Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıların ikinci bir ‘15 Şubat Komplosu’ olduğunu belirten Sinan Türkmen, bu süreçle Kürtlerin coğrafyadaki tüm halklarla düşman edilmesinin hedeflendiğini ifade etti
Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük Türkiye bağlı paramiliter gruplar ile HTŞ’nin saldırıları ve buna karşı gelişen direniş sonrası yapılan anlaşma sürecini değerlendiren 33 yıl zindanda kalan Sinan Türkmen, çıkan sonuçları ve Kürtlerin nasıl hareket etmesi gerektiğini dair konuştu.
Devlet Kürt kazanımlarına karşıt
Yaşanan süreci ve saldırıyı değerlendiren Sinan Türkmen, “Türkiye’de hükümetin, güvenlik bürokrasisinin ve devlet kademelerinin Kürt sorununa bakışı ve yaklaşımı gayet net ve berraktır. Doğru bir perspektifle bakıldığında aslında sürpriz sayılabilecek bir durum yok. Sürpriz olan, Kürtlerin tüm bu yaklaşımlara rağmen yeterli düzeyde tedbirli olmamasıdır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan aslında her şeyi çok berrak bir biçimde ifade etmişti, bu sürecin basit bir pazarlık süreci olmadığını vurgulamıştı. ‘Kendi irademizle başlıyoruz ancak devletin de ne gerekiyorsa, ihtiyaç neyse fazlasını yapması ve adım atması gerekiyor’ dediğini biliyoruz. Ayrıca karşı saldırıların, mücadelenin ve diplomasinin iç içe geçtiğini de belirtti.
Bu saldırılarla şu anlaşıldı. Devlet bürokrasisi ve statükocu anlayış fırsat bulursa Kürt halkına ve özgürlük hareketine karşı durmaktan vazgeçmez, her zaman Kürtlerin üzerine gitmeye çalışır. Bunu önceden okumak gerekiyordu, nitekim Başkan daha önce, ‘Barış süreci diyerek rehavete kapılırsanız devlet bunu bir boşluk olarak görüp değerlendirmeye çalışacaktır’ uyarısında bulunmuştu” diye konuştu.
Fırsat kolluyorlar
“Norm devleti stratejik düşünüyor ve şunu diyorlar; Kürt sorunu çözülmez, Kürt-Türk kardeşliği kurumsallaşmaz ve bu durum siyasi-hukuki güvence altına alınmazsa Türkiye’nin geleceği tehlike altındadır” diyen Sinan Türkmen, “Bunu net bir biçimde görüyorlar. Ancak bazı kesimler de statükocudur. Devlet, Kürt sorununun çözümü konusunda yekpare bir yapıya sahip değil, bazıları sadece fırsat kolluyor. Fırsat buldukları an özgürlük hareketini nefessiz bırakmak istiyorlar” dedi.
‘Sırtınızı halka verin’
Rojava yönetimine destek veren güçler neden HTŞ yönetimine de yol açtığını değerlendiren Sinan Türkmen, “Koalisyonun başını ABD, Fransa ve İngiltere çekiyor. Onların söylemlerinde aslında her şey gizliydi. ‘Kürt sorununa yaklaşımımız, QSD ve YPG ile ilişkimiz taktikseldir, sadece DAİŞ’i yenmek istiyoruz’ diyerek Türkiye, Arabistan ve diğer devletlere garanti veriyorlardı. DAİŞ’in etkisi bu aşamada azaldı. Aynı zamanda İsrail’in güvenliği Türkiye ve Suriye’nin eliyle sağlandı. Türkiye Kürt sorunu nedeniyle bu konuda taviz verdi ve Suriye’yi İsrail’e teslim etti. Paris’te anlaşmalar yapıldı, dengeler değişti. Başkan bunu okudu ve ‘Sırtınızı uluslararası güçlerden çok halka verin’ dedi. Çünkü uluslararası diplomaside ahlak değil, çıkarlar vardır. Çıkarları ise İsrail’in güvenliği ve Ortadoğu’ya getirmek istedikleri yeni düzendir. Şii hattını zayıflatıp Sünni bir hat var etmek ve bu hat üzerinden İran’a müdahale etmeyi planlıyorlar” diye belirtti.
‘Mesele sistem meselesidir’
Bu geniş çaplı yönelime karşı rağmen Kürtler nasıl hareket etmesine dair Sinan Türkmen şu ifadeleri kullandı: “Başarı, Kürtlerin duruşuna ve karşısındaki iradeye bağlıdır. Karşıdaki irade köleliği dayatıyor, ‘Varlığınızı kabul ederiz ama bizim istediğimiz gibi, bu paradigmadan uzak durarak hareket edeceksiniz’ diyorlar. Bunu İsrail’de, ABD’de, İngiltere’de, Fransa’da yapıyor. Koalisyon bunu bir bütün olarak yapıyor. Mesele sistem meselesidir. Kürtler ise ‘Hayır, zihniyetimizi ve varlığımızı kendi öz gücümüzle savunacağız’ diyor. Eğer Kürtler eksik kalırsa, Başkanı yanlış anlarsa onlar istediklerine ulaşır. Sürpriz de olmaz” diye belirtti.
İkinci 15 Şubat komplosu
Bu saldırının neden ikinci komplo olarak tanımlandığına açıklık getiren Sinan Türkmen, “Birinci 15 Şubat komplosu, ‘Başı alıp bedeni akılsız bırakma’ ile eşdeğerdi. Kürtleri milliyetçi ve ulus-devletçi çizgiye çekmek istediler. Ancak Başkan dört duvar arasında bunu boşa çıkardı. Şimdi ise ‘Yeni bir sistem alternatifi mi yaratmak istiyorsunuz? Biz barışın altına dinamit koyarak bunu bozarız’ diyorlar. Kürtleri Türkler, Araplar ve Farslar ile birbirine kırdırarak coğrafyadaki halklara düşman etmek istiyorlar. Bundan daha büyük bir komplo olabilir mi? Bu saldırılarla statükoyu geri getirmek, İsrail’in güvenliğini sağlamak ve Başkanı hem fiziki hem de fikri olarak nefessiz bırakmak istiyorlar. Bugün medyada Başkana yönelik saldırıların on kat artması ve kullanılan ahlak dışı dil bu komplonun bir parçasıdır. Bu aynı zamanda Kürtlerin, özellikle milliyetçi Kürtlerin eliyle de yapıldı. Milliyetçi Kürtler ile devletin karanlık odakları, özel savaş birimleri aynı noktada buluştu” dedi.
Ulusal kongreye ihtiyaç var
“Rojava direnişi Kürtlerin birliğini sağladı” diyen Sinan Türkmen. “Kürtler dünyanın her yerinde ayağa kalktı. Başur yönetimi de şunu anladı, Rojava düşerse kendileri bir saat bile ayakta kalamaz. Uluslararası güçlerin kendilerini sonsuza dek korumayacağını gördüler. Bakın 12 bin QSD savaşçısı yaşamını yitirdi, bu bir saatte gözden çıkarıldı. Başur halkı, yönetiminden daha büyük bir sahiplenme gösterdi. Bildiğin devrim yaptı. Bunu Kürt birliği açısından bir milat olarak görmemiz gerekiyor. Ama Kürt ulusal birliğini sağlayacak kongreye ihtiyaç var” diye konuştu
Yapılan anlaşma ve entegrasyon
Yapılan anlaşmaya değinen Sinan Türkmen, “Yapılan antlaşma her iki tarafın da tam istediği gibi değil, Başkanın ‘müzakereci demokrasi’ dediği esas üzerine, imkanlar dahilinde yapıldı. Rojava kaybetmedi, askeri gücü, toplumsal ve siyasi kurumları ayakta. YPJ Kürtlerin kırmızı çizgisiydi. Şu anda Suriye içindeki yerini sağlıyor. Eskisi kadar geniş topraklar olmasa da Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgeler Rojava yönetiminin elinde. Suriye tarihinde ilk kez Kürtler stratejik bir aktör olarak varlık gösteriyor. Sahada kazanılanı masada kaybetmemek için güçlü bir diplomasi yürütülmeli. Bazıları ‘HTŞ ile entegrasyon olur mu?’ diyor. Kürtler ne olduklarını biliyor ve ona göre masada yer alıyorlar. Kürtler güvenliğini onlara teslim etmez” diye belirtti.
‘Halkların kardeşi stratejiktir’
“Kürtler halkların kardeşliğinden vazgeçerse kendilerini inkar ederler” diyen Sinan Türkmen, “Bu stratejik bir karardır. Kürtler, Araplar, Türkler ve Farslar ile aynı coğrafyada sonsuza kadar beraber yaşayacaklar. Bugün bu devlet yapıları var, yarın olmayabilir ama halklar kalıcıdır. Halklara düşmanlık yapmak Kürtlerin geleceğini tehlikeye atar. Yapılan zulümlere karşı öfkemiz büyük ama akıldan uzaklaşmamalıyız. Şehitlerimizin çizgisi, sadece bugünü değil yarını da kapsayan ortak bir yaşam iradesidir.
Haber: Mehmet Aslan / MA









