Apocu paradigma da Marksist teori-ler de eninde sonunda “leviathan” denilen devletin yeryüzünden koybolup gitmesini hedefler. Böyle bir “ütopyanın” en candan taraftarları, “devletsiz Kürt ulusudur.” Devletlere karşı tarih boyunca devletten yoksun olarak savaşmışlardır. O nedenle devlet denilen ejderhaya karşı kendi devletlerini kurmak istedikleri her adımda başlarına gelmedik kalmamıştır.
Bu tarihi hakikatten hareketle akıllara ilk gelen “madem bu devletlerle savaşarak olmuyor, o halde bu devletler sayesinde bir devlete sahip olamaz mıyız?” sorusudur. Bu soru tarihsel çaresizliğin yarattığı bir sorudur. Bir başka çıkış yolu bulamayan insanın böyle bir soru sorması meşrudur. Yüreğinde bir damla vicdan olan kişi, bu devletsiz insanı ona devlet vaat eden bir devletin “işbirlikçisi” diye yaftaladığı zaman, o kişiye “unutma, sen bu suçlamayı devleti olan bir kişi olarak yapıyorsun, üstelik senin devletin o Kürt insanını devletsiz yapmak için elinden geleni ardına koymuyor” dememiz gerekir.
Hiç kuşkusuz tarihsel çaresizliğin Kürt insanına sordurduğu bu soruyu, tarihsel çaresizliğe teslim olmayan devrimci, meşru saysa bile bir devlete dayanarak devlet olmanın çözüm olmadığını söylemekten vaz geçmez. Sana devlet kurdurtan bir devlet, yeri geldiğinde kurdurttuğu devleti yıkacaktır. Emperyalizmin kurtlar kanunu böyledir.
İşte Suriye devleti, işte Irak devleti… İkisini de İngiltere ve Fransa Araplara Birinci Dünya Savaşında hediye etti ve bugün mahvetti. Damarlarından Dicle-Fırat’ın suyu ve petrolü akan Kürdistan devletine neler yapmaz? Dört tarafı ulus devletlerle çevrili bir Kürdistan devletini kurt sürüleri parçalamak için hazırda bekler. Filozofun biri “insan insanın kurdudur” demişti. Emperyalizm çağında “devletler devletlerin kurdu” olmuştur. Devlet olmanın çare olmadığını yaşadığımız şu İran savaşında tüm Ortadoğu’daki devletler kendi tecrübeleriyle bir kere daha anlamışlardır.
Çare nedir? Çare sızdığı ahırda bir kuzuyla karnını doyursa bile, yüz kuzuyu telef eden devlet dediğimiz kurt sürüsünü “evcilleştirmek”, koyun, kuzu, davar sürülerini koruyan çoban köpeğine dönüştürmek ve bir bakıma devlet olmayan devlet haline getirmektir.
Apocu paradigma çareyi göstermiştir: Önce dört sömürgeci devleti Demokratik Cumhuriyet’e dönüştüreceksin; sonra bu cumhuriyetin bedenindeki kanser urunu, yani emek dediğimiz hücreleri yiyerek büyüyen tekelleri söküp atacaksın. İşte o zaman devlet dediğin “canavar” çoban köpeği olacaktır.
Gelelim aktüel duruma. İran savaşı bölgesel savaşa dönüşmekle kalmadı, dünya çapında ekonomik krizi derinleştirdi ve petrol kuyularının bombalanması iklim krizinde yeni bir aşamanın habercisi oldu.
Bu ortamda Kürdistan’ın dört parçası bir bakıma savunmasız bir durumda ekonomik krizin ve iklim krizinin sonuçlarıyla karşı karşıya. Görülmemiş riskler var. Aynı zamanda tarihte istisnai olarak ortaya çıkan özgürlük imkanları da var.
Yazımı “üçüncü yolun” somut uygulanması hakkındaki görüşümle bitireceğim.
Dünya savaşının yeni ve olağanüstü tehlikeli aşamasında “üçüncü yol” düne göre çok daha büyük hayati önem taşıyor. Ancak “üçüncü yolu”, “pasif tarafsızlık” olarak yorumlamamak gerekiyor. Savaşın merkezi Kürdistan’dır. Kürt halkı “pasif” bir şekilde savaşın sonucunu bekleyerek kaderini belirleyemez. Şimdi “aktif tarafsızlık” konumuna geçme zamanıdır. Aktif tarafsızlık ne demektir?
Savaşan taraflardan birini desteklemeyi ve onunla birlikte savaşa bulaşmayı reddetmektir. Buna karşılık, savaşanlardan birini destekleyerek “statü” kazanma gibi, diğerinin kudurgan düşmanlığını kazanmaya yol açacak bir taktik yerine, savaşanların aralarındaki çelişkilerden yararlanarak, bütün parçalarda “ulusal birliği” kurarak, savaş karşıtı İran, İsrail, Amerikan, Avrupa, Rus, Küba ve Çin halklarıyla dayanışma içinde ve kendi gücüne dayanarak bulunduğu topraklarda yenilmez bir güç haline gelmektir.
Tecrübe nettir: Devletlere güvenilmez. Devletlerin aralarındaki çelişkilerden yararlanılır. Amerikancılık da Rusçuluk da İsrailcilik de İrancılık da bizden uzak dursun. Bize el uzatanın elini sıkarız, ama diğer elimizi her ihtimale karşı yumruk halinde hazır tutarız.
“Üçüncü yol”dan yeni şartlarda benim anladığım böyledir.









