ÖHD Eş Genel Başkanı Serhat Çakmak, ‘Umut İlkesi’nin uygulanması için yasal değişikliğin artık kanuni bir zorunluluk olduğunu, anayasanın gereği olduğunu belirterek, ‘Yasal değişiklikle cesaret eşiği aşılacak’ dedi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “tahliye imkanı olmaksızın cezaevinde tutulmasının” “Umut İlkesi” ihlali olduğu yönündeki kararı üzerinden geçen 12 yıla rağmen uygulanmadı. AİHM kararlarının uygulanıp uygulanmamasını denetleme ve yaptırım yetkisine sahip Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin gündemine olan “Umut İlkesi” kararını değerlendiren Özgürlükçü için Hukukçular Derneği (ÖHD) Eş Genel Başkanın Serhat Çakmak, “Umut İlkesi”nin modern ceza sisteminde infaz hukukuna getirilen bir düzenleme olduğunu söyledi.
İnsanlık tarihi boyunca işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında çeşitli hukuki adımlar atıldığını ve bu sürecin en önemli aşamalarından birinin idam cezasının kaldırılması olduğunu dile getiren Serhat Çakmak, gelinen aşamada, ölünceye kadar hapis cezasının da işkence ve insanlık onuruna aykırı kabul edildiğini vurguladı. AİHM’in bu yönde verdiği kararlara dikkati çeken Serhat Çakmak, “Her devlet kendi içerisinde belli bir azami hapis cezasını öngörüp, bu hapis cezasının süresi dolduktan sonra kişinin artık özgürlüğüne kavuşabileceğine dair düzenlemeler getirdi. Kararlarının dayanağı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) idi. AİHS, Avrupa Konseyi üye ülkelerinin tamamının kabul ettiği ve imzaladığı bir sözleşme olması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararların tamamının bu sözleşmeye dayandığını kabul ediyoruz. Bu çerçevede AİHM bir karar verdiğinde, üye ülkeler bu kararlara uymak zorundadır. Aynı zamanda bu kararlar üye ülkeler nezdinde bir yasa değişikliği gerektiriyorsa, bu yasa değişikliğini de yapmak zorundadırlar” diye konuştu.
‘Türkiye’ye 2026 Haziran ayına kadar süre verildi’
Serhat Çakmak, bu kapsamda 2014’te Abdullah Öcalan için yapılan başvurular üzerine AİHM’in verdiği kararda, Türkiye’de infaz yasasında yer alan ölünceye kadar hapis cezasının kaldırılması ve tutsakların bir gün özgürlüğe kavuşabilmelerini mümkün kılacak bir düzenleme yapılması gerektiğinin belirtildiğine işaret etti. Çakmak, AİHM’in ceza kanununda azami bir hapis süresinin açıkça düzenlenmesi ve bunun uygulaması olan İnfaz Kanunu’nda da yer alması gerektiği yönünde Türkiye aleyhine karar verdiğini kaydederek, “2014 yılından bu yana bu karar halen uygulanabilmiş değil. Bu kararların uygulanmasını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’ye 2026 Haziran ayına kadar süre verdi. Burada da Meclis bünyesinde kurulan komisyona işaret etti ve bu konuda komisyonun Adalet Komisyonu’na bir yasa önerisi sunması gerektiğine dair bir görüş bildirdi. 2026 Haziran ayına kadar bu kararın uygulanması için gerekli yasal değişikliklerin yapılması bekleniyor” ifadelerini kullandı.
‘Yasal değişiklik anayasanın gereği’
Yasal değişikliğin hayata geçirilmesini ve buna ilişkin mevzuat düzenlemelerinin yapılmasını beklediklerini ifade eden Serhat Çakmak, kararın uygulanmaması halinde ise Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin giderek sertleşen bir sürece yönelmesi gerektiğini belirtti. Nihai aşamada kararın yerine getirilmemesi durumunda sürecin Konsey’den çıkarılmaya kadar varabileceğini dile getiren Serhat Çakmak, “Bugüne kadar kararların uygulanmadığı bir ülke olmadı. Kararlara karşı direnme, sürece yayma ya da zamana yayma gibi pratikleri uygulayan ülkeler oluyordu. Bu sonucun yaşanmaması gerektiğini umuyoruz ve yetkililere bu konuda seslenerek yasal değişikliğin artık kanuni bir zorunluluk olduğunu, anayasanın gereği olduğunu hatırlatıyoruz. Sayın Öcalan’la birlikte binlerce mahpusun da bu yasadan etkileneceğini belirtmek istiyoruz” diye belirtti.
‘Yasal değişiklikle cesaret eşiği aşılacak’
Bu adımın politik ve psikolojik bir eşiğin aşılması anlamına geleceğini ifade eden Serhat Çakmak, “Bu süreçle ilgili gerekli adımların atılması öncelikli olarak cesaret gerektirir. Yasal değişikliğin yapılmasıyla birlikte cesaret açısından bir eşiğin aşılacağını, bu ülkede halkların birlikte yaşamına, temel hak ve özgürlüklere dair esaslı değişiklikler açısından temel bir problemin olmadığını, belli kaygıların gereksiz ve suni olduğunu, adım atılmamasının bazı çevrelerin amacına hizmet ettiğini, buna karşılık cesur girişimlerin bazı kişi ve çevrelerin menfaatlerini yerle yeksan edeceğini ve halkların amacına hizmet edeceğini, birlikte yaşama dair bir kapının esaslı biçimde aralanacağını göreceğiz. Çözüm sürecinin selameti ve olası sabotaj riskleri açısından da Sayın Öcalan’ın çalışma koşullarının türlü iletişim kanallarına açık, her kesime açık bir şekilde seslenmesi sürecin selameti açısından da önemlidir” şeklinde konuştu.
Haber: Abdulkadir Ayten – Mehmet Güleş \ MA









