• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
11 Nisan 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Ekoloji

Sermaye hareketlerine bakıp, Ortadoğu’yu anlamak!

23 Şubat 2026 Pazartesi - 00:00
Kategori: Ekoloji, Manşet
  • Emperyalist kapitalist sistem sömürü mekanizmasını savaşlar ve savaş tehditleriyle sürdürüyor. Dünya büyük sermayesi Ortadoğu’yu kana bulayıp enerji havzalarını tamamen ele geçirip son damlasına kadar bitirmek istiyor
  • Nasıl bir dünya ve nasıl bir Ortadoğu istediklerinin cevabı Ortadoğu’yu bir yaşam alanı olmaktan çıkarmak ve bölgeyi sadece enerji üretim merkezi haline getirmek olduğu ortaya çıkıyor. Bu amaçla Kürt halkı üzerinden oyunlar kurmak isterlerken, gözleri Fırat ve Dicle sularında

K. Bülent Ongun

Kapitalizm doğası gereği dönem dönem büyük krizler yaşar ve bu krizlerle yeniden şekillenir. Kapitalizmin büyük krizlerinde, finansal piyasalarda büyükler küçükleri yer ve her şey 1-2 yıl içinde olur biter. 2007’nin sonlarına doğru ABD’de başlayan kapitalist kriz, 2008’in son çeyreğinden itibaren bütün dünyayı etkilemeye başladı. 2008 Eylül’ünde yayılan krizde finansal piyasaların 2009’un ikinci yarısında normale dönmeye başladığı izlenmiştir. Ancak 2008 krizinin toplumsal ve siyasi sonuçları yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Ardından bölgesel savaşlarda artışlar yaşanmaya başlarken, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki halk ayaklanmaları da bu dönemin sonuçlarından birisidir. Bu süreçte kapitalizm her krizden büyüyerek çıkmayı başarırken, yoksul halklar ise çok daha büyük yoksulluklara mahkum edilmektedir.

Savaşlar ve işgaller

2019 yılında ise Covid salgınıyla birlikte ekonomik krizler çöküşlere dönüşmeye başladı. Her büyük krizin ardından, emperyalist kapitalist sistem sermaye birikim sürecinin kesintisiz büyümesini sağlamak ve krizleri fırsata çevirmek adına savaşlar, işgaller ve birçok enstrümanla adımlarını sıklaştırıp büyüttü. Özellikle 2008 sonrası Avrupa, iklim krizi gerekçesiyle başlatılmış olan iklim zirvelerinde ‘yenilenebilir enerji’ bağlamında baskın bir rol üstlenirken, kapitalizmin krizinin yeni birikim yolu olarak bu süreçler hızlandırılmıştı.

ABD, Avrupa’yı boşa düşürdü

Yenilenebilir enerji iddiasıyla dünyada enerji dönüşümünü başlatmak amacıyla ciddi adımlar atan Avrupa bu amaçla bu yılbaşından itibaren Avrupa’ya gelen ürünlere karbon vergisi getirerek Avrupa’ya ekonomik olarak bağımlı ülkelerde bu süreci baskıyla sürdürme peşine düştü. Ancak Glasgow’da ağırlığını iyice hissettiren karbon (petrol, doğalgaz vb) şirketleri Glasgow’dan sonra zirveleri zayıflatmayı başardı. En son Brezilya’da yapılan zirve ve ABD’nin zirveden tamamen çekildiğini açıklaması, Avrupa’yı adeta boşa düşürdü. Diğer yandan ABD, AB’nin Rusya’dan doğalgaz almasının da önüne geçmiş ve ABD’de büyük ekolojik yıkımlar yaratmış olan kaya gazından mamul LNG’yi Avrupa’ya satmaya başlamıştır.

Hedef Rusya mı AB mi?

ABD Başkanı Donald Trump önceki iktidarı döneminde, Kuzey Akım 2 projesi nedeniyle Almanya’nın Rus doğalgazına bağımlı olduğunu ve ‘tamamen Rusya tarafından kontrol edildiğini’ öne sürerek, Berlin’in Moskova’nın ‘esiri’ olduğunu iddia etmişti. Trump, dönemin Almanya Başbakanı olan Angela Merkel’e, “Rusya’dan korunmak istiyorsun ama Rus gazına milyarlar ödüyorsun, üstelik NATO’ya para vermiyorsun” ifadeleriyle baskı oluşturuyordu. Yapılan bu baskılar ABD eski Başkanı Biden eliyle de kesintisiz sürdürülürdü. Bu süreçte ABD’nin hem Rusya’yı hem de Avrupa’yı yoğun bir baskı altına almaya çalıştığı ise daha görünür olmaya başladı.

ABD, Avrupa’yı LNG’ye bağladı

Trans-Adriyatik Boru Hattı (TAP) projesi ile TürkAkım projelerini de ‘rakip boru hatları’ olarak niteleyen Trump, AB için ABD’den ve Katar’dan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatı amacıyla onlarca liman inşa edeceğini açıklamıştı. Trump ile AB Komisyonu eski Başkanı Jean Claude Juncker’in LNG’de ‘Sıfır gümrük vergisi’ uzlaşısına varıldığı görüşmede, LNG alımının artırılmasının kabul edildiği bildirilmişti. Hamburg, Dedeağaç ve Belçika kıyıları ile Avrupa’nın birçok noktasına FSRU tesisleri ve depolama alanları inşa etme süreçleri hızla sürdürüldü. Bugün ise Avrupa’nın doğalgaz ihtiyacının çok büyük bölümü LNG ithalatıyla sağlanmakta.

ABD planları işliyor

Yunanistan’ın kuzeyindeki Dedeağaç’ta yüzer LNG terminali (FSRU) kurulmuş ve terminalden Avrupa’ya yılda 6,1 milyar metreküp doğalgaz iletilirken, ABD ve Katar’dan taşınan LNG’nin Yunanistan-Bulgaristan Boru Hattı yolu ile Güneydoğu Avrupa’ya ulaştırılma süreci tamamlandı. Türkiye’de ise Saros Körfezi’nde kurulan FSRU tesisinin bu bağlamda inşa edilmesi ABD planlarının bir parçasıydı. ABD’nin amacı AB’yi tamamen kendisine bağlı bir yapı olarak yeniden ikame etmek isterken, geçtiğimiz günlerde AB’nin adeta NATO’ya alternatif bir güvenlik zirvesi toplamış olması, AB’nin ABD’nin baskısından kurtulma peşinde olduğunu gösterdi.

Sermaye yolunu Davos’ta çiziyor

Dünya büyük sermayesinin her yıl bir araya geldiği Dünya Ekonomi Forumu’nun düzenlendiği Davos toplantılarında, büyük sigorta şirketlerine hazırlatılan dünya risk raporları yer almakta. ‘Küresel Riskler 2021 Raporu’ndaki başlıklar, “Ekonomik, çevresel, jeopolitik, toplumsal ve teknolojik riskler” olarak belirlenmişti. Bu riskler içinde yer alan hedefler ise, “Olası halk isyanlarının önlenmesi, yeni bir düzenin inşa edilmesi, dördüncü sanayi devrimi çağında küresel bir mimarinin şekillendirilmesi, yeni modellerin inşa edildiği bir dünyanın yaratılması, Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da siyasi ve ekonomik dönüşümün doğru idare edilmesi” gibi başlıklar yer aldı.

İran, Irak ve Türkiye yakın hedef

Riskler raporunda yer alan, “Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da siyasi ve ekonomik dönüşümün doğru idare edilmesi” raporun ruhuna uygun olarak Avrupa’da yaşanırken, Ortadoğu’da ise kanlı bir süreç uygulamaya konmuş durumda. İsrail Gazze’de soykırım katliamları ile Gazze’ye çökerken, ardından İran’a savaş açmıştı. Sonrasında Suriye coğrafyasına adım atan İsrail bugün Suriye’nin belli bir bölgesine yerleşti. İran’a yönelik savaş tehditleri devam ederken, ABD’nin Rojava özerk bölgesinden alamadığı desteği IŞİD’çileri Irak’a taşıyarak oluşturma peşinde. Diğer yandan İran’a müdahale edileceği izlenimi verilirken, saldırı tehdidi ise Irak için büyümekte. ABD’nin bölgedeki hedefleri arasında son günlerde Irak öne çıkarken, İran ve Türkiye’ye yönelik planların da işletildiğini belirtmek gerekiyor.

Gözleri Fırat ve Dicle’de

ABD’nin bu saldırı planlarının arkasında Davos risk raporlarındaki uyarıların yer aldığını gözlemliyoruz. “Küresel bir mimarinin şekillendirilmesi, yeni modellerin inşa edildiği bir dünyanın yaratılması” hedefiyle hareket ettikleri öne çıkarken, korkuları ise “Olası halk isyanları ve bunun nasıl önlenebileceği” olduğu anlaşılıyor. Bu isyanları önlemek adına “Yeni bir düzenin inşa edilmesi” planı ortaya konmuş durumda. Nasıl bir dünya ve nasıl bir Ortadoğu istediklerinin cevabı ise Ortadoğu’yu bir yaşam alanı olmaktan çıkarmak ve bölgeyi sadece enerji üretim merkezi haline getirmek istediklerini görmemiz gerekiyor. Bu amaçla Kürt halkı üzerinden oyunlar kurmak isterlerken, gözleri Fırat ve Dicle sularında. Amed’in Bismil ilçe coğrafyasında 600 bin dekar alanın kaya petrolü için ABD’li Transatlantik Petrolium şirketine tahsis edilmesi, bölge için önemli bir fotoğrafı ortaya çıkarıyor.

Ovaköy ve G.Kıbrıs askıda

Türkiye’nin enerji ve madencilik faaliyetlerini Suudilerle ortak yürütme planları ilerlerken, Şırnak’ta Ova Köy sınır kapısı açılıp buradan başlayarak Bağdat’a, oradan da Suudi Arabistan’a kadar uzanacak bir yol inşası ve bu yolun hem ticari bir işlev görmesi hem de aynı zamanda İsrail’in doğalgazı dahil Körfez ülkeleri ve Suudilerin doğalgazı ve petrolünü boru hatları ile Avrupa’ya, Türkiye’deki suları da bölgeye taşıma hedefleri şimdilik askıya alınmış durumda. İsrail’in G. Kıbrıs ve oradan da Yunanistan’a denizden boru hatları ile doğalgaz taşıma planları ise yüksek maliyetler nedeniyle başlatılamazken, bu projeye sonradan ABD’nin onay vermemesi dikkat çekmişti.

Ortadoğu kaya petrolüne hazırlanıyor

ABD’nin doğalgaz ihracatçısı olması ise kaya gazı ile mümkün olurken, petrol sahalarının daralmasıyla birlikte konvensiyonel petrol yerine, kaya petrolü süreci ABD’de çoktan genişlemiş durumda. Ortadoğu’da konvensiyonel petrolün ömrü tükenirken, bunun yerini alacak olan şey kaya petrolü üretimi olacağını şimdiden söylemek gerekiyor. Bu üretim süreçlerinde çok ciddi oranda tatlı suya gereksinim olması ise gözlerin Fırat ve Dicle havzasında kurulan barajlar ve nehirlerde olduğunu gösteriyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Birleşmiş Milletler (BM) 79. Genel Kurulu’na katılmak için Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’a eşlik ederek, ABD’de nükleer, kaya petrolü ve doğalgaz anlaşmaları için temaslarında bulunduğu basına taşınmıştı.

ABD’li şirketler Türkiye’de

New York’ta 15. Türkiye Yatırım Konferansı bağlamında Türkiyeli ve ABD’li şirketlerin üst düzey yöneticileriyle yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirdi. ABD’li enerji tekellerinden biri olan ExxonMobil ile LNG alımı noktasında bir anlaşma imzalandı. Yeni yılla birlikte ExxonMobil ile Karadeniz’de doğalgaz araması yapılacağı öne çıkarken, Şubat ayında bu sürece Chevron’da eklendi. Geçtiğimiz günlerde ise İngiliz BP ile aynı bağlamda anlaşma yapıldı. Tüm bunlar yaşanırken Türkiye’nin de Avrupa gibi Rusya’dan doğalgaz alımını keserek tüm ihtiyacını ABD’den temin edeceği LNG ile çözme süreci yaşanmakta. Öte yandan Chevron doğalgaz ve petrol için Suriye’nin deniz sahalarını işletme amacıyla Suriye ile anlaşma yaparken, başka bir anlaşmayı da Ege’de doğalgaz arama amacıyla Yunanistan’la gerçekleştirdi.

Türkiye LNG’ye bağlandı

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) yıllık doğalgaz sektör raporundan derlediği verilere göre, Türkiye’nin 2023’te ithal ettiği 50,48 milyar metreküp doğalgazın yüzde 71,73’üne denk gelen 36,21 milyar metreküpü boru hatları aracılığıyla satın alındı. Geri kalan ve yüzde 28,27’ye denk gelen 14,27 milyar metreküplük kısım ise sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) olarak ABD ve Cezayir’den alındı. Türkiye’nin boru hattı ile yapılan doğalgaz ithalatında Rusya yüzde 44, Azerbaycan yüzde 20, İran ise yüzde 10’la yer almakta. Ancak gidişat Rusya’da doğalgaz alımının da 1-2 yıl içinde kesileceğini AB’nin Türkiye üzerinden aldığı doğalgazdan vazgeçmesiyle ortaya çıkarken, Türkiye’nin ABD ile yaptığı anlaşma ise bu durumu netleştiriyor.

Kutu: Rusya’dan doğalgaz alımı duracak

Türkiye’nin Rusya’dan Mavi Akım ve Türk Akım hatlarıyla yılda 22 milyar metreküp gaz alımına ilişkin sözleşmeleri ise sona yaklaşıyor. İran’ın 10 milyar metreküplük anlaşması 2026 ortasında biterken, Azerbaycan’la yapılan sözleşmeler ise 2030 ve 2033’e kadar geçerli. Bu süreçte Türkiye ABD ve Cezayir’den LNG ithalatını büyütmeye başladı. Türkiye Eylül’de ABD’li şirketlerle kaya gazından mamul LNG alımı için 43 milyar dolarlık anlaşma imzaladı. Yapılan bu anlaşmayla yıllık LNG ithalat alım kapasitesi 58 milyar metreküp ve bu Türkiye’nin toplam doğalgaz ihtiyacını karşılayacak düzeyde.

FSRU tesisleri artıyor

LNG ithalatı amacıyla Hatay’daki Dörtyol Yüzer Depolama ve Yeniden Gazlaştırma Ünitesi (FSRU) Tesisindeki kapasitenin artırarak iki katına çıkarılması ve ayrıca Antalya Gazipaşa-Anamur arasındaki bir lokasyonda yeni bir FSRU tesisi kurulma hazırlıkları sürüyor. İzmir, Tekirdağ ve Saros’da bulunan FSRU tesisleri ile Ertuğrul Gazi FSRU gemisi ile günlük 100 milyon m3 LNG’nin gazlaştırıldığı açıklanırken, yeni tesislerle bunu günlük 200 milyon m3’e çıkarılacağı duyuruldu. Halen yıllık 35 milyar m3 doğalgazın LNG’den karşılandığı ortaya çıkarken, kısa dönem içinde kapasitenin 73 milyar m3’e ulaştırılmak istendiği anlaşılabilmekte.

ABD ve AB, Türkiye’yi dışlıyor

Her yıl 58 milyar m3 doğalgazı ABD’den almak zorunda olan Türkiye, Cezayir’den ve Azerbaycan’dan alacağı doğalgazı ise Avrupa’ya satma hayalini sürdürüyor. Bunun ancak ABD onayıyla gerçekleşmesi mümkünken, Avrupa’nın Türkiye’yi hem ekonomik hem de siyasal süreçlerin dışına çıkarıyor olması dikkat çekici. Bunun en somut örneği, Hindistan’la 300 milyar dolarlık ve sıfır gümrük vergili çeşitli alımlar için yapılan anlaşma olurken, bu durum en büyük ihracatını Avrupa’ya yapan Türkiye’yi batırabilecek bir hamle.

Dikensiz gül bahçesi peşindeler

ABD’nin Türkiye’den yapılacak her türlü ithalata yüzde 25’lik vergi uygulayacak olması ise Türkiye’nin dört bir koldan abluka altına alındığına işaret ediyor. ABD’nin başını çektiği ülkeler, Ortadoğu ve K. Afrika’yı yeniden dizayn etmek isterlerken, halkları köle, doğal yaşamı ise zehirli ve yok edilmiş, kaotik bir geleceğe taşımak istemekteler. Halkların isyan etmesini engellemek amacıyla onları birbirine kırdırarak ön almaya çalışırlarken, enerji kaynaklarını ‘dikensiz gül bahçesi’ yaratıp alma peşindeler. Diğer yandan Türkiye’de süren barış görüşmelerinde ilk dönem biterken, metinde pek de hayırlı bir şey ortaya çıkmadı. AKP’nin bugüne kadar yaptıkları gelecekte yapacaklarının garantisidir. ABD çıkarıyla örtüşen ve yakında olabilecek seçimden yeniden güçlü çıkmak AKP ve MHP’nin başlıca hedefleri içindeyken, fazla umutlanmamak gerekir.

Ne yapmalı?

Emperyalist kapitalizmin Ortadoğu’da Davos öngörülerini hayata geçirdiği izlenirken, Ortadoğu coğrafyası ise su sorununun ve toprak kaybının can yakıcı sonuçlarını ilk yaşayacak olan coğrafyalardan birisidir. Özellikle Ortadoğu’nun iklim değişiminin sonuçlarını yakın bir gelecekte çok ağır yaşayacak olması, bugün bölgede süren emperyalist yağma ve talana acil bir cevap arayıp bulmamızı gerektirmektedir. Petrol, doğalgaz, kaya gazı, kaya petrolü nadir toprak elementleri madenciliği gibi kapitalist üretimin büyümesine hizmet edecek olan yağmaya karşı, suyun ve toprağın etrafında özgürce bir yaşam örgüsüne acil ihtiyaç olduğu bir gerçek.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Transatlantik yarık büyüyor mu?

Sonraki Haber

Sosyo Tarih Platformu yayına başladı

Sonraki Haber

Sosyo Tarih Platformu yayına başladı

SON HABERLER

Türkiye’de herkese dava: 58 milyon yetişkin nüfus, 45 milyon dosya

Yazar: Yeni Yaşam
11 Nisan 2026

Bolu Belediyesi Başkan Yardımcısı ve meclis üyesi tutuklandı

Yazar: Yeni Yaşam
11 Nisan 2026

Bir isyan tufanı Üveyş Ana

Yazar: Yeni Yaşam
11 Nisan 2026

1 Mayıs, hafıza ve Taksim

Yazar: Yeni Yaşam
11 Nisan 2026

Amaralı ‘yaman’ bir kadın: Biz oğlunu çok seviyoruz

Yazar: Yeni Yaşam
11 Nisan 2026

Direnişle 1 Mayıs’a!

Yazar: Yeni Yaşam
11 Nisan 2026

Dêrsim’in ve hafızanın izinde bir anlatı: Sabe

Yazar: Yeni Yaşam
11 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır