Savaş ortamında medya haberleri kirli ve daima şüphelidir. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında medyanın yeri sadece radyo yayınlarından ibaretti. Nazi Almanyası’nda Londra kaynaklı BBC’yi ve Moskova Radyosu’nu dinlemek yasaktı. Bu yasak uzun dalgalı radyo üretilmeyerek sağlanıyordu. Aynı yöntemle Sovyetler Birliği de Berlin radyolarını yasaklamıştı.
Şu andaki savaşta medya savaşın stratejik bir bileşeni durumundadır. Yalan ve spekülatif haberler gökyüzündeki füzelerden çok daha yoğun şekilde dünyanın etrafını dolanmakta. Füzelerin ve bombaların vurduğu sivillerden kat ve kat fazla sivil yalan haberlerin hedefindedir. Şu anda Kürt özgür medyası dışında güvenilir tek bir medya yoktur.
Bu notu şundan yazdım: Bir süredir Amerika kaynaklı medya ABD’nin Başur ve Rojhilat Kürdistani örgütleri İran rejimine karşı “kara ordusu” olarak kullanma planından söz ediyor. Hatta bu örgütlerin kara harekatına başladığı bile yayılıyor. Başta PJAK olmak üzere ittifak halindeki 6 örgütün bu iddiaları yalanladığını ANF duyurdu.
Böyle olmakla beraber, güvenilir kaynaklar İran ordu güçlerinin Rojhilat’daki Kürt mevzilerini bombalamaya başladığını bildirmektedir. İran merkezi devletinin felce uğradığı durumda Şii Fars ve Azeri milisleriyle Sünnilerin çoğunlukta olduğu Kürt örgütleri arasında bir iç savaş ihtimali yüksektir. ABD ve İsrail’in kışkırttığı böyle bir iç savaş durumunda Türk devletinin Rojhilat’a müdahalesi için bütün şartlar oluşacaktır. Sonuçta Türk devleti fiilen son darbeyi indirmek üzere kara harekatını başlatmış olacaktır.
Bu aşamada İktidar’ın TBMM Komisyon Raporu gereği atması gereken adımları atmak yerine, “önce PKK’nin silahsızlanmasını” ön şart haline getirmesi bir Türk müdahale ihtimalini doğrulayan bir işaret olarak görülmelidir.
Söz konusu haberlerin bir amacının da Türk devletinin İran Kürdistanı’na karşı harekete geçmesini sağlamak olduğu aşikardır.
Rojava deneyiminden sonra başta PJAK olmak üzere Kürdi örgütlerin ABD ve İsrail’e güvenerek böyle bir oyuna geleceklerini sanmıyorum.
Şu anda Kürdistan da içinde tüm bölge savaş alanıdır. Barış ve demokratik toplum sürecinin başlatıldığı bölgesel şartlar kökten değişmiştir. Türk-Kürt savaşı sona erdiği halde, şimdi çok daha büyük bir savaş Kürt halkını varlık-yokluk sorunuyla yüz yüze getirmiştir. Bırakalım örgütlerin silahsızlanmasını, eli silah tutan her sivilin bile hayatta kalması ya silahlanarak kendini savunmasına bağlıdır ya da anayurtlarından göç etmesini zorunlu kılacaktır.
Eğer Türk devleti MHP Başkanının dile getirdiği tarihi Türk-Kürt kardeşliğini yeniden canlandırma niyetinde samimiyse, ABD ve İsrail’in başlattığı savaşın orta yerinde kuşatılmış olarak kalan Kürt kardeşlerini silahsızlandırmak yerine, onları katliama karşı savunmakla mükelleftir.
AKP-MHP’nin bu savaş koşullarında samimiyeti, TBMM Raporunda dile getirilen Anayasal, yasal ve idari adımları “PKK’nin silahsızlanmasının teyidine” bağlamadan atmasıyla kanıtlanacaktır.
Üstelik “önce silahsızlanma, sonra demokratik adımlar” yaklaşımı saçmadır. Bu adımlar, örneğin Türk ordusunun Kürdistan’dan çekilmesine yol açacak olsaydı, “önce PKK silahsızlansın, sonra ordu çekilsin” gibi bir ön şart meşru sayılabilirdi. Başkan Öcalan’a ‘umut hakkı’ tanındığında, kayyumların yerine seçilmişler geldiğinde, hasta tutsaklar bırakıldığında, dağdan indikleri takdirde sadece inenlere uygulanacak olan bir yasa çıkarıldığında, AYM’nin ve AİHM’nin kararlarının uygulanmasıyla Demirtaş’ın, Yüksekdağ’ın, Osman Kavala’nın, diğerlerinin hapisten çıkması sağlandığında, diyelim ki PKK “oyun bozanlık” yaptı, Türk devleti bu adımları attığı için ne kaybeder? Demokratik adımlar orduyu mu zayıflatır? Bu adımlar atılırsa PKK’nin askeri potansiyeli mi artar? Tam tersine devlet bu adımları attığı halde PKK’nin buna olumsuz yanıt vermesi sadece PKK’ye zarar verir.
Ama eğer birilerinin PKK silahsızlandıktan sonra asıl “oyun bozanlık” niyeti varsa, silahsızlanıp ülkeye adım atan her PKK’linin vurulmayacaksa hapse atılması kaçınılmaz olacaktır. Çözüm sürecinin başarısı adına güven verici önlemleri almak PKK’nin değil, devletin görevidir. PKK’nin silahsızlanmasından söz ediliyor, devletin değil. Güven duygusuna devletin değil, PKK’nin ihtiyacı olduğunu anlamak çok mu zordur?
Hem bu nedenle, hem de çözüm sürecinin başladığı bölgesel şartların İran savaşıyla kökten değişmesi ve Kürt halkının İsrail, ABD ve İran bombaları karşısında savunmasız kalacağı nedeniyle, iktidar “önce silahsızlanma, sonra demokratik adım” inadından vazgeçmelidir.
Haydi diyelim ki, silahsız Kürdü Türk devleti vurmayacaktır, ama İsrail, ABD, Irak ve İran devletlerinin vurmayacağına Kürt insanı nasıl inansın?
Benim görüşüm şudur: PKK’nin silahsızlanması Türk devletinin TBMM Komisyon raporu temelinde atacağı adımlardan yüz kat daha çok, ABD, İsrail ordularının İran savaşına son vermesi, bölgede barışın sağlanmasına bağlıdır.
Salvador Dali adlı suratının yarısı sakallı bıyıklı ressam bile “herkesin silahlı, Kürdün ise silahsız” olduğu bir savaş resmi yapamazdı.









