• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
3 Mart 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Münih’de Rojava yönetimi için yeni bir dönemin kapıları aralanmıştır

3 Mart 2026 Salı - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet, Söyleşi

Münih Güvenlik Konferansı’nı izleyen DEM Parti Amed Milletvekili Ceylan Akça: 

  • Diğer bir deyişle, sahada varlıkları askeri ve siyasi olarak çok büyük farklar yaratan ve bölgesel denge değiştiren Rojava’nın resmi temsili, konferans organizatörleri ve katılımcıları için dışlanamayacak kadar elzemdi
  • Sahadaki aktif savaşın ve sıcak çatışmaların geldiği durağan pozisyon düşünüldüğünde, artık çok daha çetrefilli, derin stratejik hesaplar yapmayı ve hassas adımlar atmayı gerektiren yeni bir diplomatik hamle döneminin kaçınılmaz olduğu apaçık ortadadır
  • Avrupa’nın bağımsızlık yönündeki bu adımları aslında konferanstan çok önce atılmaya başlanmıştı; konferans sadece bu stratejilerin kapalı kapılar ardından çıkıp mikrofonlar önünde çok daha açık, çok daha yüksek sesle konuşulduğu bir teyit platformu oldu

Hüseyin Kalkan

Bu yıl Münih Güvenlik Konferansı en tartışmalı oturumlarından birini gerçekleştirdi. Rojava heyetinin katılması ve gerçekleştirdiği diplomatik temaslar ses getirdi. Konferansa katılan DEM Parti Amed Milletvekili Ceylan Akça, Rojava heyetinin konferansa katılması ve gerçekleştirdiği önemli diplomatik temasların Kürt siyaseti için yeni alanlar açtığını söylüyor. Akça ile Münih Güvenlik Konferansı’nı ve Kürt diplomasisinin yeni ufuklarını konuştuk.

  • Mazlum Ebdî ve Îlham Ehmed’in hem Rojava heyeti olarak hem de Suriye heyeti içinde Münih Konferansı’nda gerçekleştirdiği görüşmeleri nasıl yorumlamalıyız?

Münih Güvenlik Konferansı’na deyim yerindeyse çıkarma yapan Kürt siyasi ve askeri temsilcilerinin varlığı üç farklı ve oldukça stratejik açıdan okunabilir. Birincisi; tekrar hizalanan küresel güçler evreninde, devlet dışı aktörlerin ve yapıların uluslararası diyaloğu amaçlayan mekanizma ve platformlardaki temsillerinin artık hiçbir şekilde göz ardı edilemeyişidir. Dikkat edilirse konferansta, artık bütçe ve sermayeleri birçok ulus devletten çok daha büyük olan küresel şirket temsilcileri de masadaydı. Yani küresel düzen artık yalnızca geleneksel siyasi ve askeri devlet temsilcilerinin üzerine söz kurduğu tekelci bir alan olmaktan çıkmıştır. Diğer bir deyişle, sahada varlıkları askeri ve siyasi olarak çok büyük farklar yaratan ve bölgesel denge değiştiren Rojava’nın resmi temsili, konferans organizatörleri ve katılımcıları için dışlanamayacak kadar elzemdi.

İkincisi; Şeyh Maksud direnişi ile Kürtler’e karşı şiddetlenen savaşın küresel dengeleri baştan aşağı değiştirip dönüştürdüğü mesajını veren ve Şam’da kendini atayan yönetimin imajı üzerinde oldukça yıpratıcı bir etki yaratan tablodur. Şam’ın uzun süredir Kürtler’i, Aleviler’i ve Dürziler’i açıkça ve sistematik olarak dışladığı pratikler bu durumu net olarak gösteriyor. İsmiyle pek de uyumlu olmayan sözde “ulusal diyalog” süreçleri ve kimin, kimlerce, nasıl temsil edildiği tam olarak anlaşılamayan “kapsamı daraltılmış seçimler”, bu dışlayıcı tutumun birer yansımasıdır. Pogromlar ve toplu katliamlar ile uluslararası alanda dışarıda uygulanan yaptırımları kaldırtmak için yoğun çaba sarf eden Şam’ın, bozulan imajını düzeltmek gayesiyle, katılımından oldukça geç haberdar olduğu bu konferans çerçevesinde düzenlenen toplantılara Rojava’yı temsilen General Mazlum Abdi ile Dışilişkiler Ofisi Temsilcisi İlham Ahmed’i dahil etmeye adeta mecbur kaldığı çok açık bir şekilde anlaşılıyor. Bu mecburi katılım, Şam yönetimi için dünyaya yapay bir “birlik” mesajı verebileceği stratejik bir fotoğraf fırsatı sunmuştur. Rejimin bu fotoğraf fırsatından ne ölçüde istifade edebileceğini ise önümüzdeki günlerdeki pratiklerinde göreceğiz.

Üçüncü bir açı ise; 8 Aralık 2024 tarihinde Baas rejiminin düşmesiyle birlikte HTŞ öncülüğünde kurulan yeni bir Suriye tablosuna siyasi desteğini veren Batı bloğunun, geçmişten bugüne Kürtler’e karşı duydukları o derin utancı kısmen de olsa örtme çabası olarak da okuyabiliriz.

Bu bağlamda, bu konferansa katılımın masadaki her bir taraf için bambaşka bir açısı, bambaşka bir rengi ve amacı var. Her üç tespit de bakıldıkları politik ve konjonktürel yerden son derece yerinde okumalardır.

  • Bu diplomatik ziyaret uzun vadede Ortadoğu’da meydana gelecek gelişmeleri nasıl etkiler?

Münih Güvenlik Konferansı çerçevesinde, üstelik tarihin en geniş katılımlı ABD heyetinin orada bulunduğu bir dönemde onlarca üst düzey ikili görüşme yapan Rojava yönetimi için yeni bir dönemin kapıları aralanmıştır. Sahadaki aktif savaşın ve sıcak çatışmaların geldiği durağan pozisyon düşünüldüğünde, artık çok daha çetrefilli, derin stratejik hesaplar yapmayı ve hassas adımlar atmayı gerektiren yeni bir diplomatik hamle döneminin kaçınılmaz olduğu apaçık ortadadır. Heyetin bundan sonra yapacağı çok yönlü diplomatik ataklar, 29 Ocak çerçevesinde varılan mutabakatın uluslararası garantörlerinin oluşturulmasını ve mutabakat maddelerinin hiçbir eksik yoruma yer bırakmayacak kadar net bir şekilde uygulanmasını sağlayacaktır. Rojava heyetinin masada elde edeceği bu diplomatik kazanımlar, yalnızca kendi bölgelerini değil, Suriye devletinin genel geleceğini ve Ortadoğu’nun bölgesel dinamiklerini doğrudan şekillendirerek etkileyecektir. Özellikle savaş sonrası yeniden inşa sürecinin ekonomik sermayedarlığına soyunan bölgesel ve küresel güçlerin, bu yeni tablo karşısında bölgedeki pozisyonlarını daha da netleştirmek zorunda kalacaklarını net bir biçimde göreceğiz.

  • Münih’ten sonra Kürt diplomasisi için daha geniş bir alan açıldı diyebilir miyiz?

Bir alan açıldığı doğru, ancak arkadan esen bu geçici rüzgara aldanmamak ve rehavete kapılmamak oldukça hayati bir önem taşıyor. Çünkü çok yakın bir geçmişte, 2013-2018 yılları arasında sahada direnen Kürt savaşçılara ve özellikle Kürt kadınlara yönelik yüzlerce pozitif ve kahramanlaştırışı haber yapan uluslararası ana akım medya organları, siyasi rüzgar değiştiğinde bir anda tam aksi yönde ve düşmanca bir pozisyon aldı. Daha önce dergi kapaklarına destansı bir dille kadın savaşçıları taşıyan ünlü Der Spiegel gibi yayın organları, bir anda katlettiği bir kadının saçını elinde savaş ganimeti olarak sallayan bir IŞİD’linin propagandasını yapan utanç verici haberler yayımlar oldu. Düne kadar Kürt direnişine övgüler dizen Avrupalı ve Amerikalı muhataplar, çıkarları gerektirdiğinde ortak açıklamaları ile açıkça HTŞ’ye destek veren bir çizgiye savrulur oldular. Yani Münih Güvenlik Konferansı kulislerinde ve Avrupa Parlamentosu’nda oluşan, şu an için haklı olarak moral veren o sıcak görüntüleri son derece dikkatli ve realist okumalı, asla bir diplomatik rehavete kapılmamalıyız. Evet, masada açılan bir alan var ama unutmamak gerekir ki masadaki bu alanın, sahada somut, yapısal ve kalıcı kazanımlara otomatik ve direkt bir etkisi yoktur. Kürt diplomasisi için asıl belirleyici alanlar; kameralar kapandıktan sonra devlet yetkilileri ve uluslararası partnerlerle kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerde verilen sözlerin, ısrarlı takiplerinin yapıldığı zorlu diplomasi koridorları olmalıdır.

  • Türkiye, Münih’te verilen fotoğrafların neresinde sizce?

Münih Güvenlik Konferansı, bu seneki yayımlanan raporunda ve düzenlenen toplantılarında, bildiğimiz eski dünya düzeninin otoriter rejimlerce fiilen yıkıldığını tüm dünyaya ilan etti. Konferansta bu yıkıma öncülük eden otoriter devletlerden biri olarak örneği verilen ülkelerden biri de ne yazık ki Türkiye idi. Ancak Batılı liderler ve kurumlar bunu dışlayıcı veya negatif bir bağlamda değil; aksine, jeopolitik çıkarlar gereği “birlikte çalışılması gereken bir örnek” ve kriz anlarında “işbirliği yapılması zaruri olan pragmatik bir araç güç” olarak tanımladılar. Bu, Türkiye’nin uluslararası konumu üzerine uzunca düşünmemiz ve doğru analiz etmemiz gereken çok çarpıcı bir tespittir. Örneğin; sırf sivil katliamları ve insan hakları ihlalleri sebebiyle yakın zamana kadar savunma sanayisinde katı ambargo ve yaptırım uyguladıkları Türkiye ile masaya oturan Kanada ve Avrupa ülkeleri var. Bu ülkeler, rahatsız edici buldukları “insan hakları gündemini” artık pragmatik bir şekilde aradan çıkarıp, Türkiye ile tam bir ticari ve askeri işbirliği sürecine girmeyi planlıyorlar. Yani Türkiye, Batı dünyası ile o eski değerler üzerine kurulu ittifakını tamamen rafa kaldırarak, tamamen çıkarlara dayalı, pragmatik bir “al-verci” ilişkisine tam gaz geri dönmüş durumdadır. Türkiye, Münih’te verilen o büyük fotoğrafın savunma ve silah anlaşmaları kısmında konumlanıyor; Suriye ve İran ile Avrupa kıtası arasında duran kullanışlı bir tampon ülke görevini üstleniyor ve Rusya-Ukrayna savaşında iki taraf arasında sadece pragmatik mesajlar getirip götüren işlevsel bir uluslararası kurye pozisyonunda kalmayı kabulleniyor.

  • Bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın diğerlerinden farkı neydi?

Münih konferansının 62 yıllık uzun tarihinde uluslararası ilişkilerde adeta birkaç deprem yaratan tarihi kırılma anları vardır. Putin’in o meşhur “Tek kutuplu dünya düzeni bitti” ilanı; Alman Şansölyesinin kendilerinden Irak işgaline koşulsuz katılmalarını isteyen kibirli Amerikalı muhataplarına salonun ortasında “Üzgünüm ama ikna olmadım” diye bağırdığı o efsanevi panel; ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Avrupa’ya dönüp “Sağı dışladığınız için demokratik değilsiniz” deyip resti çektiği kutuplaştırıcı 2025 konuşması ve son olarak bu yıl Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in kürsüden tüm dünyaya “Eski dünya düzeni bitti” çıkışını yapması… Konferans bir nevi küresel siyasetin erken uyarı sistemi gibi çalışıyor. Bu sene bu sistemin bize verdiği en net uyarı şudur: Eski düzeni başımıza yıkan bu büyük jeopolitik depremde önümüzde bekleyen iki kader var; ya bu enkazın çatlaklarından sızarak yokluğa savrulup gitmek ya da kendi varlığımızı her koşulda, her masada kararlılıkla devam ettirmeyi başarmaktır. Bu hayati uyarıyı yalnızca Kürt halkı değil, bölgedeki tüm aktörler çok dikkatlice okumalı ve ona göre pozisyon almalıdır.

  • Münih Güvenlik Konferansı’nın, Avrupa’nın ABD’den ayrı yeni bir savunma stratejisi için atılacak ilk adımların bir platformu oldu diyebilir miyiz?

Bunu söylemek için henüz çok erken, bu biraz fazla geniş ve iyimser bir okuma olur. ABD çok uzun bir süredir, özellikle Avrupalı NATO partnerlerine savunma bütçelerini milli gelirlerinin %5’ine çıkarmaları yönünde çok ağır bir baskı yapıyordu. Hatırlarsanız bu, Trump’ın 2016’daki ilk başkanlık döneminde de sürekli olarak dillendirdiği ve müttefiklerini tehdit ettiği ana talepti. İkinci döneminde ise elini diplomatik olarak çok daha sert oynayarak, tüm Avrupa ülkelerini bu askeri harcamaları yapmaya adeta mecbur kıldı. Üstelik Avrupa ülkelerinin, yıllarca en büyük partnerleri ve güvenlik şemsiyeleri olan ABD tarafından dahi topraklarının bir bölümünün işgal edilebileceği ihtimalini görmeleri, onlar açısından adeta soğuk duş etkisi yaratan sarsıcı bir uyanış çağrısı oldu. Trump’ın o dönem sarf ettiği “Grönland Amerika’nın olacak” söylemi, boşluğa söylenmiş öylesine bir laf değil, yeni dönemin emperyal hedeflerinin bir itirafıydı.

Tüm bunlar, Kasım 2025’te ABD’nin yayımladığı yeni ulusal güvenlik strateji belgeleri ile de tam anlamıyla uyumlu bir siyasi söylem barındırıyor. Artık dışarıdan ziyade içine kapanan, sınırlarına ve kendi kıtasına odaklanacağını resmen ilan eden yeni bir Amerika gerçeği var karşımızda. Öyle görünüyor ki, dış politikada edinilen ve “Donroe” (Donald Trump’ın ismi ve eski içe kapanmacı Monroe Doktrininden uyarlanan isim) Doktrini olarak adlandırılan bu yeni izolasyonist ve tahakkümcü tavır, Cumhuriyetçiler ileride yönetimi kaybetse bile ABD devlet aklı olarak yerinde kalmaya devam edecek.

Avrupa ise bu yalnız kalma ihtimalini çok önceden görerek kendi güvenliğini okyanus ötesinden bağımsız bir şekilde sağlayacağı SAFE programını devreye sokuyor. Bu program kapsamında, ABD’nin dayattığı yüksek gümrük tarifelerine ve baskılara alternatif olarak kendi bölgesel savunma sanayi ihtiyaçlarını kendi içinden karşılayabileceği bağımsız üretim ve satın alma mekanizmalarını yaratmaya çalışıyor. Avrupa’nın bağımsızlık yönündeki bu adımları aslında konferanstan çok önce atılmaya başlanmıştı; konferans sadece bu stratejilerin kapalı kapılar ardından çıkıp mikrofonlar önünde çok daha açık, çok daha yüksek sesle konuşulduğu bir teyit platformu oldu.

  • Avrupa’nın yeni savunma mimarisinde Türkiye’nin bir yeri olacak mı?

Türkiye an itibarıyla NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip; kendi askeri teçhizatını ve silahlarını bir nebze de olsa üretebilme kapasitesine erişmiş durumda. Türkiye’nin ürettiği bu silahlar Batı muadillerine göre görece daha ucuz olmakla birlikte, aynı ölçüde sofistikasyondan ve ileri teknolojiden yoksun kalabiliyor. Askeri kapasitesi nedeniyle Türkiye’nin Avrupa’nın bu yeni oluşturulan savunma sanayisi ve güvenlik mimarisinde yer almasını pragmatik Avrupalılar içten içe istese de, ortada devasa bir engel var: Avrupa Birliği’ni birlik yapan en temel kurallar olan “hukukun üstünlüğü” ilkesi ve “egemenliğin kurumlarla paylaşımı” pratiği. Türkiye bu evrensel ve demokratik ilkelerden hâlâ öcü gibi kaçtığı ve içerideki otoriterleşmesini sürdürdüğü için, sürekli olarak farklı küresel bloklara kur yaptığı için, güvenilmez ve istikrarsız bir tablo yaratıyor. Konferansta bizzat konuştuğum, Avrupa’nın önde gelen büyük bir savunma şirketinin CEO’su bu durumu şu sözlerle özetlemişti: “Türkiye asla gerçek anlamda bir AB üyesi olamaz, çünkü egemenlik ve tek adamlık konusunda saplantılı bir takıntıya sahip. Oysa Avrupalı her modern ülke, bu demokratik birliğin bir parçası olduğunda bu mutlak egemenlik radarlarını biraz indirir ve yetkiyi kurumlarla paylaşır.” Bence bu, Türkiye’nin Avrupa ile olan yapısal uyumsuzluğunu anlatan oldukça net, çarpıcı ve özetleyici bir tespittir.

Devasa bir ağaç olmak

Kürt varlığının ve kimliğinin uluslararası arenada nihayet tanınmaya başlandığı bu kritik süreçte, Kürt halkı başta olmak üzere Ortadoğu’nun on yıllardır sömürülen ve göz ardı edilmiş diğer tüm kadim halklarının, bu yeni ve acımasız dünyada güçlerini diplomatik alanda ortaklaştırdığı yekvücut bir hamleye acilen ihtiyacımız var. Fillerin kıyasıya tepiştiği bu kanlı Ortadoğu arazisinde ezilen cılız bir çimen olmak yerine, kökleri derine inen, dalları ise göğü kaplayarak birbirine tutunan birleşik ve devasa ağaçlar olmak zorundayız.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Laikliğe dair söylem ve gerçek

Sonraki Haber

Öcalan’ın Ortadoğu krizine bakışı ve Suriye’de yaşananlara müdahalesi

Sonraki Haber

Öcalan’ın Ortadoğu krizine bakışı ve Suriye’de yaşananlara müdahalesi

SON HABERLER

Öcalan’ın Ortadoğu krizine bakışı ve Suriye’de yaşananlara müdahalesi

Yazar: Yeni Yaşam
3 Mart 2026

Münih’de Rojava yönetimi için yeni bir dönemin kapıları aralanmıştır

Yazar: Yeni Yaşam
3 Mart 2026

Laikliğe dair söylem ve gerçek

Yazar: Yeni Yaşam
3 Mart 2026

İran trajedisi

Yazar: Yeni Yaşam
3 Mart 2026

BM İnsan Hakları Konseyi konferansı: Konunun Meclis’te tartışılması önemli, ama rapor çözümden uzak

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mart 2026

Bolu Belediyesi Başkanı Tanju Özcan tutuklandı

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mart 2026

Trump: İran’a saldırılar 4-5 haftadan uzun sürebilir

Yazar: Yeni Yaşam
2 Mart 2026

Kategoriler

  • Abdullah Aysu
  • Afşin Aybar
  • Ahmet Güneş
  • Ali Adalı
  • Ali Sinemilli
  • Arif Mostarlı
  • Asrın Hukuk Bürosu
  • Asrın Keleş
  • Ayşe Düzkan
  • Ayşe Gökkan
  • Ayşegül Devecioğlu
  • Azad Barış
  • Aziz Ferman
  • Aziz Tunç
  • Bahadır Altan
  • Beyza Üstün
  • Birinci sayfa
  • Bülent Felekoğlu
  • Cahit Kırkazak
  • Cengiz Çiçek
  • Cengizhan Kaptan
  • Çeviri
  • Çiğdem Doğa
  • Deniz Aras
  • Dicle Anter
  • Doğan Durgun
  • Doğan Kılıçkaya
  • Dr. Hayri Hazargöl
  • Dr. Hayri Hazargöl
  • Dünya
  • Editörün Seçtikleri
  • Ehmed Pelda
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Emine Ilgaz
  • Ender İmrek
  • Eren Keskin
  • Erol Katırcıoğlu
  • Ertuğrul Kürkçü
  • Eski Yazarlar
  • Ezgi Koman
  • Ferda Koç
  • Fikret Başkaya
  • Forum
  • Gençliğin Sözü
  • Genel
  • Güncel
  • Gündem
  • Güner Yanlıç
  • Güner Yanlıç
  • Haber-Analiz
  • Hakan Öztürk
  • Hasan Durkal
  • Hasan Kılıç
  • Haydar Ergül
  • Hicri İzgören
  • Hüseyin Ali
  • Hüseyin Aykol
  • Hüseyin Bul
  • Hüseyin Deniz
  • Hüseyin Kalkan
  • Hüseyin Ozan
  • İçeriden
  • İlham Bakır
  • İsa Taşçı
  • Jineolojî'nin Sözü
  • Kadın
  • Kadınların Sözü
  • Kadriye Doğan
  • Karikatür
  • Kenan Kırkaya
  • Kezban Konukçu
  • Koray Türkay
  • Kültür
  • M. Ender Öndeş
  • Manşet
  • Mehmet Nuri Özdemir
  • Mehmet Yılmazer
  • Menekşe Kızıldere
  • Mervan Özdemir
  • Metin Yeğin
  • Miheme Zebeşoğlu
  • Muhammed İnal
  • Murat Çakır
  • Murat Çepni
  • Mürüvet Küçük
  • Musa Anter yazıları – Arşiv
  • Musa Piroğlu
  • Mustafa Durmuş
  • Mustafa Mesut Tekik
  • Naci Sönmez
  • Nazan Üstündağ
  • Necati Sönmez
  • Nesrin Akgül
  • Nihat Demir
  • Oğuzhan Kayserilioğlu
  • Online Gazete
  • Ortadoğu
  • Özel
  • Özge Yurttaş
  • Özgür Amed
  • Özgür Müftüoğlu
  • Özlem Gümüştaş
  • Öztürk Türkdoğan
  • Pakrat Estukyan
  • Panorama 2022
  • Panorama 2023
  • Panorama 2024
  • Panorama 2025
  • Perihan Koca
  • Politika
  • Ragıp Zarakolu
  • Şahin Tümüklü
  • Salih Yılmaz
  • Sami Evren
  • Savunmanın Sözü
  • Sebahat Tuncel
  • Seçim 2019
  • Seçim 2023
  • Sedat Ulugana
  • Seydi Fırat
  • Sezai Temelli
  • Sinan Çiftyürek
  • Sinan Cudi
  • Söyleşi
  • Tevfik Kalkan
  • Tugay Karakuzu
  • Tüm Haberler
  • Vahap Işıklı
  • Veli Saçılık
  • Veysi Sarısözen
  • Volkan Yaraşır
  • Yaşam
  • Yazarlar
  • Yerel Seçimler 2024
  • Yusuf Gürsucu
  • Zafer Yörük
  • Zeynel Kete
  • Ziya Güler

Kategoriler

  • Abdullah Aysu
  • Afşin Aybar
  • Ahmet Güneş
  • Ali Adalı
  • Ali Sinemilli
  • Arif Mostarlı
  • Asrın Hukuk Bürosu
  • Asrın Keleş
  • Ayşe Düzkan
  • Ayşe Gökkan
  • Ayşegül Devecioğlu
  • Azad Barış
  • Aziz Ferman
  • Aziz Tunç
  • Bahadır Altan
  • Beyza Üstün
  • Birinci sayfa
  • Bülent Felekoğlu
  • Cahit Kırkazak
  • Cengiz Çiçek
  • Cengizhan Kaptan
  • Çeviri
  • Çiğdem Doğa
  • Deniz Aras
  • Dicle Anter
  • Doğan Durgun
  • Doğan Kılıçkaya
  • Dr. Hayri Hazargöl
  • Dr. Hayri Hazargöl
  • Dünya
  • Editörün Seçtikleri
  • Ehmed Pelda
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Emine Ilgaz
  • Ender İmrek
  • Eren Keskin
  • Erol Katırcıoğlu
  • Ertuğrul Kürkçü
  • Eski Yazarlar
  • Ezgi Koman
  • Ferda Koç
  • Fikret Başkaya
  • Forum
  • Gençliğin Sözü
  • Genel
  • Güncel
  • Gündem
  • Güner Yanlıç
  • Güner Yanlıç
  • Haber-Analiz
  • Hakan Öztürk
  • Hasan Durkal
  • Hasan Kılıç
  • Haydar Ergül
  • Hicri İzgören
  • Hüseyin Ali
  • Hüseyin Aykol
  • Hüseyin Bul
  • Hüseyin Deniz
  • Hüseyin Kalkan
  • Hüseyin Ozan
  • İçeriden
  • İlham Bakır
  • İsa Taşçı
  • Jineolojî'nin Sözü
  • Kadın
  • Kadınların Sözü
  • Kadriye Doğan
  • Karikatür
  • Kenan Kırkaya
  • Kezban Konukçu
  • Koray Türkay
  • Kültür
  • M. Ender Öndeş
  • Manşet
  • Mehmet Nuri Özdemir
  • Mehmet Yılmazer
  • Menekşe Kızıldere
  • Mervan Özdemir
  • Metin Yeğin
  • Miheme Zebeşoğlu
  • Muhammed İnal
  • Murat Çakır
  • Murat Çepni
  • Mürüvet Küçük
  • Musa Anter yazıları – Arşiv
  • Musa Piroğlu
  • Mustafa Durmuş
  • Mustafa Mesut Tekik
  • Naci Sönmez
  • Nazan Üstündağ
  • Necati Sönmez
  • Nesrin Akgül
  • Nihat Demir
  • Oğuzhan Kayserilioğlu
  • Online Gazete
  • Ortadoğu
  • Özel
  • Özge Yurttaş
  • Özgür Amed
  • Özgür Müftüoğlu
  • Özlem Gümüştaş
  • Öztürk Türkdoğan
  • Pakrat Estukyan
  • Panorama 2022
  • Panorama 2023
  • Panorama 2024
  • Panorama 2025
  • Perihan Koca
  • Politika
  • Ragıp Zarakolu
  • Şahin Tümüklü
  • Salih Yılmaz
  • Sami Evren
  • Savunmanın Sözü
  • Sebahat Tuncel
  • Seçim 2019
  • Seçim 2023
  • Sedat Ulugana
  • Seydi Fırat
  • Sezai Temelli
  • Sinan Çiftyürek
  • Sinan Cudi
  • Söyleşi
  • Tevfik Kalkan
  • Tugay Karakuzu
  • Tüm Haberler
  • Vahap Işıklı
  • Veli Saçılık
  • Veysi Sarısözen
  • Volkan Yaraşır
  • Yaşam
  • Yazarlar
  • Yerel Seçimler 2024
  • Yusuf Gürsucu
  • Zafer Yörük
  • Zeynel Kete
  • Ziya Güler
  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır