Şam yönetiminin Halep saldırısından beri Suriye’de sorunlar zirve yaptı. SDG petrol bölgelerinden çekildi. Hatta Şam yönetimi Fırat’ın doğusunda da bazı bölgelere girdi. Kobani’nin kuşatılması sürecin ilerlemesi yolunda en önemli engellerden birisi oldu. Bu kuşatma hâlâ devam ediyor. Entegrasyon süreci yavaş ve sorunlarla ilerliyor. 30 Ocak anlaşması doğrultusunda atılan adımlar sıkıntılarla yüklü.
Bunlar yaşanırken önemli bir gelişme oldu, Münih Güvenlik Konferansına Mazlum Abdi ve İlham Ahmet katıldı. Bu gerçekten önemli bir gelişmeydi. Elbette katılım bu iki isimle sınırlı değildi, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani de konferansa katıldı. Ayrıca Kürdistan Bölgesel Yönetim başkanı Neçirvan Barzani de toplantıdaydı.
Münih Güvenlik Konferansı 1963’den beri toplanır. İki dünya savaşının en yoğun yaşandığı Avrupa’da benzer savaşların yaşanmaması için başlatılmış bir konferanstır. Adı üzerinde esas konusu güvenliktir. Dünyanın güvenlik açısından durumu değerlendirilir. Sadece siyasiler değil askeri personel de katılır.
Bu seneki konferansa Kürt liderlerin de katılması önemli gelişmelerin işareti sayılmalıdır. Yapılan heyet toplantıları görüşmelerin içeriğiyle ilgili yeterince bilgi veriyor. Amerikan Dışişleri Sekreteri Rubio ile “Suriye Heyeti” denebilecek Mazlum Abdi, İlham Ahmet ve Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani’nin görüşmesi en öne çıkan toplantıdır. Zaten “bir fotoğraf çok şeyi anlatıyor” diye yorumlandı. Aynı heyet Macron’la da görüştü. Ayrıca ABD Kongre heyetiyle de bir görüşme yapıldı. Daha değişik nitelikte olan Suudi Arabistan heyetiyle yapılan görüşme de en önemlilerinden birisidir.
Bu trafiğin çok açık anlamları olduğunu söylemek mümkün.
Münih Güvenlik Konferansında özellikle Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in olması Kürtlerin dünya ölçüsünde meşrulaştırılması anlamına geliyor. Bir yandan bölgede büyük değişimler yaşanırken, yeni dengelerin kurulma çalışmaları sürerken Kürt halkının öne çıkması rastlantı değildir. Bölgenin hâlâ önemli gerilimler yaşadığı, hatta olası bir İran savaşı da düşünülürse gerilimlerin yükseleceği öngörülebilir. Kürt halkının bu yeni güç dengelerinin inşa edilme sürecinde göz ardı edilmeleri imkansızdır.
Öte yandan ABD Kongre heyetinin Şeybani, Mazlum Abdi ve İlham Ahmet’le yaptığı görüşme Şam yönetimine kongreden bir uyarı olarak görülebilir. Bazı kongre üyelerinin böyle bir uyarıyı bir müddettir yaptığı biliniyor. Şam yönetimine verilen desteğin belli bir sınırı olduğu açıkça vurgulanıyordu. Bu bir kez de dünyanın gözü önünde yapıldı.
Bir diğer görüşme de farklı bir yönden olsa da önem taşıyor; o da Suudi Arabistan heyetiyle yapılan görüşmedir. Suriye’nin yeniden inşasında Suudilerin rolünün çok önemli olduğu biliniyor. Suriye’de “düzen” ne ölçüde istikrarlı olursa sermayenin akması da o ölçüde kolay olacaktır.
Münih Güvenlik Konferansı bir rastlantı olarak önemli bir döneme denk düştü. 30 Ocak anlaşmasının sancılı yürüdüğü, Kobani kuşatmasıyla zaman zaman tıkandığı günlerde dünyanın gözü önünde Şam yönetimine güçlü bir uyarı yapılmış oldu. Öte yandan ABD askerleri bir süredir çekiliyor. Bir kısmı Irak’a bir kısmı da Ürdün’e kaydırılıyor. Böyle bir dönemde elbette yeni gerilimlerin olması istenmez. ABD bu güç devrinde sorun olmaması için özellikle Şam yönetimi üzerindeki gözetimini arttıracaktır.
Bölgenin, özellikle Suriye’nin yeniden kurulduğu bir dönemde Kürt halkına önemli ve ağır rollerin düşeceği kaçınılmaz görünüyor. Münih Güvenlik Konferansı bunu bir ayna gibi dünyaya yansıttı.








