Demokratik Toplum, Ortadoğu toplumlarının bu aşağılayıcı ve küçük gören zihniyetinden kurtuluşunun tek yoludur. Tüm dünyanın kabusu haline gelen DAİŞ, kadın savaşçıların anlamlı bir yaşamı inşa etme iradesiyle püskürtülmüş, tüm dünya savaşta açığa çıkan bu iradeye büyük bir saygı göstermiştir
Afşin Aybar
Yeni yaşamı inşa etmek egemenlerin savaşlarıyla değil, kadının elinden alınan yılların birikimi ve emeği, kapsayıcılığı, kucaklayıcılığı ve barışçıl kişiliğiyle örülmelidir. Erkek egemen akılla bin yıllardır sözde yeni düzenler kuruluyor ve yıkılıyor. Biri gidiyor diğeri geliyor ama sonuçta hikâye hiç değişmiyor. Egemenler, kendilerini meşrulaştırmak için adalet, eşitlik ve özgürlük kavramlarını ezilenlerin özlemlerine hitap ederek kullansa da iktidar koltuğuna oturunca öncekilerinden bir farkları kalmıyor.
Bu anlamda son yüzyılda yaşanan bilimsel ve düşünsel gelişmeler toplum yaşamı açısından ciddi sorgulama konularıdır. İnsanlığın en gelişmiş hali; son yüzyılda biri hâlâ devam etmekte olan üç büyük dünya savaşını sığdırmak, atom bombasını patlatmak ve bugün de nükleer silah ile birbirini tehdit etmekle sonuçlandı. Kısacası insanlık icat ettiği yeni araçlarla eziliyor, dövülüyor ve öldürülüyor. ‘Büyük balık küçük balığı yer’ misali egemenler toplumsal değerleri tükettikçe tüketiyor. Bu ‘zayıf olanı ez, güçlüye boyun eğ’ demektir ki erkek egemen aklın oluşturduğu bu yasa insanlaşma evrimi açısından temel sorunsallığı ifade eder. Bu gerçeklik anlaşılmadan bugün egemenler tarafından günümüzde sıkça söylenen yeni dünya düzenini de anlayamayız.
Eski düzenler bir bir yıkılırken yerine ne kadar yenisi inşa ediliyor buna bakmak gerekir. Söz konusu yeni dünya düzeni kadınlara, çocuklara, yoksullara ve ezilenlere nasıl bir yenilik getiriyor bakmak lazım. Afganistan’da Taliban hükümetinin yarattığı koca hapishane, Suriye’de HTŞ geçici hükümetinin kısa sürede yaptığı katliamlar, İran’daki sistemin belirsizliği ortadayken ve Ortadoğu’ya reva görülen toplumları birbirine kırdırtma politikası her zamankinden daha belirgin bir hal almışken ‘eski düzen yıkılıyor, yenisi inşa ediliyor’ propagandalarına oldukça dikkat etmek gerekir.
Rojava tüm bu savaş ortamında sadece Kürt halkına değil tüm bölge halklarına yeniliği vaat eden önemli bir devrim sürecini yaşadı. Erkeğin kadına, Kürdün Araba, Müslüman’ın Hıristiyan’a ve diğer inançlara üstün olmadığı hepsinin bir arada yaşayabildiği tarihi deneyim Ortadoğu’da bir özgürlük adası oldu. 14 yıllık savaş koşullarında bile halkın iradesini kadın öncülüğü ile canlı tuttu. Tüm yetersizliklerine rağmen en ağır koşullarda geliştirilen bu devrim tüm özellikleri ile yeni olanı anlatmaktadır. Çünkü toplumun tüm kesimlerinin özgür iradesiyle inşa edilmiş, her adım kadının gücü, emeği ve rengiyle atılmıştır.
Erkek egemen aklın yürüttüğü tüm savaşlarda en çok kadınlar, çocuklar ve yoksullar zarar görürken, Rojava bu uzun süreli savaşta en çok bu kesimleri korumaya çalışmıştır. Savaşın öncü gücü kadınla ortak yaşamı yaratırken, çocukların ana dilde eğitim hakkını savaş koşullarında açığa çıkartmış, tüm yönetimsel çalışmalarda kadınlar eşit katılım sergilemiştir. Tüm etnik kesimler ve inançlar açısından güvenli bölge olmayı savaş koşullarında başarmıştır.
Eski yıkılırken yeninin kadınlar ve halkların yararına olması için en üst düzeyde fedakarlıklar açığa çıkmıştır.
Ortadoğu’ya yeni sistem getirme iddiasında olanlar bu fedakarlığı inkar etmemiş ama bu kadar iyi insanlarla çalışamayacağını da beyan etmekten çekinmemiştir. ‘Yeni dünya sisteminin’ Ortadoğu temsilcisi Tom Barrack Ortadoğu için en uygun yönetim biçiminin Monarşi olduğunu savunurken Montesquieu ve Aristo kadar eskimiş bir geleneğin temsilciliğini yapmakla sınırlı kalmamış, egemenlerin bölge halklarına reva gördüğü yeni yaşamın ne olduğunu da anlatmıştır. Demokratik Toplum, Ortadoğu toplumlarının bu aşağılayıcı ve küçük gören zihniyetten kurtuluşunun tek yoludur.
Tüm dünyanın kabusu haline gelen DAİŞ terör örgütü, kadın savaşçıların anlamlı bir yaşamı inşa etme iradesiyle püskürtülmüş, tüm dünya savaşta açığa çıkan bu iradeye büyük bir saygı göstermiştir. DAİŞ’e karşı olan savaş, ‘Kadın Kahramanlık Çağı’nı başlatırken, adalet, eşitlik ve özgürlüğün gerçek anlamını bulduğu yeni yaşamın inşa gücünü açığa çıkarmıştır.
‘Yeni Dünya Düzeni’ egemenlerin inşa ettiği bir düzen olduğu için yeni olma özelliğinde değildir, aksine eskinin daha da derinleşmiş hak ve hukuk tanımayan, kadınları, çocukları zevk aracına dönüştüren, yoksulları daha da yoksullaştıran, iradesi kalmamış bir sürü toplumun oluşumunu hedefler. Bugün Ortadoğu’da yaşanan kriz hastalıklı bir sistemin çöküşüdür. Yenisi ise Kürt kadınlarının öncülüğünde yaratılmaktadır. Kürt halkı bu öncülüğü çoktan kabullenmiş ve birlikte yaşadığı tüm herkesle bu yaşamı örme cesaretini göstermiştir. İnsanlık onurunu koruyan YPJ savaşçılarının bedenlerini binalardan atıp, saçlarını kesen ‘yeni Suriye’ rejimi askerleri kadınların yarattığı bu devrime göz dağı vermek isterken karşısında utanan değil, savaşçılarıyla gurur duyan bir halk gerçekliğini buldu. Sadece Kürt kadınları saçlarını örmedi, babalar gururla kızlarının, eşlerinin saçlarını örerken Arap bir kadın özür dileyerek saçlarını kestiğinde yaşadığı acı tüm Kürt kadınları tarafından paylaşıldı.
Kadınlar kendi küllerinden kendilerini yeniden yaratarak dünyayı değiştirmeye başladı! Örülen saç örgüleri tüm toplumu birbirine bağladı. Örülen her örgü yeni yaşamın sembolü oldu.
Sokaklara taşan halkın, sahip çıktığı kesik bir saç örgüsü değil, kadının inşa ettiği yaşamdır. İradeli kadınla güzelleşen yaşamın değerini fark eden toplumsal gerçekliktir. Evinde oturan, boyun eğen, çaresiz, erkek için var olmaktan başka gayesi olmayan, tüm iradesi elinden alınmış bir kadınla değil, özgür yaşamın öznesi olan kadınla yaşamaktan duyulan gururdur.
Kürt halkının Rojava’nın yaşadığı tehlike karşısında sokakları günlerce boş bırakmamasının en temel nedenlerinden biri bu değişimin startını vermiş olmasıdır.
Bir dönem evinden çıkması bile ayıp olan kadınların saç örgüsü bugünün direniş sembolü olabiliyorsa bu yaşanan zihniyet devrimiyle alakalıdır. Clara Zetkin 1910’da, yılın bir gününün kadınlar günü olarak kutlanmasını istemişti, bugün dünya emekçi kadınlar gününde kadınlar her günü 8 Mart yapma iddiası ve kararlılığıyla ‘Yeni Özgür Yaşam’ın öncü ve inşa gücü olmak için yürüyor. Sokağa çıkan, eyleme katılan, sesini duyuran her kadın özlem duyduğu eşit, adil ve özgür yaşamın inşa gücü ve yaratıcısıdır.









