Anadil, kültür ve gelenekleri yaşatmanın zenginlikleri koruyacağını ve geleceğe taşıyacağını belirten Karadenizli halklar, çok dilli ve kültürlü bir coğrafya olan Karadeniz’de de anadilleri yaşatacaklarının vurgusunu yaptı
Halklara ve inançlara ev sahipliği yapan Karadeniz coğrafyasında cumhuriyet tarihinden itibaren dayatılan tekçi anlayış nedeniyle bölgede konuşulan diller yok olma tehlikesi altında. Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO)’nun 4 Mart 2025’te yayımladığı rapora göre, Laz, Hemşin, Rum, Gürcü, Çerkez, Megrel gibi birçok halkın yaşadığı coğrafyada bu diller yok olmaya yüz tutarken, verilere göre, Romeika, Hemşince ve Lazca “tehlike altındaki” diller arasında yer alıyor.
Trabzonlu yazar Süleyman Hacıbektaşoğlu ve Rizeli bir Laz olan Çay Üreticileri Meclisi Temsilcisi Recep Memişoğlu ile anadilin önemine ilişkin konuştuk.
Anadilin kimlik, hafıza ve kültürel varoluş açısından taşıdığı öneme dikkati çeken Süleyman Bektaşoğlu, çok dilliliğin korunmasının toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Anadilin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını belirten Bektaşoğlu, “Anadil yalnızca konuştuğumuz dil değil. Dünyayı ilk kez adlandırdığımız yerdir. İnsan kendini hangi kelimeyle çağırıyorsa o kelime kadar vardır. Sevinçte, acıda en sahici haliyle anadilinde yankılanır. Çünkü dil hafızadır” dedi.
‘Karadeniz çok kültürlü bir coğrafya’
Türkiye’nin çok dilli ve çok kültürlü bir mirasa sahip olduğunu ifade eden Süleyman Bektaşoğlu, özellikle Karadeniz coğrafyasındaki dillere dikkat çekerek, “Bizim coğrafyamız çok dilli bir mirasa sahiptir. Karadeniz’in vadilerinde yok olmuş ya da yok olmaya yüz tutmuş Romeika, Lazca, Hemşince, Gürcüce. Ülkemizin dört bir yanında konuşulan Kürtçe ve diğer diller bu toprakların kültürel zenginlikleridir. Her biri halkın tarihini, emeğini ve direncini taşır. Bir dilin kaybı yalnızca kelimelerin kaybı anlamına gelmiyor. Bir dilin kaybı sadece kelimelerin değil, bir dünya kurma biçiminin de kaybıdır. Bu yüzden anadillerin korunması bir lütuf değil, ortak sorumluluğumuzdur. Gerçek birlik tek seslilikte değil, çok sesliliğin uyumundadır. Kültürel çeşitliliğin korunması ve anadillerin yaşatılması gerekiyor” diye konuştu.
‘Yasaklamak çözüm değil’
Anadillerin konuşulması, kültürlerin yaşatılması ve yayımlanmasının bir ülkeyi yıkmayacağını belirten Recep Memişoğlu da “Hani Kürtler, karda gezerken ‘kart kurt’ sesler çıkarttıkları için kendilerini Kürt olarak tanımlamışlardı. Bu yakıştırmayı yapanlar şimdi utanıyorlar mı? Bu ülkede anadilleri, yakın tarihlere kadar konuşmak, yazmak, yayımlamak yasaktı. Kovuşturma ve yargılama nedeniydi. Sadece Kürtçe değil, Lazca, Ermenice, Rumca, Gürcüce vb tüm azınlık kadim diller Cumhuriyet döneminde yasaklanmıştı. Ne uğruna…? Yeni bir ulus/millet yaratma. Devlet yaratma ve büyütme uğruna. Oysa ülkemiz, bir farklı diller, uluslar topluluğu olduğunu yani ‘mozaik’ yapısını herkes kabul ediyordu. Anadilleri, kültürleri, ananeleri yasaklamakla, yok saymakla yok olmuyor. Görüldüğü gibi bugüne kadar yok edemediler” ifadelerini kullandı.
‘Anadilimizi yaşatacağız’
Kanunları, yasaları yapanların ülkenin sahipleri gibi davrandığı için onların düşündüğü gibi yazıldığını kaydeden Recep Memişoğlu, “Bir ülkede varsıllar/zenginler/kapitalistler her geçen gün daha varsıl, oluyorsa; yoksullar daha yoksul ve geri kalıyorsa, Baskı ve şiddet artarak devam ediyorsa. Aradaki uçurum, sınıf bilincini kamçılar, dikleşmeyi beraberinde getirir ve ‘düzen/sistem’ dedikleri işte asıl o zaman tehdit altında kalır. Aslında, farklı Ana diler ve kültürler bir ülkenin zenginliğidir. Yaşatmak ve geliştirmek ise o ülkenin görevi olmalıdır. Dünyada hiçbir ülke homojen bir ırka/ulusa dayalı değildir. Tüm ülkelerde hep farklı ulusların bir mozaiği söz konusu. Ne yazık ki baskın, egemen dil/ulus, diğer dil ve kültürleri baskılamakta, yok saymaktadır. Hani Kürtler, karda gezerken ‘kart kurt’ sesler çıkarttıkları için kendilerini Kürt olarak tanımlamışlardı. Bu yakıştırmayı yapanlar şimdi utanıyorlar mı…? Utanmıyorlar. Çünkü hala egemenler. Bugün çok faklı yerde duruyorlar. Neden ‘zamanın ruhu’. Öyle mi? Emperyalist projelerin uzantısı ve aparatı olanlar, dün olduğu gibi yarın da farklı şeyler söyleyeceklerdir. Bizler, her zaman olduğumuz gibi, durduğumuz yerde duracağız ve ana dilimizi yaşattık ve yaşatacağız. ‘Skudas Nenaşkunu’ (Anadilimiz Yaşasın)” dedi.
Kaynak: MA









