Derneklerine yapılan şiddet başvurularının arttığını belirten Rosa Kadın Derneği yönetim üyesi Dicle Sayyiğit, gelen başvuruların tehdit ve psikolojik şiddetten fiziksel şiddete evrildiğine dikkat çekti
Kadınlar, her gün artan şiddet ve katliam tehdidi altında yaşam mücadelesi veriyor. Fiziksel, psikolojik ve dijital şiddet, cezasızlık ve sistemsel ihmal ile birleşince kadınları savunmasız bırakıyor, evlerini bile güvenli bir alan olmaktan çıkarıyor. Amed’de bulunan Rosa Kadın Derneği, artan başvurular ve gözlemler ışığında, şiddetin tüm boyutlarını görünür kılmak, kadınları bilinçlendirmek ve haklarına sahip çıkmalarını sağlamak için çalışmalarını kararlılıkla sürdürmeye devam ediyor.
Rosa Kadın Derneği yönetim üyesi Dicle Sayyiğit, derneğe gelen başvuruları ve bu başvuru sürecinde gerçekleştirdikleri çalışmalara ilişkin konuştu.
‘Şiddetin her türüne karşı bilinç ve mücadele büyüyor’
Şiddetin görünmeyen boyutlarına dikkat çeken Dicle Sayyiğit, birçok kadının maruz kaldığı dijital ve psikolojik baskıyı da şiddet olarak adlandıramadığını söyledi. Dicle Sayyiğit, bu nedenle çalışmalarını bilinçlendirme ve güçlendirme ekseninde yürüttüklerini belirtti.
Şikayetler arttı
Şiddet başvurularının arttığına vurgu yapan Dicle Sayyiğit, şunları söyledi:
“Bizlere gelen başvuruların çoğu ilk zamanlarda sadece tehdit, yaşama kasıt, psikolojik şiddet iken; son zamanlarda artık bu durum fiziksel şiddet şikayetlerine evrildi. Tabii bunun yanında diğer başvuruları da göz ardı edemeyiz. Bu başvurular arasında çocuklara karşı yapılan istismar, ekonomik ve dijital şikayetler de önemli bir husus. Durumun vahim olduğunu bir kez daha belirtmek istiyorum. Bize genelde 28-40 yaş aralığında olan kadınlar başvuru yapıyor. Bizler dernek olarak bir başvuru aldığımızda, öncelikle kişinin öykü ya da anemnezini (öyküsünü) alıyoruz. Ardından kişiye taleplerini soruyoruz. Daha sonra da bizler ‘ihtiyaçlar nedir?’ sorusu üzerinden işe koyuluyoruz. Kişinin talepleri ve bizim araştırma sonucunda vardığımız karar doğrultusunda, gerekiyorsa barolarla iş birliği yaparak hukuki süreç başlatıyoruz. Tabii başlatılan bu hukuki süreci her adımda takip ediyoruz. Devamında, kişinin talepleri doğrultusunda yönlendirmelerde de bulunuyoruz. Başvuranın eğer farklı kaygıları da varsa, bunu yine diğer kadın yapılarıyla tartışıp neler yapılabileceği yönünde kararlar alıyoruz. Çocuk başvuruları üzerinde ise şöyle bir çalışma sürdürüyoruz: Bize gelen çocuğun başvurusunu alıyoruz. Ardından ihtiyaç dâhilinde bu başvuruyu çocuk hakları merkezine, baroya ya da insan hakları derneğine yönlendiriyoruz. Ve tüm bunları yaparken de en temel ilkemiz olan ‘zarar vermeme’ ilkesiyle yaklaşıyoruz.”
‘Şiddetin cezasızlıkla artıyor’
Şiddetin sistemden kaynaklanan cezasızlık ve teşvikle arttığını söyleyen Dicle Sayyiğit, şöyle belirtti:
“Kadınlar bu şiddeti de en yakını tarafından, hatta evlerinin içinde dahi görebiliyor. Çöken toplum yapısı ve siyasi istikrarsızlık hane içi saldırılara dönüşüyor. Yine devamında, önceden bu durum bu kadar göze çarpmazken şimdi normalleştirilmiş bir konumda. Bunu sadece bireysel değil, sistemsel bir sorun olarak ele almamız gerekiyor. Tam da bu noktada kadınların bize ulaşabileceğini söyledik ve söylemeye de devam ediyoruz.”
Dicle Sayyiğit, işleyen mekanizmalar için örgütlü bir güç oluşturmanın önemine dikkat çekerek, mevcut durumda adalet istemenin neredeyse imkânsız olduğunu ifade etti.
‘Herkes sorumluluk almalı’
Dicle Sayyiğit, herkesin sorumluluk alması gerektiğinin altını çizerek, atılacak adımlar ve çalışmalar konusunda sadece kadın örgütlerinin değil; Adalet Bakanlığı’ndan aile kurumlarına kadar tüm kurumların sorumluluk alması gerektiğini aktardı.
Dicle Sayyiğit, son olarak şunları kaydetti:
“Herkesin bu alanda gerçekten işlenebilir mekanizmalar ve işletmeye ikna edecek kadar örgütlü bir güce sahip olması gerektiği noktasında ısrarcıyız. Bu öz örgütlülüğü de öz gücümüze dayanarak yapabiliriz. Çünkü mevcut durumda adalet istemek, Azrail’den can istemeye benziyor.”
Haber: Pelşin Çetinkaya / JINNEWS









