tartışılıyor?
Şu anda net bir tablo yok. Üniversitelerde ve genel olarak eğitim-öğretimin nasıl devam edeceğine dair kesin bir bilgi bulunmuyor. Eğer eğitim yalnızca Arapça yapılacak ve Şam müfredatı dayatılacak olursa, bu Kürtlerin varlığına dönük ciddi bir asimilasyon tehdididir. Dilin, kültürün ve tarihsel hafızanın yok sayılması kabul edilemez.
- Rojava’da Kürtçe eğitimin geleceği için temel talebiniz nedir?
Kürtçe eğitim ve öğretimin sürdürülebilmesi için Rojava’da bağımsız bir Eğitim Bakanlığı’nın varlığı şarttır. Mevcut entegrasyon planlarıyla eğitim kurumlarının yalnızca müdürlük düzeyine indirgenmesi, Kürtçe eğitimin fiilen ortadan kaldırılması anlamına gelir. Haftada iki saatlik seçmeli ders asla kabul edilemez. Talebimiz nettir: Kürtçe, Rojava’da eğitim dili olarak tanınmalı ve kurumsal güvence altına alınmalıdır.
- Çok dilli eğitim modeli bu süreçte nasıl etkilenecek?
Özerk yönetim ilk günden itibaren hiçbir etnik kimliği ya da inanç grubunu dışlamadan hizmet sunmayı esas aldı. Çok dilli eğitim bu yaklaşımın bir parçasıydı. Bölgede az sayıda Ermeni yurttaş olmasına rağmen bir Ermeni okulu açmak için çalışma yürütüyorduk; bu ay açmayı planlıyorduk ancak yaşanan gelişmeler bunu erteledi. Çok dilli eğitimin sürdürülebilmesi, Kürtçenin Rojava’da resmi eğitim dili olarak kabul edilmesine bağlıdır. Kürtçe kabul edilmeden diğer dillerin geleceği de güvence altına alınamaz.
- Anlaşmada Kürtçe eğitim hakkının net olmadığı yönündeki tespit doğru mu?
Ne yazık ki doğru. Şu ana kadar 13. kararnameyle haftada iki saatlik Kürtçe ders öngörülüyor. Bu, Suriye genelini kapsayan bir düzenleme ve Rojava’nın özgün durumunu açıkça tanımlamıyor. Anlaşmada “Rojava’nın özgünlüğü göz önünde bulundurulacak” ifadesi var ama bunun anadilde eğitim anlamına gelip gelmediği net değil. Eğer açık bir anadilde eğitim kararı olsaydı, bugün bunu rahatlıkla söylerdik. Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde anadilde eğitim şarttır. Haftada iki saatlik ders kabul edilemez. Bu muğlaklığın giderilmesi gerekiyor.
- Son olarak, bu süreçte velilere, öğretmenlere ve öğrencilere ne söylemek istersiniz?
Çok kritik bir dönemden geçiyoruz. Kürt halkının ve çocuklarının özgürlüklerine ne kadar bağlı olduğunu, haklarını elde etmek için nasıl bir mücadele verdiğini görüyoruz. Kuzey ve Doğu Suriye’de herkesin kendi kimliğiyle, diliyle, inancıyla özgürce yaşayabilmesi için büyük emek verdik. Bugün gelinen noktada Kürtler, başta anadilde eğitim olmak üzere haklarını korumak için yeniden büyük bir mücadele vermek zorunda. Bu mücadelenin karşılığını alacağımıza inanıyorum. Yeni Suriye anayasasında Kürtlerin hakları anayasal güvence altına alınmadıkça, Rojava’daki Kürt varlığı da güvence altına alınamaz.
Okullar barınak oldu
- Son saldırılar ve yoğun göç dalgası eğitimi nasıl etkiledi? Şu anda Rojava genelinde eğitim sürüyor mu?
Maalesef şu anda Rojava genelinde okullar tatil. Birinci sınıftan üniversiteye kadar öğrenciler eğitim göremiyor. Bunun nedeni, okulların göçmen aileler için barınma alanına dönüştürülmüş olmasıdır. Sadece Kobanê’de 25, Cizîrê Kantonu’nda 251 okul göçmenlere tahsis edilmiş durumda. Neredeyse bütün okullar fiilen barınak haline gelmiş durumda. Yalnızca bazı köy okullarında, ulaşımın zor olduğu yerlerde göçmen yerleştirilmedi. Reqa, Tebqa ve Sîrîn’den gelen göçmenler ağırlıklı olarak Kobanê’ye; diğer bölgelerden gelenler ise Cizîrê Kantonu’ndaki okullara yerleştirildi. Bu koşullarda eğitim-öğretimin sürdürülmesi mümkün değil.
- Okulların yeniden açılması için bir öngörü ya da planlama var mı?
30 Ocak’ta imzalanan anlaşmada göçmenlerin evlerine dönmesine ilişkin bir madde bulunuyor. Biz de bunun hayata geçirilmesini bekliyoruz. Göçmenler evlerine dönmeden okulların açılması mümkün değil. Çünkü bu insanların gidecek başka bir yeri yok. Entegrasyonun bir ay içinde tamamlanması planlanıyor. Eğer bu süre içinde göçmenler dönebilirse, okullarda yeniden eğitim ve öğretime başlamayı planlıyoruz.
Önceliğimiz anadilde eğitim
- Diplomaların kabul edilmesine ilişkin maddeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bugüne kadar verilen diploma ve belgelerin resmi olarak kabul edilmesi olumlu bir gelişmedir. Bu konuda bir sorun görmüyoruz. Ancak bizim için asıl mesele, bu diplomaları veren kurumların anadilde eğitimle faaliyetlerini sürdürebilmesinin anayasal güvence altına alınmasıdır. Anadilde eğitim kabul edildikten sonra, eğitim sistemlerinin entegrasyonu ve diplomaların tek tipe bağlanması zaten kaçınılmaz hale gelir. Önceliğimiz Kürt çocuklarının anadilde eğitim hakkının korunmasıdır.
Söyleşi: Erkan Gülbahçe / Yeni Özgür Politika









