Tekrar, öğrenmenin anasıdır. Ama tekrar ede ede öğrendiğini hâlâ tekrar edersen yeni bir bilgiyi öğrenemezsin.
Örneğin “demokratik ulus” kavramını tekrar ede ede öğrendik. Öğrendikten sonra da bir slogan olarak tekrar ettiğimiz için, ben de dahil çoğumuz bu kavramın somut hayatta nasıl gerçekleşeceği hakkında bilgi edinemez olduk. Kafalar karıştığı günlerde ben, “demokratik ulus yüzünden başımıza gelmedik kalmadı” söylemine karşı, “ortada demokratik ulus yok, bu geleceğin hedefi, o hedefe yürümek için ise Kürt ulusal birliği şart” diye yazdım. Yani demokratik ulus kavramını tekrar etmiş oldum. Demokratik ulus hedefini Kaf Dağı’nın ardında duran bir hümanist hedef sanmıştım.
Birgün yakın dostum bir Kürt yurtseveriyle sohbet ederken, söz, elli yıllık özgürlük savaşının sonunda nereden nereye gelindiğine dayandı. Dostum “elli yıl önce birisi bana Dersimli Alevi’nin kestiği kuzunun etini yer misin deseydi, sen zıkkımın pekini ye emi derdim, hele bir Ezidi görsem, şeytanı görmüş gibi olurdum, kapı komşumuz Süryani’nin tarlasına el koyanları gavura karşı desteklediğimiz günleri hatırlıyorum, bir de Zazalara ne biçim Kürtsünüz Kırmançki dilini bile ne hale getirmişsiniz diyen büyüklerimizin sözleri de aklımda kalmış. Bizim aşiretle komşu aşiret arasında yıllar süren ve nice yiğidin can verdiği kan davaları yok mu, şimdi utanç duyuyorum.” Dostum “hele Heval Veysi, evdeki kadınlarla gün gelip de serhildanlarda el ele tutuşup halaya duracağımı rüyamda görsem inanamazdım” diyerek sözünü bağladı.
Konuşmanın Demokratik Ulus’la ve bu konudaki psikolojik savaş kampanyasıyla ilgisi yoktu. Ama dostumun konuşması bittiği dakikada hakikat kafama dank etti. Kürt yurtseverleri şu son elli yıl boyunca modern bir Kürt ulusu yaratmışlardı. Bütün uluslar ulus devletler tarafından yaratılmışken, onlar kendi uluslarını başında Öcalan’ın bulunduğu PKK etrafında örgütlenerek yaratmışlardı. Bu bütün özellikleriyle demokratik bir ulustu. Demokratik devrimlerle yaratılmıştı.
Alevi-Sünni, Süryani, Keldani, Asuri ve Ezidi Kürtlerin varlıklarını, dillerini ve inançlarını koruyarak tek bir ulusal toplum haline gelmesi “inanç devrimiydi”.
Kırmançki konuşanların Zazaki konuşanları, Zazaki konuşanların Soranice konuşanları anlamadığı, şu yakın zamanlara kadar bilim, felsefe diline yükselemeyen dilin akademik düzeye yükselmesi ve toplumun farklı lehçeli ve dilli bir toplum haline gelmesi “dil ve kültür devrimiydi.”
Kürtler “yarım toplumken” kadınların sosyal ve siyasal yaşamın pasif özneleri olmaktan çıkıp, özgürleşmesi, hatta partileşmesi ve ordulaşması, kısaca akfif özneler haline gelmesi “kadın devrimiydi.”
Aslında bu elli yıllık tarih, birçoğumuzun Kaf Dağı’nın arkasındaki bir hayal sandığı “demokratik ulus devrimiydi.”
Demokratik ulus teorisinin kurucusu ve bu teorinin hayata geçmesinin öncüsü Abdullah Öcalan, sık sık “beni anlamıyorsunuz” derken, meğer boşuna konuşmamış. Meğer biz teorinin “griliğinde” dolanırken, pratiğin yeşilliğine bakmayı düşünmemişiz.
Dostumun hayat tecrübesine bakınca ne anladığımı özetle şöyle sonuçlandırayım:
Demokratik uluslaşma süreci nedir? Ulus devletlerin bir avuç erkek egemen oligarşiler (ya da ‘kastik katiller’) tarafından şoven-milliyetçi, ırkçı, soykırımcı toplumlar haline getirdiği tüm ulusların önce kendi içlerinde, tıpkı Kürt halkı gibi devrimler yaparak “demokratik uluslara” dönüşmesi ve giderek hepsinin “çeşitlilik içinde” “evrensel çapta” demokratik uluslar olarak birleşmesi “demokratik uluslaşma sürecidir.” Kürdistan deneyi bunun mümkün olduğunu kanıtlamıştır .
Türk ulusu ile Kürt ulusunun kardeşleşmesine gelince… Türk ulus devletinin inşa ettiği Türk ulusu, bugünkü haliyle, kendi içinde devrim yapmadıkça, başka uluslara, dinlere, mezheplere, dillere, kültürlere düşmanlıktan kurtulmadıkça, erkek egemen bir ulus olmaktan çıkmadıkça, kendisinin sandığı ulus devletin oligarşik, yayılmacı, ırkçı egemenliğinden özgürleşmedikçe, Kürt demokratik ulusuyla kardeşleşemez. İki ulusun kardeşleşmesi Türk ulusunun demokratik ulus olmasıyla gerçekleşir. Türk ulusunun kendi içinde devrim yapmasının önündeki en büyük engel ulus devlet egemenliğidir. Kürt ulusu hakim ulus olarak Türklerle kardeşleşmeden önce, bu ulusun sosyalist, demokratik, özgürlükçü Müslümanlarıyla “ittifak” halinde Demokratik Cumhuriyet perspektifiyle, “barış ve demokratik toplum” sürecini başarıya ulaştırmak günümüzün meselesidir.
Sonuç olarak: Demokratik uluslaşma sürecini “Kürtlüktün uzaklaşma” diye düşünenler, son elli yılda kendi içinde aşiretçi, parçacı, dinci, mezhepçi düşmanlıklarla parçalanmış bir sosyal yapıdan, bugünkü birleşik ve modern bir Kürt ulusu haline demokratik uluslaşma sayesinde gelindiğini anladıkları zaman, asıl o zaman Kürtlükleriyle gurur duyacaklardır.
Kürt halkının son elli yıllık tarihi demokratik uluslaşma tarihidir. Teorinin “griliği” içinde yolunu kaybedenler, Kürdistan pratiğinin “yeşiline” baktıklarında, bu gerçeği anlayacaklardır.








