Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum çağrısında bahsettiği önemli hususların başında Kürtlerin entegrasyonu geliyordu. Öcalan, bunun için ‘Özgürlük Yasaları’nın hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyordu
Burada Abdullah Öcalan’ın çokça üzerinde durduğu bütüncül hukuk devreye giriyor: ‘Hukuk en önemli boyut. Demokratik siyaset de önemli ama hukuk daha geniş yer kaplıyor. Demokratik ulus çözümü diyoruz. Ama hukukun olması lazım’
Serdar Altan
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 27 Şubat 2025’te “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısıyla bir devrin kapandığını salık veriyordu. Bu aynı zamanda Kürtlerin Ortadoğu’da bir halk olarak nasıl varlıklarını sürdüreceklerine dönük bir statüye çağrı belgesiydi. Daha sonra hazırladığı Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’yla da bu statü arayışının taşlarını döşüyordu. Kürtler tüm dünyada neredeyse 60 milyona dayanan nüfusuyla bir halktır ve bu halkın hakları vardır. Mevcut dünya düzeni, kapitalizmin geldiği aşama, ulus-devlet çıkmazı, ulusların içine girdiği kaos ve darboğaz yeni yol ve yöntemlerin hayata geçirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Bu açmazı aşmak elbette ki önemliydi. Özellikle de son iki yüz yıldır statüsüz bırakılan ve son yüz yılı aşkın süredir isyanlarla bu arayışını sürdüren Kürtler, bu dünyanın neresinde yer alacaktı? Diliyle, kimliğiyle, kültürüyle ve temel insani haklarıyla Kürtler kendisini nasıl var edecekti? En önemlisi de Kürtler bir yüzyıl daha statüsüz kalabilecek miydi? Dünyayı yeniden şekillendiren hegemon güçlerin Ortadoğu’da bunca paylaşım hesapları yaptığı bir ortamda Kürtler kendilerine nasıl bir yer edinecekti?
Tüm bu sorular elbette ki yakıcı sorular. İşte Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın önderlik rolü burada kendisini daha belirgin hale getiriyor. Başından beri bir arayış içerisinde olan Öcalan yeni süreçte daha esnek bir formülasyonla Kürt sorunun çözümünü ortaya koyuyor ve bunu heyete söylediği, “Benim en büyük gücüm kavram setim ve alternatifli çözüm yöntemimdir” sözüyle tanımlıyor.
Dosya serimizin bu bölümünde Abdullah Öcalan’ın çözümü sağlamak için geliştirdiği demokratik entegrasyon ve özgürlük yasaları konusunu ele alacağız. Öcalan’ın bu konuda Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda yaptığı tarif ve İmralı görüşmelerinde anlattıklarını etraflıca aktarmaya çalışacağız.
Entegrasyonu anlamak
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, yeni mücadele hattını “demokratik toplum” ve “demokratik sosyalizm” üzerine kurgulayıp, komünal toplumla formüle ederken, Kürt meselesinin çözümünü de “demokratik entegrasyon” üzerinden ifade ediyor. Demokratik entegrasyon sadece soyut bir kavram değildir, bu Öcalan’ın düşüncelerinin çözüme odaklı somutlaşmış halidir. Bu kapsamlı çalışma Öcalan’ın hazırladığı Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda “Ortadoğu’da Kürt Sorunu ve Demokratik Entegrasyon Çözümü” başlığı altında yoğunca işleniyor. Tabii Öcalan Entegrasyonu sadece Türkiye ile barışacak olan Kuzey Kürtleri için öngörmüyor, aynı zamanda dört parça Kürdistan için ayrı ayrı formüle ediyor. Bölüm başında, “Entegrasyon önemlidir. Çünkü birlikte yaşanılacak ulus devletlerle bağı ifade eder. Kürdistan ile doğrudan ilgili dört ulus devlet var. Dört devletle entegrasyona dayalı bir yaklaşımla bütünleşeceğiz” diyen Öcalan bu hususu şöyle açıklıyor: “Kürtlerin komşu olan dört devlet ile de çatışmaları var ve bu durum hala devam ediyor. Tam bir ateşkes bile sağlanabilmiş değil. Olduğu gibi devam ediyor. Her ne kadar Suriye ile sekiz maddelik ittifak belgesi, Irak ile belli bir federasyon merkezli anlaşma, İran ile bir ateşkes, hatta Türkiye ile de benzer birtakım görüşmeler varsa da bunlar henüz resmiyet kazanmış değil; müzakere denilen bir anlaşma aşamasına ulaşılmış değil. Bunları böyle bir aşamaya getirmek gerekiyor.”
Öcalan, bu formülasyondan yola çıkarak da öncelikle demokratik entegrasyonu tarif ediyor: “Pratik program dediğimiz şeyin diğer adı demokratik toplumdur, sosyal hedef de demokratik toplumun inşasıdır. ‘Pratik program’ eşittir ‘demokratik toplumdur.’ Entegrasyon, demokratik toplumun, ulus devletle birliğini ifade eder. En doğru tanımı budur. Toplum kendini bir devlet olarak örgütleyip, diğer devlete bağlamıyor. Kendini demokratik toplum olarak, demokratik cumhuriyete entegre ediyor. Entegrasyon aynı zamanda eşitliği de içerir. Demokratik müzakere ile tesis edilir. Entegrasyon demokratik müzakereyi zorunlu kılar. Demokratik müzakere, demokratik toplum ile ulus devletin bütünleşmesini sağlar.”
Entegrasyon asimilasyonun tersidir
Entegrasyonu asimilasyonun karşıtı, panzehri olarak görüyor Öcalan. Bugüne kadar yürütülen asimilasyon politikalarıydı, Kürdü yok etme politikalarıydı. Bundan sonra bu sona erecek, Kürt artık asimilasyon ve imha politikalarıyla yok edilmeyecek. Bunun somutlaşmış hali entegrasyon olacak. Manifestoda şöyle aktarıyor Öcalan: “Ulus devlet şu an asimilasyon uyguluyor. Bazıları entegrasyonu asimilasyon olarak anlamak isteyebilir, ama biz de tam tersine asimilasyona karşı direneceğiz. Entegrasyon, asimilasyonun tersidir. Demokratik müzakereyi gerektirir, başka türlü olmaz. ‘Devlet güçlüdür, devlet her şeyi dayatır, baskıyla uygular’ yaklaşımı kabul edilemez. Bütün bunlar faşist yaklaşımlardır. Hepsi reddedilmek durumundadır. Yapılması gereken demokratik müzakere ile demokratik toplumun ulus devlete entegrasyonudur.”
Manifestonun devamında Öcalan, uzun uzun sorunun kaynakları ve çözüm yollarına odaklanıyor ve bu konuda neler yapılması gerektiğini ısrarla vurguluyor.
Entegrasyon stratejiktir
Bu konunun benzer şekilde İmralı’da DEM Parti heyetiyle yaptığı görüşmelerde de çokça gündeme geldiğini görebiliyoruz. Daha 2025’in Mayıs ayındaki bir görüşmede, henüz işin başındayken Öcalan, bu hususu ne kadar önemsediğini şu sözlerle açıklıyor: “Şunu söyleyeyim, bu önemli. Balkanların iç savaş aşamalarının sebebi partisel hesaplardı. Parti savaşlarıydı, biz bu dönemde buna izin vermeyeceğiz. Bu insanlar nasıl entegre edilecek, bunları tartışacağız. Yetkililere dedim ki ‘Ben sosyalist bir kişiliğim devlet istemiyorum ama Kürtlerden de vazgeçmiyorum.’ Bunu burada da belirteyim. Demokratik topluluklar dedim ben. Bunun formülü Cumhuriyet temellidir. Bu anlayışla kendi vatandaşı ile temas kurar, ilişki kurar. Kürtlerle de bu temelde bütünleşir.”
Öcalan, bu durumun gerekçelerini de ortaya koyuyor ve bunun zemininin oluşması için arayışlarını sürdürüyor. Odaklandığı özellikle silah bırakmış örgütün topluma entegrasyonu konusunu Haziran ayındaki bir görüşmede şöyle ifade ediyor: “Pozitif devrim aşaması silah gerektirmiyor daha da bu kadar insanımız var, köyler boşaltılmış, Avrupa’da Ortadoğu’da bir sürü insan var, bunlar tabii ki evlerine özgürce dönmek zorundalar. Bu yüzden entegrasyon diyorum. Tabii örgüt de gerekli, bunlar demokratik bir yaşama dahil olacak. Halkın demokratik örgütleri ile buluşacaklar. Bunu öne süreceğiz. […] Entegrasyon olmadan yaşam zemini olmaz. Dağdakilerin şimdi demokratik yaşama katılsalar farklı bir iklim olur. Bu yüzden diyorum; entegrasyon önemli bu bir programdır, stratejidir. […] Buna özgün bir yasa olmalı, dağdakilerin önüne de bu entegrasyonu koyuyorum.”
Pozitif devrim ve inşa
Elbette nasıl bir entegrasyon olacağı hususu çokça tartışılan mevzuların başında geliyor. Abdullah Öcalan bunun zeminini “özgürlük yasaları” ile temellendiriyor. Haziran ayının başka bir görüşmesinde Öcalan, şu önemli belirlemeyi yapıyor: “Kuzey, Suriye, İran, yurtdışı, hepsinin toplamında büyük bir kütleyiz. Ancak entegrasyon sorunumuz var. 100.000 insan kaybı oldu deniliyor. Bu temelde gönlü kırılmış, yaşamı kırılmış, incinmiş bir toplum var. Negatif devrimin yok ettiğini pozitif devrimle inşa edeceğiz. Bu Cumhuriyet’e güç katmak için geliyoruz diyecekler ve buna demokratik toplum entegrasyonu diyeceksiniz, çağrıyı da böyle yapacaklar. Bu tek başına Kürtlerin değil Türkmenlerin de diğer hakların Irak, İran Kürtlerinin de entegrasyonudur. Türkiye’de barış Ortadoğu’da barıştır, Türkiye’de demokrasi Ortadoğu demokrasidir denilmeli. […] Bundan kaynaklı demokratik entegrasyon ve özgürlük yasalarına ihtiyaç var. Bunu böyle tanımlayıp, böyle diyeceğiz. […] Özgürlük yasaları gerekecek. Öbür türlü şunu söyleyecekler; mevzilerden çıkınca bizi vuracaklar, adım atsak ağır müebbetlik durumlar var, tüm bunların düzenlenmemesi durumunda ağır bir yasal engel var. Bundan kaynaklı demokratik entegrasyon ve özgürlük yasalarına ihtiyaç var. Bunu böyle tanımlayıp, böyle diyeceğiz.”
Silan yerine siyaset
Abdullah Öcalan Temmuz ayında heyet ile gerçekleştirdiği bir görüşmede de bu yasaların neden önemli olduğunu şöyle vurguluyor: “Öcalan’ın dediği şu: Asimilasyon ve ulus-devletçilik yoksa ne var? Demokratik toplum ve demokratik entegrasyon. Dağdakiler inecek, yüz binlerce kişi var, yurt dışına çıkmışlar, mülteci olmuşlar, devletten kopmuş, vatansız ve hukuken yasaklı hale getirilmiş. Bunların devletle bütünleşme sorunları var. […] Binlerce suç dosyamız var. Besê işte, başını çekiyor şimdi, bütün savaşı yürütenlerin beynidir, ruhudur o. O bu kararı vermişse eşittir yüzde 70’i gelecek. […] Özgürlük yasaları ve demokratik entegrasyon yasaları kalmıştır geriye. […] Özgürlük ve demokratik entegrasyon yasalarına destek verilirse hem Türkiye’nin hem demokratik siyasetin önü açılır ve bu şekilde demokratik seçimlere gidilir. […] Özgürlük yasaları diyorum ben. İki kategoride söylüyorum: Demokratik entegrasyon yasaları ve özgürlük yasaları. Bunlar neyin yerine? Silahların yerine. Bahçeli de bunun farkında sürecin başından beri. Bize teşekkür etti, komisyon önerilerini hazırladı.”
Üç temel yasa önerisi
Öcalan, bunları söyledikten sonra demokratik entegrasyon ve özgürlük yasalarını üç temel yasa önerisiyle formüle ediyor. Temmuz ayındaki başka bir görüşmede bu formülasyonu şöyle açıklıyor: “Demokratik toplum yasası, özgür yurttaş yasası ve genişletilmiş yerel yönetim yasası. Bunlar bütün Türkiye içindir. Bölücülük içinde hiç yok. Demokratik entegrasyon bu üç yasayla sağlanabilir. Demokratik cumhuriyet işte. Cumhuriyetin demokrasiyle taçlandırılması bu.”
Aynı görüşmede Öcalan, bu üç yasa önerisini daha genişletilmiş haliyle şöyle açıklıyor: “Birincisi, özgür yurttaş yasası… Çıkarılacak yasa sadece PKK ile ilgili mi olacak, genel şiddet kapsamını genel tutan bir şey mi olacak, anti-terör diyorlar ya. Koçgiri’de de böyle bir yasa çıkıyor. Bir de İstiklal mahkemeleri meselesi var. Komisyonla bağlantılı farklı bir mahkeme türü çıkması gerekecek. İstiklal mahkemeleri gibi değil ama. Sadece dağdaki değil de sadece Avrupa’dakiler de değil, Kürtleri ve diğer farklı kesimleri cumhuriyetle yeniden bütünleştirecek bir yasa.
-İkincisi; yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yasası. AKP’nin ilk programında bu vardı. İmamoğlu da yerel yönetimlerin güçlendirilmesi diyor. İkisinde de karşıtlık yok. AB ile yeniden masaya da oturuyorlar. Bunun da gereği olarak Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı uygulama, Türkiye’nin şerhleri var sanırım, bunları kaldırma veya onu günün koşullarına uyarlanacak, genişleyecek hale getirmek gerekiyor.
-Üçüncüsü; demokratik toplum yasası diyoruz. Türkiye’nin dernekler, kooperatifler yasası var ama hepsine genel bir ad vermek gerek. Sivil toplumu hem geliştirmek hem savunmak gerek. Demokratik toplum dediğimde bu demokratik toplumun sivil bir toplum olarak yasaya kavuşturulması gerek. Demokratik toplumu kesin tanımlamak ve haklarının neler olacağını belirlemek gerek. Demokratik toplum yasası, özgür yurttaş yasası ve genişletilmiş yerel yönetim yasası. Bunlar bütün Türkiye içindir.”
Kuzey Kıbrıs örneği
Öcalan tüm bu tezleri ortaya koyarken, daha iyi anlaşılması açısından dünya örnekleriyle tezlerini güçlendiriyor. Ağustos ayında heyet ile yaptığı bir görüşmede özellikle Kıbrıs örneğini vermesi dikkat çekiyor: “Biz devlete ve Cumhuriyet’e rağmen iş yapmıyoruz. Kürtleri Cumhuriyetleştiriyoruz, Cumhuriyeti de Kürtleştiriyoruz. Buna dair birçok örnek verebilirim. Mesela Anglo örneği var; Rönesans’a öncülük ettiler. Yine İskoçlar var, Londra Belediyesi üzerinden yönetime katılıyorlar. Kendilerini böyle geliştiriyorlar; peki biz neden yapmayalım? […] Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasında entegrasyon nasıl yapılmışsa buna göre bir model diyorum. Çok mu zor bunu söylemek bu kadar rahat ve bu kadar önemli bir şeyden bahsediyorum. Hem Rojava hem de Kuzey Irak ile Türkiye öyle bir ilişki geliştirebilir. Şimdi dönüp diyorlar ki Kürtler üç dört tane devlet kursun. Evet biliyorum bazı Kürtler bana kızacak ama ben bunları değerlendirdim, demokratik yapılar dedim. Bundan dolayı devlet zeminini reddettim.”
Bütüncül hukuk
Aynı görüşmede Öcalan, “Yaklaşık 60 milyonluk bir Kürt kitlesini, şimdi bu ikinci cümlem sarsıcı olacak, Kürtler Ortadoğu’da ya kendi devletlerini kuracaklar ya da bir devlete bağlanacaklar” diyerek, aslında Kürtlerin artık statüsüz bir yaşamı kabul etmeyeceklerinin altını kalın bir çizgiyle çiziyor.
Burada elbette Abdullah Öcalan’ın çokça üzerinde durduğu bütüncül hukuk devreye giriyor. “Hukuk en önemli boyut. Demokratik siyaset de önemli ama hukuk daha geniş yer kaplıyor. Kürtlerin hukuku olmalı, sen Kürdün hakkını vermezsen Kürtler ne yapacak. 60 milyon Kürt var. 4 parçaya bölünmüş. Demokratik ulus çözümü diyoruz. Ama hukukun olması lazım, demokratik siyaset dedik. Demokratik cumhuriyet, cumhuriyetin demokratikleşmesi diyoruz.”
Peki Abdullah Öcalan, ‘bütüncül hukuk’ derken neyi kastediyor? Manifestoda bu konuya yer verdiği gibi heyetle yaptığı görüşmelerde de bu konunun üzerinde etraflıca duruyor. 2026’nın Ocak ve Şubat aylarına geldiğimizde bu konuda daha yoğun çalıştığı görülüyor. Dosya serimizin sonraki bölümünde bunu daha ayrıntılı ele alacağız.
Yarın:
- Öcalan’ın anlatımıyla ‘Özgürlük Yasaları’
- Silahlı mücadeleye son veren örgüt üyelerinin katılımı
- Öcalan nasıl bir yerel ve idari hukuktan bahsediyor?
- Bütüncül hukuk ne anlama geliyor?
- Öcalan ‘pozitif entegrasyon’la ne amaçlıyor?









