tarih öğretici ama her tarihsel anlatı farklı bakış açılarıyla üretildiği için şüpheyle yaklaşmakta yarar var. bir tarihsel âna şahit olmak ise biraz farklı.
başka bir ülkede olanları medyanın süzgecinden geçtiği haliyle takip edebildiğimizin farkında olarak yazacağım. iran devrimi’ne şahit olan kuşaktanım. ama sadece ona değil, öncesindeki şah rejimine de.
ingiltere’nin desteğiyle önce başbakan, iki yıl sonra, 1925’te, pehlevi hanedanlığını kurup şah olarak başına geçen rıza pehlevi her türden muhalefeti bastırmış, azerbeycan gibi, yarı özerk konumu olan bölgelerin özerkliğini kaldırmış, farsça dışındaki dilleri yasaklamış, ulemanın devlet üzerindeki etkisini sınırlamış. ikinci dünya savaşı’nda nazi almanya’sına yaklaşmış, ingiltere ve sscb tarafından, bu gerekçe gösterilerek tahtı, henüz 22 yaşındaki oğlu muhammed rıza pehlevi’ye devretmeye zorlanmış; yani bugünlerde karşımıza sık sık çıkan rıza pehlevi’nin babasına. o da islam devrimiyle tahtını kaybedip servetinin önemli bir kısmı ve ailesiyle ülkesini terk etti.
iran ve pehlevi hanedanlığının yakın tarihini anlatmayacağım ama birkaç ana hattı anmak istiyorum. bunlardan ilki, baba pehlevi’yle başlayan ve kemalizme çok benzer bir sekülerizm politikası; örneğin başörtüsü yasağı ki batılılaşma projesinin bir parçası. nitekim 1970’li yıllarda tahran’ı ziyaret eden batılılar herhangi bir avrupa başkentinden farkı olmadığını yazmış. oğul pehlevi döneminin ikinci önemli çizgisi, abd ile kurulan ittifak ilişkisi. bu dönemin bir başka belirleyeni hanedanın ve çevresinin lüks ve sefahat hayatının yanında halkın çektiği yoksulluk ve muhalif güçlere yapılan korkunç baskılar. cia desteğiyle kurulan istihbarat teşkilatı savak’ın işkenceleri altında aklını kaçıranlar, işkenceden ve işkence altında istihbarata bilgi vermekten kaçınmak için yanında siyanürle gezen komünistler var.
bu, bana bir devletin el değiştirmesiyle, yönetme araçlarının değişmediğini düşündürüyor. çünkü hemen ardından 1979’da gerçekleşen islam devrimi de baskı konusunda şah döneminden aşağı kalmadı.
yeni rejim abd karşıtıydı, şeriatçıydı, bir sosyal devlet kurdu; halkın rızasını kazanmasında bu sosyal devlet politikalarının, ve zora dayanan sekülerleşmeye karşı tepkilerin örgütlenmesinin etkili olması mümkündür.
ya bugün?
iran’da otokratik neoliberal bir rejim var. bunu yazmayı bile zül addediyorum; bir ülkeye bombalar yağdırarak rejimi değiştirilemez. abd’nin tek kutuplu dünya düzeninin iran’la derdi, başta petrol olmak üzere kaynaklar, nato ve israil karşıtı pozisyonu. israil, rejimin önemli liderlerine suikastlar düzenleyebilir. tarık ali x’te iran’da yaşayan bir yakınına dayanarak muhalefetin de önemli liderlerinin hedef alındığını söylüyor. bu tür nokta atışı cinayetler israil’in filistin’de sık sık başvurduğu bir yöntem.
diğer yandan, yakın zamana kadar varlığını bile unuttuğumuz, en fazla avrupa sosyetesine dair magazin haberlerinde adı geçen rıza pehlevi’nin yani zamanında farsça dışında her dili yasaklamış olan bir hanedanın devamı olduğunu söyleyen bir adamın iktidara getirilmeyi çalışıldığına dair çok alamet var. geçtiğimiz aylarda iran’da gerçekleşen gösterilerde, onun yönetimini asla benimsemeyeceklerini ifade edenler oldu. iran halkının yıllarca ambargoyla kendilerini yoksullaştırmış abd’yi kurtarıcı değil düşman olarak gördüğüne dair de çok alamet var. daha ilk günden onlarca çocuğun canını alan bir saldırıdan olumlu bir sonuç alınamaz.
abd-siyonizm saldırılarına karşı iran halkının yanında olmak sadece bir vicdan meselesi değil, aynı zamanda bölgedeki tüm halkların kendi kaderlerini tayin etmelerinin de bir aracı. unutmayalım, bir halkla dayanışmak onu yöneten rejimle dayanışmak anlamına gelmez ve iran halkı ben bunu yazarken ve muhtemelen siz bunu okurken bombalanıyor olacak.









