Dün ilkel milliyetçi olarak nitelenen kesimler, geri düşüncelerini ve önyargıya dayalı düşmanca yaklaşımlarını açıkça taşısalar da en azından Kürdî bir savunu iddiasındaydılar; kim oldukları ve nereden geldikleri biliniyordu. Bugün ise dijital ortamlarda saldıranların kimliği belirsizleşmiştir
Ergin Doğru
Kürt Özgürlük Hareketi’nin paradigmasal değişimiyle birlikte, çeşitli çevrelerin özgürlük hareketine ve onun değerlerine dönük saldırıları hızlandı. İlkel milliyetçi parti çevreleri, Hizbi Kontra yapılar ve devlet işbirlikçisi kesimler, söyledikleri her şey boşa çıkınca bir süre kendi köşelerinde sessizliğe gömüldü. Ancak sessizlikleri yanıltıcıydı; boş durmadılar, sürekli fırsat kolladılar. Fırsat buldukça da saldırılarını sürdürdüler. Dikkat çeken nokta ise şu oldu: Türkiye’de ya da bölgede Kürt sorunu her gündeme geldiğinde, önemli bir gelişme yaşandığında bu kesimler hemen harekete geçiyor.
Kürt Özgürlük Hareketi; geçmişte bu kesimlerle uğraşıp halkın mücadelesinin tali şeylerle uğraştırmamak, gücünü enerjisini boşa kullanmamak için bu kesimlere çok ses çıkarmadı. O dönem için doğru sayılabilecek bu tavır, bugün aynı ölçüde geçerli değildir. Günümüzde bu kesimlerle ideolojik mücadele yürütmek önem kazanmıştır. Zira “ilkel milliyetçi” olarak tanımlanan çevreler, içlerine sızan unsurlar ve çeşitli yönlendirmelerle farklı bir boyut kazanmıştır. Bu nedenle teşhir edilmeleri ve gerçek yüzlerinin açığa çıkarılması, halk ve mücadele açısından önemlidir.
Dün ilkel milliyetçi olarak nitelenen kesimler, geri düşüncelerini ve önyargıya dayalı düşmanca yaklaşımlarını açıkça taşısalar da en azından Kürdî bir savunu iddiasındaydılar; kim oldukları ve nereden geldikleri biliniyordu. Bugün ise dijital ortamlarda saldıranların kimliği belirsizleşmiştir. KÖH’e ve önderliğine açık düşmanlık besleyenler, geçmişte mücadeleden kopmuş kaçkınlar ve son dönemde kendilerini “aydın” olarak tanımlayan bazı kişiler, yürütülen saldırıların başını çekmektedir.
İsim vermek gerekmez. Kobani için toplanan paraları zimmetine geçirenlerden, mahkemelerde evinde MİT bağlantılı bir tetikçiyi barındırdığı ortaya çıkanlara; ülkücülükten Hizb-i Kontra çizgisine savrulup ardından Kürt milliyetçiliğini hatırlayanlardan, farklı yapılar içinde devlete rapor sunduktan sonra “Kürtçülüğe terfi edenlere” kadar geniş bir yelpaze söz konusudur. Ortak özellikleri ise sicillerinin kirli oluşudur.
Bu tabloyu anlamak için geçmişlerine bakmak yeterlidir. Hayatları boyunca tutarlılık gösterememiş; dağda, zindanda ya da sivil yaşamda mücadeleye tutunamamış kişiler ile son dönemde KÖH’e ve önderliğine hakaret etmeyi, manipülasyonu ve karalamayı “aydın olmanın ölçütü” hâline getirenleri yan yana koyduğunuzda, karşınıza geniş ve sorunlu bir manzara çıkar.
Bu çevrelerin ortak paydası nedir? KÖH’e ve önderliğine hakaret etmek, itibarsızlaştırma kampanyaları yürütmek, halkın gözünde değerini düşürmeye çalışmak ve mücadeleyi zayıflatmak… Bunun ötesinde ortak bir ilkeleri var mı? Görünen o ki yok. Hatta kişisel hırsları, megaloman eğilimleri ve çıkarcı tutumları düşünüldüğünde birbirleriyle dahi uzlaşmaları zordur. Ancak KÖH ve önderlik karşıtlığı, hepsini aynı zeminde buluşturmaktadır.
Gençliği de etkiliyorlar
İşte böylesi kirli bir ekibin canhıraş çalışmasıyla, bunlardan etkilenen genç bir kuşak oluşuyor. Bu gençlerin tepkisi tamamen duygusal bir refleks olarak gözüküyor. Uzun süren mücadele gerçeği ve bunun açığa çıkardığı acılar, bedeller düşünüldüğünde bu kesimi ayırmak gerekiyor. Burada özelleştirilmiş bir yaklaşım da şart.
Zira mücadelenin temelini oluşturan bu kesimlere yeterince enformasyon aktaramama ve doğru ilişkilenememe, bu gençleri klavye milliyetçiliğinin etki alanına açık hâle getiriyor. Bir yönüyle yaşananlar Kürt gerçekliğinin yabancısı olduğu bir durum değil. Çünkü Kürt tarihi her dönemde mücadelesini egemenlere pazarlayarak kendini garantiye almaya çalışan içerden judenratlar ve korucularla doludur.
Konjonktüre ve döneme göre koruculuk da şekil değiştiriyor: Silahla özgürlük mücadelesine karşı durandan kültür koruculuğuna kadar geniş bir alanda yer alan bu kesim, bugün dijital koruculuk yapıyor. Bu dijital koruculuğun mücadele alanı da klavye milliyetçiliği şeklinde oluşuyor.
Klavye milliyetçileri, özgürlük için, sık dile getirdikleri “Kürdistanilik” için klavye tuşlarında parmak oynatmak dışında hiçbir pratiğe yönelmiyor; riske ve bedellere ise hiç yanaşmıyorlar. O kadar tutarsızlar ve asıl amaçlarını o kadar bariz gösteriyorlar ki bunların samimiyetsizliğini anlamak için çok da bilgili olmaya gerek yok. Bunların tek derdi KÖH ve önderliktir; bu dertte büyük ihtimalle görev alanları da vardır.
Bazı basit kıyaslamalar bu çıplaklığı gösteriyor. Klavye milliyetçileri özellikle Rojava’daki gelişmelerle ilgili kıyamet koparıyorlardı. Rojava’da devrimin toprak kaybettiğini söylediler ki bu da görecelidir; zira Rojava güçleri zaten Kürt nüfusunun az olduğu Deyrizor gibi alanlardan çekildi. Buna rağmen Rojava’nın yüzde 50–60 toprak kaybettiğini iddia ettiler.
Ama aynı klavye milliyetçileri, Güney’de Barzanilerin bağımsızlık oylaması sonrası yüzde 40’lar ölçeğinde Kürt toprağı kaybedilirken tek kelime etmediler. Ya da Rojava’da devrimci öncülüğün kötü bir anlaşma yaptığını söyleyerek KÖH ve önderliğine saldıranlar, aynı anlaşmayı “çok iyi” bulan Barzani ve Talabani’ye tek laf etmediler.
Bu örnekler çoğaltılabilir. Nitekim bir Kürt akademisyenin de dediği gibi: “Samimi değiller. Rojava’da oluşan birlik ruhuna kinle, nefretle saldırarak sosyal medyada kirli bir dil kullanıyorlar.”
Şimdi klavye milliyetçilerinin savunduklarıyla yaptıklarına bakın; bu milliyetçilikle de bağdaşmıyor. Kürt milliyetçiliği iddiasında olan bu kesimler düşmanlarına hizmet ediyor. Büyük bedellerle yaratılan mücadele değerlerine düşmanlar. İddialarını gerçekleştirebilecek en kitlesel ve yaygın güç olan KÖH ve önderliğine düşmanlar. Yani milliyetçilik adına kendine güç katabilecek, sonuç aldırabilecek her şeye düşmanlar.
Çünkü bunların özgür ve eşit bir ülke diye bir derdi yok. Klavye milliyetçilerinin tek derdi megaloman egolarını tatmin etmek, mücadeleyi zayıf düşürerek efendilerinden nemalanmak ve aslında Kürdün ölümü olacak bir KÖH başarısızlığında kendilerine bir yer edinmek.
Peki bu klavye milliyetçileri, KÖH’ün başarısızlığının kendilerinin de sonu olacağını bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlar. Ama onlar için önemli olan ilkeler ve değerler değil, çıkarlardır. Kim efendi olursa olsun ondan pay alabileceklerini sanıyorlar. Yanılıyorlar. Tarihe baksalar, judenratların, korucuların ve işbirlikçilerin sonunun ne olduğunu görürlerdi.









