21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde ‘Kürtçeye Statü’ ve ‘Kürtçe Eğitim’ talep etmek anlamlı ve değerlidir. Demokratik toplum sürecinin ruhuna uygun olan yöntem beklemek ve istemekten ziyade gerçekleştirmek ve inşa etmektir. Bu konuda ‘TextêReş’ filmini örnek göstermek mümkündür
Afşin Aybar
Dilin ilk olarak nerede ve ne zaman konuşmaya doğru evrildiği tam olarak bilinebilen bir husus değildir. Bunun nedeni dilin yani konuşmanın gerçekleşmesinde rol oynayan beyin, ses telleri, gırtlak, dil ve dudaklar gibi unsurların yumuşak dokulu olmasından dolayı bir fosil kaydı bırakmamasıdır. Bununla birlikte birçok araştırmacı dilin, gırtlak yapısı buna göre özelleşmiş olan Homo Sapiens tarafından ilk kez kullanıldığı konusunda uzlaşmaktadırlar.
Arkeolojik araştırmalar sayesinde yazının bulunması ile dile ilişkin ilk kanıtlara ulaşabiliyor ve dilin evrimini takip edebiliyoruz. Ancak bu kadar somut olmasa da Paleolitik döneme ilişkin araştırmalarda bulunan sanatsal değeri yüksek simgelerin varlığı, soyutlama yeteneği, teknik üretim gibi hususlar güçlü bir dilin varlığına da işaret etmektedir. Bundan hareketle dilin, toplumsal gelişim ve kültürel yaratımlarla paralel geliştiğini belirtmek yanlış olmayacaktır.
Kısaca seslerin dile dönüştüğü, doğadaki her şeye bir ad verildiği ve bu adlandırma sayesinde görmeden ve duymadan da soyut olarak olguların bilinebildiği, bunu takiben kelime düzenlerinin ve dil kurallarının geliştiği belirtilebilir. Bunun da ana kadın etrafında gelişen bir olgu olduğu ve gelişiminde ana kadın kültürünün başat rol oynadığı konusunda sosyal bilimcilerin büyük çoğunluğu uzlaşmaktadır. Bundan hareketle ilk dilin ‘ana dili’ olduğu sonucuna varabiliriz. Anadili bir toplumun duygu ve düşüncelerinin toplamı, zihniyetinin yansımasıdır. Anlam dünyası ve kimliğinin ifadeye kavuşmasıdır.
Yine ana dilinin ilk toplumsallaşmayı ve klandan kabileye geçişi sağlayan dil olduğunu da belirtebiliriz. Dil etkisi ile topluluk da büyümektedir. Klandan kabileye geçişte dilin gelişiminin etkisi esas bir rol oynamaktadır. Önder Apo bu durumu; “Dil olmadan kabile oluşmaz. Yani bir yerde kabile varsa, orada dil de ortaya çıkmıştır” şeklinde ifade eder. Bu durum bir kabile için geçerli olduğu gibi günümüzde bir ulus için de geçerlidir.
Bir ulusun yaşamında bu kadar etkin bir role sahip dilin gelişmişlik düzeyi, ulusun gelişmişlik düzeyini de yansıtır. Bu hususta Önder Apo şöyle demektedir; “Bir toplum anadilini ne kadar geliştirmişse, yaşam düzeyini o kadar geliştiriyor demektir. Yine dilini ne denli yitirmiş ve başka dillerin hegemonyası altına girmeyle karşılaşmışsa o denli sömürgeleşmiş, asimilasyona ve soykırıma uğramış demektir. Bu gerçekliği yaşayan toplumların zihniyet, ahlâk ve estetikçe anlamlı bir yaşamlarının olamayacağı, hasta bir toplum olarak silininceye dek trajik bir yaşama mahkûm kalacakları açıktır.”
Bu trajik durumu dünyada birçok toplum yaşamaktadır. 2005 yılı verilerine göre Dünya genelinde 6 bin 912 dil aktif olarak kullanılmaktadır. Bugün ise bu sayının 6 bin 500 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bunların da neredeyse yarısından fazlası ya hiç konuşulmadığı ya da yeni nesillere aktarılmadığı için yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Önümüzdeki 100 yıl içerisinde bugün var olan dillerin de %90’ının yok olacağı hesaplanmaktadır. Bu rakamlar dil ile birlikte birçok toplumun ‘ölü’ ya da ‘yarı ölü’ halde olduğunu göstermektedir.
Tüm bilimsel veriler ilk kabile oluşumlarının yani gelişkin dillerin bu coğrafyada ortaya çıktığını belirtmektedirler. Dilin ana yurdunda anadilinin yaşadığı bu durum insanlık açısından büyük bir trajedidir. Bu trajediyi sonlandırmak hepimizin görevi olmaktadır. Soykırım kıskacına alınan Kürt toplumunu ve dilini bu trajediden 53. yılına girecek olan özgürlük mücadelesi kurtarmıştır. Yasağa, baskıya, zulme maruz kalan, konuşulması cezalandırılan, harflerine ambargo konan Kürtçe, bu mücadele sayesinde bugün varlığını koruyabilmiştir. Ancak ‘yarı ölü’ bir dil olma statüsünden tam olarak kurtulamamıştır. Yaşlıların konuştuğu ancak gençlerin konuşmadığı dillere ‘yarı ölü’ dil denilmektedir. Çünkü bu diller bugün yaşıyor olsalar da gelecek kuşaklara aktarılmadıkları için yakın gelecekte ölmekle yüz yüze kalacaklardır. Kürtçenin Kırmancki/Zazaki lehçesi bugün bu riskle karşı karşıyadır.
21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde ‘Kürtçeye Statü’ ve ‘Kürtçe Eğitim’ talep etmek anlamlı ve değerlidir. Demokratik toplum sürecinin ruhuna uygun olan yöntem beklemek ve istemekten ziyade gerçekleştirmek ve inşa etmektir. Bu konuda ‘TextêReş’ filmini örnek göstermek mümkündür. İnşa dönemi hepimizden benzer bir özveriyi, dahası sorumluluğu beklemektedir. Her sokakta bir Kürtçe dil komünü oluşturmak, her çocuğun Kürtçe konuşmasını sağlamak, her genci teknikten tutalım bilime, her alanda Kürtçenin geliştirilmesinde rol oynamak için teşvik etmek bu dönemin temel görevi olmaktadır. Esas olarak dilin ölümü anadilin konuşulması ile durdurulabilir. Bu temelde herkesin Anadil Günü’nü kutluyoruz.









