Fatma Nur Çelik ve kızının şüpheli ölümüne dair konuşan Avukat Müjde Tozbey, ‘Kızı için direnen bir annenin, failin cezalandırılmasını beklerken kızını ve kendini öldürdüğü senaryosu son derece şaibelidir’ dedi
Nesli Şahiner
Yine bir dinci vakıf, yine bir tecavüz… AKP iktidarının, bir dönem ısrarla gündeme getirdiği, yasalaştırmaya çalıştığı ‘tecavüze uğrayan kadın ve çocukları tecavüz failiyle evlendirmek, cezaevlerindeki failleri serbest bırakma’ düzenlemesi yasalaşmadı ama fiilen yaşanıyor. Fatma Nur Çelik’in ve minik kızının yaşadıkları, Türkiye’de AKP iktidarı dönemine palazlanan tarikatların kadın ve çocuklar için nasıl bir cehennem yarattığını yine ve yeniden gözler önüne serdi.
Vahim olay şöyle gelişti. Yıllar önce Kuran’a Hizmet Vakfı sorumlusu Ayhan Şengüler’in tecavüzüne uğrayan Fatma Nur Çelik, sonrasında fail Şengüler ile evlendiriliyor. Tecavüz evlilik kılıfıyla devam ediyor. Bu tecavüzlerden sonra hamile kalan Çelik, bir kız çocuk doğuruyor. Sürekli olarak failden ayrılmaya çalışan fakat her defasında enellenen Fatma Nur Çelik’e hem fail hem de çevresindekiler boşanmaması için yoğun baskı yapıyor, hatta mücadele etmemesi için Çelik’e çeşitli uyuşturucular veriliyor, ‘senin içine cin girmiş’ denilerek cin çıkarma seansları yapılıyor. En sonunda 2021 yılında failden ayrı yaşamaya başlıyor Çelik. Bu süreçte mahkeme çocuğun babasını yani fail Ayhan Şengüler’i görmesine izin veriyor. Bir süre sonra da fail Şengüler’in, 3 yaşındaki çocuğuna da tecavüz ettiği ortaya çıkıyor. Ama buna rağmen Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi olan fail Şengüler tutuklanmıyor.
Failleri ‘kovuşturmaya yer yok’
3 yaşındaki kızının cinsel istismara uğramasına karşı adalet mücadelesine başlayan Fatma Nur Çelik, büyük baskı ve tehditlerle yüz yüze kalıyor. Çocuğunu elinden alma tehdidiyle susturulmaya çalışılıyor. İstanbul Anadolu 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 22 Şubat 2023’te faile sadece bir ay adli kontrol ve yurt dışı çıkış yasağı uyguluyor ve bir ay sonra adli kontrol tedbirini de kaldırıyor. Ardından da “kovuşturmaya yer yok” denilerek dosya kapatılıyor. Tüm bunlara rağmen susmayan Fatma Nur Çelik’in dava dosyasına Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nin avukatları bakıyor. Büyük uğraşlarla fail hakkında yeniden dava açılıyor ve bu davanın karar duruşması ise 5 Mayıs’ta görülecekti.
‘İntihar etmem söz konusu değil’
Ocak ayında davanın görüleceği adliye önünde adalet nöbetine başlayan Fatma Nur Çelik, o nöbetlerden birinde şunları söylemişti: “Ben yıllardır cehennemi yaşıyorum. Elimizde rapor mevcut çocuğun istismara uğradığına ilişkin. Soruyorum ben Türk devletine, kamuoyuna bu faili kim koruyor? Neden hala dışarıda? Fakir ve kimsesiz olduğumuz için bizi kurban etmek daha mı kolay? Biz öldükten sonra ben adaletin sağlanmasını istemiyorum. Çünkü ben 5 Mayıs’a kadar hayatta kalabileceğimi düşünmüyorum. Güvenliğimden endişe ediyorum. Başıma bir şey gelirse, bu karanlık yapı ve beni koruyamayanlar, sesimi duyup da susan herkes sorumludur. Kamuoyuna sesleniyorum, benim intiharım asla söz konusu değildir. Zaten öyle olsaydı, bugün burada adalet arayışı içinde olmazdım. Başıma bir şey gelirse, üzerinin intihar süsüyle örtülmemesini, bunun peşine düşülmesini istiyorum.”
İntihar değil cinayet
Maalesef bu sözlerden kısa bir süre sonra 30 yaşındaki Fatma Nur Çelik’in ve 8 yaşındaki kızı Hifa İkra Şengüler’in cansız bedenleri bulundu Zeytinburnu Sahili’nde. Anne Fatma Nur Çelik ve kızı Hifa İkra Şengüler’in intihar ettiği iddiası atıldı ortaya. Oysa karanlık bir yapıdan olan failin serbest olduğu, Fatma Nur Çelik’i tehdit ettiği, Çelik’in “Benim intiharım asla söz konusu değildir” dediği bu olay, ‘intiharı’ değil, cinayeti işaret ediyor.
Fatma Nur Çelik’in ve kızının dava dosyasını takip eden Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Müjde Tozbey’i aradık. Tozbey hem davayı hem son yaşananları hem de anne-kızın şüpheli ölümünü gazetemize değerlendirdi.
Baskı ve tehditlere maruz kaldı
“Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızının yaşamdan koparılması hepimizi derinden sarsan ve öfkelendiren bir olaydır” diyerek sözlerine başlayan Müjde Tozbey, şöyle devam etti: “Dava süreci oldukça ağır ve zorlu ilerliyordu. Kendisine tecavüz eden Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi A.Ş. ile zorla evlendirilen Fatma Nur, aynı failin kızını henüz üç yaşındayken istismar etmesi üzerine bu korkunç döngüyü kırmak için büyük bir hukuk mücadelesi başlattı. Biz de dernek olarak failin en ağır cezayı alması ve çocuğun korunması için hukuki süreci üstlenmiştik. Ancak failin arkasındaki tarikat gücü ve yargıdaki yavaşlık, bu adalet arayışını her gün daha da zorlaştırıyordu. Fatma Nur’un başlattığı adalet nöbeti sırasındaki durumu ise tam anlamıyla bir kuşatma haliydi. Kendisi bu süreçte çok ciddi baskı ve tehditlere maruz kaldı. En büyük korkusu ve uğradığı en büyük tehdit, bunca doktor raporuna ve haklı mücadelesine rağmen evladının elinden alınarak devlet korumasına verilmesi veya failin ailesine teslim edilmesiydi. Yoksul ve kimsesiz bırakılmış olmanın verdiği dezavantajla, karşısındaki örgütlü yapı tarafından kurban edilmek isteniyordu. Yanında olması gereken kurumların karşısında durduğunu hissediyor, adalet arayışında her gün yeni bir zorlukla, psikolojik şiddetle ve yalnızlaştırma politikasıyla mücadele ediyordu.”
‘Çok karanlık noktalar var’
Fatma Nur Çelik’in kızı için adalet mücadelesi verirken intihar ettiği iddialarını değerlendiren Tozbey, “Duruşumuz çok nettir. Bu ölümler kesinlikle şüphelidir ve intihar iddialarını peşinen kabul etmemiz mümkün değildir. Fatma Nur, hayattayken gerçekleştirdiği adalet nöbetinde çok açık bir şekilde intiharının asla söz konusu olmadığını söylemişti. Hatta başına bir şey gelirse bunun intihar gibi gösterilmesine izin verilmemesini kamuoyundan bizzat talep etmişti. Bu kadar yaşama tutunan ve kızı için direnen bir annenin, failin cezalandırılmasını beklerken kızını ve kendini öldürdüğü senaryosu bizim açımızdan son derece şaibelidir. Ortada aydınlatılması gereken çok karanlık noktalar vardır” dedi.
‘İki canın hesabını soracağız’
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği olarak önceliklerini aktaran Tozbey, “Önceliğimiz Fatma Nur ve kızının cenazelerini istismarcı faile ve onun çevresine teslim edilmesini engellemektir. Bu doğrultuda derneğimizin avukatları aracılığıyla hem aile mahkemesine hem de soruşturmayı yürüten savcılığa cenazelerin aileye verilmemesi için gerekli başvurularımızı derhal yaptık. Soruşturma dosyasının intihar denilerek kapatılmasına ise asla müsaade etmeyeceğiz. Otopsi raporlarının, olay yeri incelemelerinin ve geride bırakılan her bir delilin titizlikle incelenmesi için sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız. Gericilerin kuşatmasına teslim edilen bu iki canın hesabını sorana kadar durmayacağız ve bu davanın peşini asla bırakmayacağız” diye konuştu.
‘Soruyorum Türk devletine, bu faili kim koruyor?’
Peki, kimdir bu Kuran’a Hizmet Vakfı ve fail Ayhan Şengüler niye korunuyor? Çocuğa ve kadına değil de tecavüzcü faillere, bu karanlık yapılara niye hizmet ediliyor? Bu sorular elbetteki kadınları ve çocukları gözünü kırpmadan katleden bu dinci ve eril düzende saklı. Aslında yaşarken ağlayarak haykırmıştı bu karanlığı Fatma Nur Çelik. Şöyle demişti: “Faili değil de mağduru suçlamak bu toplumun hastalığı. Soruyorum ben Türk devletine, kamuoyuna bu faili kim koruyor? Neden hala dışarıda? Fakir ve kimsesiz olduğumuz için bizi kurban etmek daha mı kolay? Yedi yaşındaki bir çocuğun hiç mi kıymeti yok? Yaşama hakkı yok mu benim kızımın?”
Aile Bakanlığı kadını suçladı
Fatma Nur Çelik’in ve 8 yaşındaki kızının şüpheli ölümüne tepkiler yükselirken, Aile Bakanlığı yaptığı açıklamada kadını suçladı, delillerle ortaya koyulan çocuğa cinsel istismara ‘iddia’ dedi. Faile hiç değinmeyen Bakanlık, “Bir süredir haberlere konu olan ve öz babasının istismarına uğradığı iddia edilen çocuk hakkında Anadolu 2. Çocuk Mahkemesinin kararıyla Sağlık ve Danışmanlık Tedbiri uygulanmıştır. Sağlık kontrollerinin düzenli yapılmadığının anlaşılması üzerine tedavi sürecinin aksamaması için gerekli çalışmalar yürütülmüş ancak bu süreçte annenin reddedici tutumları sebebiyle yönlendirmelere olumlu yanıt alınamamıştır” dedi.









