• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
17 Şubat 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Kadın

TJA’dan 8 Mart deklarasyonu: Direniş ve yeni yaşamın inşasını kutluyoruz

17 Şubat 2026 Salı - 12:25
Kategori: Kadın, Manşet

8 Mart deklarasyonunu açıklayan TJA, ‘8 Martlar bizler için artık sadece direniş değil, yeni yaşamın inşasını kutladığımız bir gündür’ dedi

Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA), “Direnişle özgürleşiyor, demokratik toplumu örüyoruz” şiarıyla karşıladıkları 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün deklarasyonunu açıkladı. Amed’in Sûr ilçesindeki Cemil Paşa Konağı’nda yapılan açıklamaya çok sayıda kadın katıldı. Açıklamanın Kürtçesini Ayşegül Ayaz, Türkçesini ise Sebahat Tuncel okudu. Deklarasyonun metni şöyle:

“8 Mart, 1857 yılında New York’ta eşit işe eşit ücret talebiyle direnen tekstil işçisi kadınların katledilmesi sonrası 2. Enternasyonal’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilan edilmiş ve o günden bugüne dünyanın her yerinde kadınlar eşit işe eşit ücret talebinin yanında kadına yönelik her türlü ayrımcılığa, şiddete, sömürüye karşı eşit, özgür, adil ve barış içinde bir yaşam için mücadele etmiş, alanlara çıkmıştır. 8 Mart kadınların nasıl bir yaşam istediklerini haykırdıkları tarihin adıdır.

‘Direnişin, dayanışmanın eşitlik mücadelesinin tarihsel çağrısıdır’ 

Kürdistan coğrafyası ise bugünü her sene direniş çeperini büyüterek ve derinleştirerek karşılamıştır. 8 Mart’a bu yıl da yalnızca bir anma günü olarak değil, kadınların yüzyıllardır ördüğü direniş zincirinin yeni bir halkasını ekleyerek giriyoruz. Bugün kadınların karşı karşıya olduğu gerçeklik, tek tek ülkelerin sınırlarını aşan örgütlü bir saldırı rejimidir. Bu rejim kadın aklını, bedenini, emeğini, sözünü ve iradesini hedef alırken; kadınların buna verdiği yanıt da yerel sınırları aşan, tarihsel ve küresel bir direniş hattıdır. 21. yüzyılın ilk çeyreği bu direniş hattının keskinleştiği, kapitalist modernite ile demokratik komünal güçlerin çelişkilerinin en fazla derinleştiği bir tarihi şimdiden yazmıştır. Bugün yalnızca bir kutlama günü değil; direnişin, dayanışmanın eşitlik mücadelesinin tarihsel çağrısıdır da. Bugün emeği görünmeyen, sömürüsü olağanlaştırılan, yaşamı denetim altına alınmak istenen, eşitsizliğe mahkum edilen, şiddet ve katliamlarla yüz yüze bırakılan milyonlarca kadının sesini yükseltme, özgürlüğü örgütleme günüdür.

‘Şiddetin boyutu yalnızca cinayetlerle de sınırlı değil’

Kadınlar hala evde, işte, sokakta, kampüste, fabrikada ve tarlada şiddetin farklı biçimleriyle karşı karşıyalar. Fiziksel şiddet, psikolojik baskı, ekonomik bağımlılık, güvencesizlik ve cezasızlık politikaları, kadınların yaşam hakkını, özgürlüğünü ve onurunu hedef alıyor. Tek tek her bir kadına ve bir bütünen kadın cinsine uygulanan sistematik şiddet eşitsizliği yeniden üreten, kadınların itaat ettiği düzeni kurmayı ve kalıcılaştırmayı hedefleyenlerin sistemin mutlak aracı olarak sürekli devrede tutuluyor.  Kayıtlar da bunun en somut ispatı olarak 2024 yılında en az 394 kadın erkekler tarafından öldürüldüğünü, ayrıca yüzlerce kadının şüpheli biçimde hayatını kaybettiğini, yine 2025 yılı boyunca 391 ila 420 kadının katledildiği söylüyor. Üstelik kadınları katledenler sadece yabancılar değil, en çok da yakınındakiler (eski eşi, sevgilisi, babası, ağabeyi) katlediyor. Şiddetin boyutu yalnızca cinayetlerle de sınırlı değil şiddet, fiziksel saldırı, cinsel şiddet, tehdit ve istismar şeklinde de sürekli uygulanıyor. Sadece Türkiye’ye dair değil, bütün dünyanın verilerinde de benzerlik gösteren rakamlar, kadına yönelik şiddetin sistemli bir saldırı olduğu ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, dünyada her 10 dakikada bir kadın ya da kız çocuğu yakınındaki bir erkek tarafından öldürülüyor. Bu da kadına yönelik şiddetin; tekil değil erkek egemen kapitalist sistemin ürünü olduğunu yeniden ispatlıyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle, cezasızlık kültürüyle ve kadınların yaşam alanlarını daraltan politikalarla kadınlar nefessiz kalsın isteniyor. 

‘Biliyoruz ki eşitsizlik kader değildir’ 

Kapitalist sistemin kadın emeğini hem ucuz hem de sınırsız bir kaynak olarak gören zihniyeti, kadınları daha düşük ücretlerle çalıştırarak, güvencesiz işlere mahkum ederek, bakım emeğini görünmez sayarak ve ‘doğal sorumluluk’ adı altında karşılıksız çalıştırarak kendisini ayakta tutarken kadın sömürüsünü derinleştiriyor, krizlerin yükünü ilk olarak kadınların omuzlarına yıkıyor. Kadınların emeği bu düzenin çarklarını döndürürken karar mekanizmalarından dışlanmaları tesadüf değil; sistemli bir saldırı olarak işliyor. Biliyoruz ki eşitsizlik kader değildir. Şiddet kaçınılmaz değildir. Sömürü doğanın yasası değildir.

‘Savaş politikaları karşısında en güçlü barış sesidir’ 

Biz kadınlar, kadınlara dayatılan bu katliam ve sömürü düzenini değiştirmek için mücadele ediyoruz. Ne yapmalı, nasıl yaşamalı ve nereden başlamalı sorularına özgürlüğümüz için örgütlenmeli ve kadın özgürlükçü komünal sistemimizi inşa ederek mücadele etmeliyiz diye cevap veriyoruz.  Savaşlar yalnız cephede yaşanmıyor? Savaş, kadınların bedeninde, emeğinde ve yaşamında sürdürülüyor. Silahlı çatışmalar kadınları zorunlu göçe, yoksulluğa ve güvencesizliğe sürüklüyor. Öyleyse 8 Mart aynı zamanda savaş politikaları karşısında en güçlü barış sesidir, diyoruz.  

‘Kastik katil, yeni çehre ve formlarda kendini sürdürmeye devam ediyor’

Dünyada büyüyen kadın özgürlük mücadelesi bugün çıplak bir gerçeği de açığa çıkarıyor. Erkek egemen sistem yalnızca baskıyla değil, örgütlü sömürü ve suç ağlarıyla tarihin belki de hiçbir döneminde olmadığı kadar kadına, çocuğa, insanlığa karşı suçlar işliyor. Epstein davasında ortaya saçılanlar, kadın ve çocuk bedeninin küresel güç ilişkileri içinde nasıl metalaştırıldığını gözler önüne serdi. Bu sadece bir skandal değil, kastik katil grubun kadınlara karşı kurumsallaşmış şiddetinin ifşa olmasıdır. Bin yıllardır kadına yönelik şiddetin örgütleyicisi olan kastik katil, bugün yeni çehre ve formlarda kendini sürdürmeye devam ediyor, şiddeti kadınlar nezdinde toplumları yönetmek için büyük bir silah olarak kullanmayı sürdürüyor. Aynı zihniyet Afganistan’da kadınların nefesini, sesini ve varlığını yasalarla silmeye çalışıyor, İran ve Rojhilat’ta kadınların özgürlük arayışları çıplak bir şiddete maruz kalıyor, Rojava ve Suriye’de kadın özgürlük mücadelesi DAİŞ ve türevi çetelerce yağmalanmak isteniyor, Venezüella’da bütün dünyanın gözü önünde insan kaçırma eylemi gerçekleştirilerek halkların iradesinin büyük tehdit altında olduğu bir kez daha açığa çıkıyor. Yani erkek egemen sistem dünyanın farklı coğrafyalarında farklı maskelerle kadın kırımını sürdürmeye devam ediyor. Fakat bu karanlığın karşısında büyüyen şey teslimiyet değil; dünyanın dört bir yanında yükselen kadın direnişi oluyor. Ve bu 8 Martla direnişlerle kadın özgürlük çağını yaratmanın önemli dönemeçlerinden birinden daha hep birlikte geçiyoruz. 

‘Kadın direnişi bazen bir sembolde, bazen bir sözde, bazen bir bedende’

Bu küresel tablo içinde Rojava Kadın Devrimi’ne dönük saldırılar karşısında tüm dünyayı etkileyen direnişle, dört parça Kürdistan’da büyüyen Ulusal Birlik ruhuyla ve ilmek ilmek örülen demokratik ulus bilinciyle 8 Mart Dünya Kadınlar gününü karşılıyoruz. Demokratik ve özgür yaşamı bedene kavuşturarak tüm dünyaya yeni bir kapı aralayan Rojava gerçeğinde, devrim sürecinde olduğu gibi bu devrimin savunulmasında da özgür yaşamın yolunu kadınlar örüyor. Rojava, kadınların yalnızca itiraz ettiği değil, yaşamı yeniden kurduğu bir direniş alanı olarak savunuluyor. Kadın öncülüğünde örülen demokratik yaşam modeli ise erkek egemen savaş aklı için kabul edilemez bir ihtimal olduğundan hedef alınıyor. Ancak her saldırı, beklenenin aksine, direnişi büyütüyor. Bir saç örgüsünün teşhir edilmesiyle açığa çıkan irade bile şunu gösteriyor: kadın direnişi bazen bir sembolde, bazen bir sözde, bazen bir bedende toplumun hafızasını ayağa kaldırır. 

‘Rojava sadece Kürtlerin değil, bütün dünyada devrimin öznesi oldu’

Rojava’ya yönelik saldırıların ardından Kürdistan’da yükselen ulusal birlik ruhunu da bu bilincin ve direnişin tarihsel devamı olarak görmek gerekiyor. Çünkü kadınlar çok iyi bilir: parçalanmışlık iradeyi kırar, birlik ise direnişi çoğaltır. Son dönemde ortaya çıkan ortaklaşma iradesi, sadece politik bir refleks olmadığı gibi yaşamı savunmanın zorunlu bir biçimidir de. Bu birliğin, kadınların öncülüğünde anlam kazandığında gerçek gücüne ulaştığını saldırıların birincil hedefinin her zaman kadın özgürlükçü paradigma etrafında şekillenen kadın kazanımlarına yönelik olduğunu görerek deneyimledik. Dünyanın birçok yerinde insanların ayağa kalkması ve Rojava’yı savunması da Rojava devriminin kadın devrimi olduğu hakikatinden bağımsız gelişmedi. Rojava, bütün kadınlar için özgür bir yaşam sunarken bu yaşamı savunmak da bütün kadınların sorumluluğu haline geldi. Direniş kültürü farklılıklar içinde bir arada olma cesaretiyle örüldüğünde de toplumsal özgürlük yaşamsallaşmaya başladı. Tam da bu sebeple Rojava sadece Kürtlerin değil, bütün dünyada özgürlük arayışı olan herkesin sahiplendiği, dayanışmanın ötesinde devrimin öznesi olduğu, 21. yüzyılın en büyük devrim hareketi olarak tarihe geçti. 

‘Kadınların örgütlü direnişiyle gerçek anlamına kavuşacak’ 

Ancak son dönemde bölgede ve dünyada yükseltilen ırkçı, milliyetçi ve tekleştirici saldırılar yalnızca halkların birlikte yaşam iradesini değil kadın özgürlüğünü merkezine alan demokratik ulus paradigmasını da yeniden hedef aldı. Çünkü bu paradigma, erkek egemen ve çatışma üreten iktidar aklının karşısında eşit, çoğulcu ve özgür bir yaşam önerisinin adresiydi. Demokratik ulusun, halkların kardeşliğinin çöktüğüne dair yürütülen ideolojik ve politik saldırılar ise aslında kadınların direnişle büyüttüğü bu alternatif yaşam modelinden duyulan korkunun ifadesi olarak açığa çıktı. TJA olarak bizler, bu saldırılar karşısında bütün kimliklerin özgür iradeleriyle bir arada yaşadığı demokratik ulus perspektifi etrafında daha güçlü kenetleniyor; kadın özgürlüğünü temel alan ortak yaşam iradesini direnişle savunuyoruz. Kadim coğrafyada kimliklerin birbirine kırdırtılmak istendiği bir zaman diliminde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki tarihi adımlarıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni bu nedenle yalnızca Kürdistan için değil kapitalist modernitenin yıkıcı döngüsüne sıkışmış tüm halklar ve kadınlar için tarihsel bir çıkış kapısı olarak görüyoruz. Çağrıyı, direnişle kazanılmış birikimi demokratik toplumun kurucu gücüne dönüştürme çağrısı olarak sahipleniyoruz. Barışın toplumsallaşması mücadelesinde öncü rol üstlenen biz kadınlar bu sürecin başarıya ulaşması ve sürecin esas aktörlerinden olan Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması, barış sürecinin demokratik toplumla örülmesi için dün olduğu gibi bugün de alanlarda, meydanlarda olmaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki kadın özgürlüğünün güvence altına alınmadığı hiçbir barış kalıcı olmayacak; demokratik toplum ise ancak kadınların örgütlü direnişiyle gerçek anlamına kavuşacaktır. 

‘Kadın öz savunması ile bertaraf etme mücadelesi veriyoruz’ 

Tahayyül ettiğimiz bedene kavuşmuş bir yaşam sistemidir. Bu yaşam binlerce yıldır kadının ezilmişliğinin özgür iradeye dönüştüğü, toplumsallık karşıtı yapıların bir bir bozuma uğradığı sistemdir. Farklı inanç, kimlik ve düşüncelerin bir arada yaşadığı, kapitalist modernitenin şiddet ve zorla tahrip ettiği bütün yaşamsal alanların yeniden özgürleştirileceği yaşamın mümkün olduğunun dayanağı ise kadın hafızasının geçmişten getirdiği değerlerdir. Tarihsel değerlerimizden aldığımız güçle biz kadınlar birlikte yaşamın kurucusu, özgür yaşamın öncüsü olarak bugün dayatılan kölece yaşamı direnişlerimizle, savunduğumuz sistemi inşa ederek reddediyoruz. Kadınların bin yıllar önce komünlerini kurdukları Dicle ve Fırat Nehri’nin kıyılarını tarihsel bir can suyuyla yeniden besliyor, Kadın Kurtuluş İdeolojisi ve pratiğiyle özgürlüğe dayalı yolları açmaya devam ediyoruz. Kadın kırımına karşı öz savunmamızla geçmişten daha güçlü bir hatta ilerliyor, kadına ve doğaya yönelik her türlü saldırıyı kadın öz savunması ile bertaraf etme mücadelesi veriyoruz. 

‘Çağrımız bütün dünya kadınlarınadır’ 

Kadın şahsında gerçekleşecek devrimle bütün toplumun özgürleşeceğine, bu devrimi özgürlük iddiası ve bu iddiaya denk yaşam pratikleri olan erkek yoldaşlarımızla gerçekleştireceğimize inanıyoruz.  Özgür eş yaşamın inşasında erkeğin değişimini ve dönüşümünü mevcut sistem karşısında büyük bir devrimsel çıkış olarak konumlandırıyoruz. Nitekim eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik ilkelere dayanan, kadın ve toplum özgürlüğünü esas alan yaşamın ancak özgür kadının ve özgür erkeğin kuracağı sosyalist yaşamla, komün yaşamıyla yani özgür eş yaşamla gerçekleşebileceğini biliyoruz. Çocuğun, kadının, doğanın geleceği ancak iktidar dışı yapıların inşası ile mümkün olacaktır. Bu çağrımız bütün dünya kadınlarınadır.

‘Kadının özgürlük felsefesi olarak inşa edilen mücadelenin ruhu oldu’ 

Demokratik Kadın Konfederalizmi etrafında buluşmak, örgütlü bölgesel ve küresel saldırılara karşı hep birlikte yeni bir yaşamı inşa etmek zorundayız. Acılarımız ortak, mücadelemiz ortak. Şimdi bunları ortak bir yeni yaşam inşasına dönüştürmek her birimizin omuzlarındaki tarihsel sorumluluktur. Bu ortak mücadele ruhunu’Jin, jiyan, azadî’ felsefesinin bütün dünyada yankılandığı son yıllarda bir kez daha gördük. Dünya kadınları tek ses hep birlikte erkek egemen sisteme karşı ‘Jin, jiyan, azadî’ diyerek sokaklara çıktı, isyanını haykırdı. Çünkü bu felsefe kadının özgürlük felsefesi olarak on yıllardır inşa edilen mücadelenin ruhu oldu. 

Başta Kürdistan ve Ortadoğu olmak üzere bütün dünya kadınlarını erkek egemen sistemin saldırılarına karşı ortak mücadeleye davet ediyoruz. 8 Mart’lar bizler için artık sadece direniş değil, yeni yaşamın inşasını kutladığımız bir gündür. İrademizi, sözümüzü, yaşamımızı çoğaltmak için bütün kadınları 8 Mart haftası boyunca direnişe ve inşaya davet ediyor, her bir kadının 8 Mart’ını şimdiden büyük bir coşkuyla kutluyoruz. Yaşasın kadın mücadelesi, Jin jiyan, azadî.”

Kaynak: MA

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Amed’de şüpheli kadın ölümü

Sonraki Haber

Toronto’da 15 Şubat komplosu protesto edildi

Sonraki Haber

Toronto’da 15 Şubat komplosu protesto edildi

SON HABERLER

Bedlîs’te hafif ticari araç dereye uçtu: 3 ölü, 5 yaralı

Yazar: Yeni Yaşam
17 Şubat 2026

Hillary Clinton’dan Trump’a Epstein suçlaması: Ağırdan alıyor

Yazar: Yeni Yaşam
17 Şubat 2026

İçişleri Bakanı: Süreci sabote etmeye kalkışanlara müsaade etmeyeceğiz

Yazar: Yeni Yaşam
17 Şubat 2026

‘Rojava’da hakların korunması için uluslararası denetim mekanizması şart’

Yazar: Yeni Yaşam
17 Şubat 2026

Sudan’da pazar yerine İHA saldırısı: En az 28 kişi öldü

Yazar: Yeni Yaşam
17 Şubat 2026

Gazeteciler Öznur Değer ve Osman Akın’ın ilk duruşması görüldü

Yazar: Yeni Yaşam
17 Şubat 2026

Nijerya’da Lassa ateşi salgını: 31 kişi yaşamını yitirdi

Yazar: Yeni Yaşam
17 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır