Rojava’ya dönük saldırılar hakkında konuşan İtalyan Avukat Ezio Menzione, ‘Bu uluslararası ve insanlığa karşı bir suç ve bu suçun kabul edilmemesi gerekiyor’ dedi
DSG ile Şam yönetimi arasında 29 Ocak’ta imzalanan ve bir dizi kazanımı güvence altına alan; fakat idari, ekonomik ve siyasi özerklik konusunun netleştirilmediği anlaşmayı ve sahadaki gelişmeleri değerlendiren İtalyan Ceza Avukatı Ezio Menzione, anlaşmanın demokratik çözüm yönünde önemli; ancak sınırlı bir adım olduğunu belirtti. Bu anlaşmanın bir test görevi gördüğünü söyleyen Menzione, Rojava’daki sürecin Türkiye’de devam eden süreçle paralel ilerlediğini ifade etti.
Geçici Suriye Hükümeti ve Türkiye’ye bağlı paramiliter grupların Ocak ayı başında Halep’te başlattığı ve Rojava geneline yayılan saldırıların uluslararası hukuka aykırı olduğunu söyleyen Menzione, saldırıların doğrudan sivilleri hedef aldığını belirterek, bu eylemlerin aynı zamanda bölgedeki halkın zorla yerinden edilmesini amaçladığının altını çizdi. Menzione, “Kobanê’de yaşananlar hukuk dışıdır. Şehir kuşatılmış durumda ve halk, evlerini ve tüm hayatların terk etmeye zorlanıyor. Benzer durumları Gazze’de de gördük; ama bu olanlar, ülke içinde yaşanıyor. Burada şehri ve Kobanê halkını kuşatan devletin kendisi. Böyle bir durum affedilemez. Bu, uluslararası ve insanlığa karşı bir suç ve bu suçun kabul edilmemesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘Saldırıların siyasal yükümlülüğü Türkiye’ye ait’
Rojava’daki saldırıların yükümlülüğünün yalnızca Ahmed El-Şara’ya ait olmadığını, Şara’nın Türkiye ve ABD’nin politikaları doğrultusunda hareket ettiğini belirten Menzione, asıl sorumluluğun Rojava’daki Kürt yönetimini sona erdirmeyi hedefleyen bu iki devletin yaklaşımında aranması gerektiğini söyledi. Menzione, “ABD, Suriye hükümetine silah ve benzeri destekler sağladı. Ancak siyasi yükümlülük Türkiye’ye ait. Türkiye, Türk devletinin hemen yanında bağımsız, konfederal bir devletin, özerk bir bölgenin var olmasına tahammül edemiyor. Şu anda Rojava, Türkiye’deki bölgeden bile önemli; çünkü daha fazla özerkliğe sahip. Bu da Türkiye’deki Kürtlere özerklik ve demokratik bir olasılık fikrini vermesinden kaynaklı tehlikeli görülüyor. Rojava deneyimi son on yılda bölgedeki en önemli deneyim oldu. Bu yüzden ABD ve Türkiye böylesi bir deneyimden kurtulmak istiyorlar. Rojava’ya ilişkin kararlar Ankara’da alınıyor” diye konuştu.
‘Öcalan’ın mesajı bütün Kürtleri kapsıyor’
DSG ve Şam yönetimi arasında imzalanan anlaşmanın önemli maddeleri olduğunu belirten Menzione, bu anlaşmanın demokratik bir çözüm için test görevi göreceğini ekleyerek şunları söyledi:
“Anlaşma, Abdullah Öcalan’ın da işaret ettiği yönde atılmış önemli bir adımdır ancak kesinlikle son adım değildir. Demokratik konfederal bir yapıya giden yol hala uzun. Öcalan’ın mesajı, bütün Kürtleri yani Suriye’deki Kürtler kadar Türkiye’deki Kürtleri de kapsayacak şekilde gönderilmiş bir mesaj. İki hat birbirine geçmiş halde. Aynı hızda ilerlemek zorunda olmasalar da hedef aynı, hedefe hangisi önce ulaşırsa ulaşsın bir ülkedeki zafer diğerindeki zafer için önemlidir. Kilit meselelerden biri, Kürt ordusunun yalnızca bireysel unsurlarının değil, bütün yapısının DSG ordusunun entegrasyonu.”
Haber: Deniz Karabudak / MA









