• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
26 Şubat 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

Nevzat Özgen 29 yıldır babasının akıbetini soruyor

26 Şubat 2026 Perşembe - 10:15
Kategori: Editörün Seçtikleri, Güncel

Nevzat Özgen, beyaz bir Toros ile 29 yıl önce kaçırılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan babası Fikri Özgen’in akıbetinin açıklanmasını, faillerinin bulunarak yargılanması için mücadele ediyor

Amed’in Pasûr (Kulp) ilçesinin Delît mahallesinden devlet baskısı tehditleri nedeniyle Amed merkeze yerleşen 73 yaşındaki Fikri Özgen’in JİTEM’in işlediği faili meçhul cinayetlerle özdeşleşen beyaz Toros araca bindirilip bir daha kendisinden haber alınmamasının üzerinden 34 yıl geçti. Ailesinin, her hafta kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) kayıpların bulunması ve faillerin yargılanması için düzenlediği eyleme katılarak akıbetini sorduğu Fikri Özgen, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin ardından yoğun baskılara ve gözaltılara maruz kalır. 3 kız 3 erkek çocuğu babası olan Fikri Özgen’in evi 3 kez devlet güçlerince yakılır, bir kez da bombalanır. Hizbullah tarafından gönderilen mektuplarla tehdit edilen aile, 1992’da Amed merkeze göç etmek zorunda kalır. Kürtlerin özgürlük mücadelesinden geri adım atmayan Fikri Özgen’in oğlu Ferdi Özgen’i (Amed Andok) 11 Mart, 1999’da çıkan bir çatışmada, oğlu Mefair Özgen’i (Kendal), 7 Ağustos 1992’de tutuklu bulunduğu İstanbul Sağmalcılar Cezaevi revirinde uğradığı işkenceler sonucu yitirir. Giderek ağırlaşan baskılar nedeniyle 27 Şubat 1997’de Amed’e yerleşen Özgen, ilaç almak için evden çıktıktan sonra ellerinde telsiz olan kişilerce beyaz Toros araçla kaçırıldı. O tarihten beri Özgen’den bir daha haber alınamadı.

‘68 kuşağından etkilendik’  

O dönem gözaltına alınan ve 13 yıl 5 ay cezaevinde tutulduktan sonra serbest bırakılan oğlu Nevzat Özgen, babasının akıbetinin açıklanmasını istedi. Yıllardır devam eden “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eylemlerine katılarak babasını akıbetini soran Nevzat Özgen, “Bizim mahallenin devrimci, solcu, 68 kuşağında etkilenen bir yanı var. Dolayısıyla 80’lerde darbenin oluşuyla birlikte akraba çevresinden de gözaltına alınan ve zindanda yatanlar oldu. Darbeden sonra Kürdistan’ın her yerinde olduğu gibi yaşadığımız Pasûr’da da büyük bir sessizlik oldu. Ama 84 atılımından sonra mücadelenin geliştiğini uzaktan uzağa duyuyorduk. Özellikle Botan’daki serhildanlarla birlikte, biz de etkileniyorduk. Benden büyük bir ağabeyim vardı, bir de ufak erkek kardeşim vardı. Ufak kardeşim Dicle Üniversitesi’nde öğrenciydi. 3 tanede ablam vardı ve evlenmişlerdi. Bu mücadele bir şekilde bizi de etkiliyordu. Önce Dicle Üniversitesi’nde okuyan kardeşim 1990’ın sonlarında gerilla saflarına katıldı. Akabinde ağabeyim de katılım yaptı. Böyle olunca bir anda kendimizi baskıların içinde gördük. Gözaltına alınmalara maruz kaldık. Ben o süreçte, 21-22 yaşlarındaydım” dedi.

‘Tehdit mektupları aldı’ 

Baskılarla beraber kendilerine Hizbulkontralar tarafından tehdit mektuplarının geldiğini söyleyen Nevzat Özgen, “Mektubun içeriğinde, ‘İşbirliği yaptığınız terör örgütü ile iletişiminizden haberimiz var. Yakında havaya uçurulacaksınız’ yazıyordu. O süreçte Halkın Emek Partisi (HEP) yeni kurulmuştu. Ben de mektubu alıp oraya gitmiştim. HEP İl Başkanı Hüseyin Turhallı, aynı mektubun kendilerine de geldiğini söyledi. Belli bir süre geçtikten sonra bir mektup daha geldi. Bu sefer Hizbulkontra değil, kontragerilla yazıyordu altında. O mektupta da, ‘İşbirliği yaptığınız terör örgütüyle ilişkilerinizi kesin. Kesmediğiniz takdirde havaya uçurulacaksınız’ diye. Tabii biz, bundan dolayı her ne kadar kendimizce tedbir almaya çalışsak da doğal olarak şehir merkezinde oturuyorsunuz ve çok fazla bir şey de yapamıyorsunuz. Eve baskınlar yapılmaya başlandı. Bazen eve gelmiyorum, kendimi kendimce korumaya çalışıyorum. Komşulara, akrabalara gidiyoruz vesaire. Ama biliyorum nerede görseler alacaklar. Nitekim 92’nin Haziran ayında gözaltına alındım. Ben alındıktan sonra Amed E Tipi Cezaevi’nde yaklaşık bir ay gözaltı süreci ve sonra cezaevi süreci başladı. O sürece tekabül eden bir olay yaşandı, İstanbul’da. Benim büyük ağabeyim kırsaldan İstanbul’a gitmişti. Ve orada bir eylem gerçekleşmişti ve bu eylemde yaralı yakalandı. Ben, bundan dolayı da anlatılması zor işkencelere maruz kaldım. Sadece biz değil, o süreçte gözaltına alınan herkes aynı şeyleri yaşadı. Elektrik mi dersiniz, Filistin askısı mı, çırılçıplak tazyikli su mu, cam üstünde yürütme mi, dışarıya götürüp kuş silah sıkma mı dersiniz? Bunların hepsi bir şekilde yaşandı. Hatta o süreçte bıyıklarım vardı, 1 aylık gözaltı sürecinden sonra cezaevine geldiğimde bıyıklarımın yarısı yoktu. Bir de gözümden darbe almıştım. Uzun süre tedavi de gördüm” ifadelerini kullandı.

Evleri yıkıldı, göçe zorlandılar 

Kendisi cezaevindeyken yaşlı anne ve babasının yalnız kaldığını ve çok kez evlerinin yakıldığını, bombalandığını aktaran Nevzat Özgen, “Evimiz yakıldıktan ve bombalandıktan sonra 92’nin sonbaharında, annem ve babam da bir şekilde Pasûr’dan çıktılar. Hatta normal yollarla da çıkmıyorlar, babama yardımcı olan insanlar oluyor. Önce Farqîn’e (Silvan) gidiyorlar. Farqîn üzeri Amed’e geliyorlar. Tabii bu süreçte onlarda çok zorlanıyorlar. Ben Haziran’da yakalanmıştım. Temmuz’da cezaevine gittim. Ağabeyim de 7 Ağustos’ta şehit düştü. Ağabeyimin şehit düşmesinin sebebi yaralı yakalandığı zaman yapılan işkencelerdi. Dipçiklerle vurdukları için bağırsakları kopmuştu. Yoksa kurşun yarasıyla olabilecek bir şey değildi. Bütün bunlar onları çok olumsuz etkiledi. Babam çok naif bir insandı. Duygusal, barışçıl, hümanist, sorunların çözümüne odaklı bir insandı. Hem tanınması hem bu özelliklerinden dolayı biraz çevrede saygın bir konumu vardı. Bu olaylarla birlikte biraz yalnız kaldı. Bu süreçte tehlikenin kendisine doğru geldiğini de hissediyordu. Bu süreçte de her hafta görüşüme gelmeyi ihmal etmezdi” diye konuştu.

‘Babamı götürenler devlet memuruydu’  

Aileye yönelik baskılar devam ederken babası Fikri Özgen’in 27 Şubat 1997’de kaçırıldığını söyleyen Nevzat Özgen, “Babam eczaneye kendine ilaç almaya çıkıyor. O sırada dört kişi babamı sivil bir araca bindirip kaçırıyor. Biz babamı götürenlerin devlet adamları olduğunu biliyorduk. Ama devlet hiçbir zaman bunu üstlenmeyecek. O gün bugün annem, ablalarım ve akrabalarım gerekli mecralara başvuruyorlar. Cumhuriyet Başsavcılığına, Alay Komutanlığına, o günkü DGM’ye, emniyete, bütün kurumlara başvuruluyor. Hatta orada esnaflar var. Esnaflar arabanın plaka numarasını alıyorlar. Sonra o plaka numarasının sahte olduğu ve bir kamyona ait olduğu ortaya çıktı. Bu olay beyaz Toroslar dediğimiz döneme denk geliyor. O günden bugüne kendisinden bir daha haber alamadık. Davayı AİHM’e de götürdük. Dava 2004-2005 yılında sonuçlandı ve Türkiye mahkum oldu. Türkiye mahkum oldu, ama bir insanın dosyası daha tozlu raflara kaldırıldı” şeklinde konuştu.

‘Cezaevindeki haberlerden öğrendim’  

Babasının faili meçhule gittiği haberini cezaevine gelen günlük gazeteyi okuyarak öğrendiğini söyleyen Nevzat Özgen, “Sonra da aileler ziyarete geldi. Her ölüm erkendir ve bağrında bir şoku, bir kabullenmeyi getirir. Biz bunların durmayacağını bir şekilde üzerimize geleceklerini biliyorduk. Bunun nedeni de bizi teslim almaya yönelikti. Babamın şahsında hem kendi çocuklarına hem de bölgedeki insanlara bir mesaj vermeyi barındırdığını biliyordum. Babamı kaçırdıkları süreçte küçük kardeşim hala gerilla saflarındaydı. Duyduğumuz kadarıyla o süreçte kardeşimle telsiz üzerinden iletişime geçip, ‘Babanız elimizde, gelin teslim olun’ şeklinde çağrıda buluyorlar. Kardeşim de, ‘İsterseniz bir annem kalmış gidip onu da götürebilirsiniz’ biçimde bir cevabı oluyor. Kardeşimi böyle teslim almayınca babamı götürüp kaybettiler. Siz savaşıyorsanız, öleceğinizi zaten biliyorsunuz. Ama yaşlı bir insanın, çocukları katılım yapmış diye götürüp infaz etmek kabul ettiğim bir şey değildi. Bu, biraz içeride olmanın ve bir şey yapamamanın da beraberinde getirdiği bir durum olunca benim için zorlayıcı oldu. Babam böyle bir ölümü hak etmemişti. Ölüm onun çok uzağındaydı. Sevgi dolu bir insandı” diye belirtti.

‘Sıra devlette’ 

AKP iktidara geldikten sonra kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları ile Meclis’e gittiklerini söyleyen Nevzat Özgen, “O zaman MHP’nin haricinde diğer partilerle bir görüşme de ayarlanmıştı. Bir kitapçık da hazırlamıştık ve Meclis’e sunduk. Fakat bir şey çıkmadı ve öylece kaldı. Sonuç itibariyle üzerinden yıllar geçti, nice ateşkesler yaşandı. En son geldik 27 Şubat Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısına. Bu yeni bir süreç yeni bir kapıyı aralıyor. Ben şahsen bu çağrıyı çok olumlu, çok yerinde görüyorum. Çağrı yalnız başına yeten bir olay değil. Savaşın olduğu yerde ölme, öldürme var. Düşman kavramı var, karşılıklı birbirini yok etme var. Ama barışın gündeme geldiği yerde ellerin tetikten çekilmesi gerekiyor. Bir yıla yakındır nispeten bu gerçekleşiyor. Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla birlikte PKK kongresini toplayıp kendini feshetti. Dolayısıyla birinci aşama bitti. Tarafların ikinci aşamaya geçilmesi gerekir. PKK öngörülü bir şekilde yaklaştı, şimdi sıra devlette” dedi.

2006 yılında kayıplar kurultayının kurulduğunu ve kendisinin de orda yer aldığını belirten Nevzat Özgen, “17 bin faili meçhulün yaşandığı bu coğrafyada, hiç kimsenin yargılanmadığı, bundan dolayı mahkum olmadığı açık veriler, deliller ortadayken insanların aklandığını gördük, okuduk, duyduk, dosyaladık” dedi.

‘Babamın faili Ankara’da geziyor’

“Şimdi babamın faili Ankara’da geziyor. Bunu ben söylemiyorum, Abdülkadir Aygan, Abdulhakim Güven söylüyor” diyen Nevzat Özgen şöyle devam etti: “Mesele şahıslar da değil, bireyler de değil. Bir bireyin katledilişi de değil. Biz 17 bin faili meçhulden söz ediyoruz. Atilla diye bir korgeneral vardı. Diyor ki ‘Bu bir devlet politikasıydı.’ Dolayısıyla devlet talimat vermeden, devlet bunu politika haline getirmeden askeri hiyerarşi açısından hiç kimse bunu gerçekleştiremez. Dolayısıyla bunların yargılanması ve kovuşturmaya tabi tutulması gerekiyor. İkincisi boşaltılan köyler var. Evleri yakılmış bu insanların kendi köylerine dönmesi gerekiyor. Köye dönüş projesi olmalı. İçeride olan binlerce tutsak var. Antiterör diye bir yasa var. Antiterör yasası başlı başına problemlidir. Hasta hükümlüler var. Bunlara yönelik bir yaklaşım olmadan siz toplumu ikna edemezsiniz.”

‘Değişim kaçınılmaz’ 

Yürütülen süreçte atılması gereken adımlara işaret eden nevzat Nevzat Özgen, “Eğer demokratik bir toplumdan, demokratik barıştan, müzakerelerden, entegrasyondan söz ediliyorsa bu karşılıklı güçler kendilerini gözden geçirmeli. Değişim kaçınılmaz. Dolayısıyla Kürtlerin kendini örgütleme, siyaset yapma, kendi kültürünü yaşatma, kendi kimliğini kullanma, yerelde kendini yönetme yasaları oluşturulmalı. Onun için bu yasal düzenlemeler acilen yapılması gerekiyor. Özellikle bu işi yapabilecek, bu riski göze alabilecek, her yönüyle bu işin ütesinden gelebilecek Sayın Öcalan’ın koşulları bir şekilde değiştirilmeli ve kapılar açılmalı” dedi.

Haber: Heval Önkol / MA 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

‘Kadınsız temsil ve kadın ordusu olmayan bir Rojava mümkün değil’

Sonraki Haber

Gazeteci Abdurrahman Gök’ün yurt dışı çıkış yasağı kaldırıldı

Sonraki Haber

Gazeteci Abdurrahman Gök’ün yurt dışı çıkış yasağı kaldırıldı

SON HABERLER

Irak Direniş Cephesi, ABD’nin açıklamalarına tepki gösterdi

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

Kürtçe Shakespeare sahnede

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

Lazzarato’nun ‘Devrimi Hatırlıyor musunuz?’ kitabı yayımlandı

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

Cizîr’de Berivan Kutlu Kadın Dayanışma Merkezi açılıyor

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

Kobanê’de kuşatma sürüyor, okullar kapalı: 72 bin öğrenci eğitimden mahrum

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

Küba’ya sürat teknesiyle sızma girişimi engellendi: 4 kişi öldü

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

Öcalan’ın Kürt ulusal birliğine ilişkin yoğun çabaları

Yazar: Yeni Yaşam
26 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır